1. YAZARLAR

  2. Ramazan BALCI

  3. İmam Bediüzzaman Balkan harbine katıldı mı?
Ramazan BALCI

Ramazan BALCI

Yazarın Tüm Yazıları >

İmam Bediüzzaman Balkan harbine katıldı mı?

A+A-

Kronolojiye bakıldığında İmam Bediüzzaman’ın Balkan faciasının yaşandığı kara günlerde İstanbul’da olduğu görülür. Esasen Üstadın ikinci İstanbul macerası Balkan harbinden birkaç ay önce başlamıştır.
Sultan Reşad’ın 5 Haziran 1911 tarihinde çıktığı 22 günlük Rumeli seyahatine katılan Üstad çeşitli vesilelerle bu seyahate atıfta bulunur:

“İttihatçılar zamanında Sultan Reşad\'ın Rumeli\'ye seyahati münasebetiyle Kosova\'ya gittim. O vakit Kosova\'da büyük bir İslami darülfünun tesisine teşebbüs edilmişti. Ben orada hem İttihatçılara, hem Sultan Reşad\'a dedim ki: \'Şark  böyle bir darülfünuna daha ziyade muhtaç ve alem–i İslamın merkezi hükmündedir.\' O vakit bana vaad ettiler. Sonra Balkan Harbi çıktı. O medrese yeri (Kosova) istila edildi.\'(1)

Sultan Reşad’ın Rumeli seyahatini takip eden günlerde yeni bir felaket başladı. Öteden beri Trablusgarp ve 12 adalara göz koyan İtalya,  İngiliz ve Fransız hükümetlerinin desteği ile 29 Eylül'de Osmanlı Devleti'ne karşı savaş ilan etti.  Aynı gün  Adriyatik Denizi'ndeki bazı Osmanlı gemilerini batırdı.
Osmanlı Trablusgarb’a bir ordu gönderemezdi. Ama Aziz Şehid Enver Paşa, arkadaşları ile birlikte Afrika’ya koştu. Yerel güçleri örgütleyerek başlattığı direniş, küstah İtalyanları tıpkı Çanakkale’de olduğu gibi çıkarma yaptıkları sahilde boğmuştu.

Ne varki Balkan milletleri fırsat kollamaktaydı. Osmanlı’nın İtalya ile savaşta olmasından yararlanan Rusya, Balkan Devletleri  (Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ) arasında kurduğu ittifakı Osmanlı toprakları üzerine saldı.  Türkleri Balkanlardan atmak için harekete geçmişlerdi. 
Osmanlı Devleti her ne pahasına olursa olsun İtalya ile barışa razı oldu, çünkü Ege Denizi'ndeki İtalyan donanması, Makedonya'ya yardım gönderilmesini engelliyordu. Sonuçta 15 Ekim 1912 tarihinde İsviçre'nin Ouchy (Uşi) kentinde Trablusgarp’ı İtalyanlara bırakan anlaşma imzalandı.
Buna rağmen Balkan savaşları büyük bir hezimetle sonuçlandı. Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan orduları, Makedonya'yı tamamen işgal ederken  Bulgaristan ordusu, ancak Çatalca'da durdurulabildi. Sevgili Edirne Bulgarlara terk edilmişti.

Harbin ilk döneminde Trablus’ta bulunan Hürriyet kahramanı Enver Bey, İstanbul’a gelmiş Babıâli baskını ile hükümeti değiştirmiş, Balkan devletleri arasında çıkan anlaşmazlıktan yararlanarak ısrarlı takip sonucunda başlattığı ikinci savaşta, Edirne’nin geri alınmasında öncü rolü oynamıştı.   (8 Ekim 1912 - 18 Temmuz 1913)

Konumuzu ilgilendiren iddia bu noktada başladı. Bazı eserlere göre İmam Bediüzzaman, milis kuvvetlerin başında Enver Paşa ile birlikte Edirne’ye giren süvariler arasındaydı.
Üstadın hatıralarının devamına göre, Balkan savaşının sonun kadar Üstad İstanbul’da kalmıştı. Zira Kosova istila edildikten sonra Üsküp\'te açılmak istenen İslam Üniversitesine ait ödenek, İslam coğrafyasının kalbinde yer alan Van’da kurulacak Medresetüzzehra’ya tahsis edilmişti. İmam Nursi, 20.000 Osmanlı lirası olan bu ödeneğin 1000 lirasını aldıktan sonra İstanbul’dan ayrıldı.

İTTİHAT VE TERAKKİ HAKKINDA YANLIŞ BİLİNENLER

İttihat-Terakki denilince tamamı mason, hilafet ve saltanat düşmanı, batıcı laik, İslamiyet’e karşı inkarcı ve ırkçı bir yapıyı hatırlamak özellikle sağ kesimde neredeyse kesin bir itikat haline gelmiştir. Oysa İttihatçılık homojen bir yapıyı ifade etmez, İttihatçılık Meşrutiyet öncesinde muhalefetin ortak ismi olmuştur. Ortak payda Sultan Abdülhamid’i tahtan indirmektir. Bu maksat ile, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, milliyetçiler, İslamcılar, Laik Avrupa perestler, liberaller ve masonlar bir süre birlikte çalışmışlar, özellikle Avrupa’da yapılan Jöntürk kongrelerine tüm sayılan taraflar ortak olarak katılmışlardı. Bu kesim Hürriyetin ilanından sonra İttihat ve Terakkinin sivil bürokrat ayağını oluşturacaktı.
Ancak ordu içinde örgütlenmek üzere Selanik’te kurulan İttihad ve Terakki yukarda adı geçen genel İttihatçılıktan ayrı bir yapıydı. Bu örgütlenmeye gayr-i müslimler alınmamıştı. Niyazi Bey ve Enver Paşa gibi İttihad-ı İslam taraftarları bu yapıda etkiliydi.

Bu dönemde İttihatçıların masonluğu ile ilgili ileri sürülen iddiaların ayrı bir öyküsü vardı! Sultan Abdülhamid döneminde siyasî örgütler ciddi bir takip altında tutulmakta, ele geçenler soluğu Fizan’da almaktaydı.
Masonlar akıl hastası olduğu bahanesi ile gözaltında tutulan Sultan Murad’ı Avrupa’ya kaçırmak için birkaç defa ciddi girişimlerde bulunmuşlardı. Öte yandan Avrupa’nın maddi katkısı –borçlanma- yapılmadan devletin idaresi mümkün değildi. Sultan masonlarla anlaşarak bu iki konuyu çözüme bağladı.

Sultan mabeyincilerini ve yaverlerini Mason balolarına göndermiş,100-150 altın bağışta bulunmuştu. Ayrıca donanmanın başına İngiliz ve Mason Hobart ve Woods Paşaları getirmişti. Buna karşılık Masonlar Sultan Murad işi ile uğraşmayacak, borçlanmalara yardımcı olacaklar, siyasete bulaşmamaları şartıyla İmparatorluk içinde rahat bir şekilde örgütleneceklerdi. Ayrıca Mason törenleri "Padişahım çok yaşa" alkışı ile başlayacaktı.
Böyle bir ortamda muhalefetin polis takibinden kurtulmak için mason localarını seçmesi hiçte yadırganacak bir durum değildi. Zira örgütlenme için en rahat yerler Mason localarıydı. Ayrıca o dönemde her millet kendi locasını kendi kuruyordu. Loca içerisinde yerel liderlerin tasfiye edilerek İsviçre ve İtalyan masonlarının işi ele alması cihan harbinden sonra gerçekleşti.

Bu tarihe kadar Milliyetçi ve Müslüman bir çok aydın ve devlet adamı ülkeye hizmet gayesi ile farklı isimlerle kurulan bazı mason derneklerine katılmışlardı. İşin mahiyeti anlaşıldıktan sonra aydınlar örgütleri terk ettiler. Ama günlük siyaset için siyasi rakiplerinin elinden kurtulamadılar. Onların masonluğu sürekli gündemde tutularak ucuz yoldan halkın gözünden düşürme gayreti – özellikle bazı isimler için- günümüze kadar sürdürüldü.
Bu zorunlu izah İmam Nursi’nin Enver Paşa ile olan ilişkilerini değerlendirmede yardımcı olacağı düşüncesiyle yapıldı.

BEDİÜZZAMAN BALKAN SAVAŞINA KATILDI MI?

Bu konu daha önce tarihçi yazarları arasında genişçe tartışıldı. Özetle Cemal Kutay’ın Teşkilat-ı Mahsusa dosyalarında gördüm diyerek Üstad’ı Edirne’ye giden Süvariler arasında gösteren beyanlarına, Üstad hakkında ciddi çalışmalar yapan değerli ağabey  A. Badıllı belge isteyerek karşı çıktı. Ben bu konuyu kendi bakış açıma göre değerlendirdikten sonra bu yazıyı kaleme almama sebep olan iki resim üzerinde duracağım.

Üstad, meşrutiyetten önce İttihatçıların İttihad-ı İslam taraftarı olan kesimi ile irtibat halindeydi. Tarihçelerde geçen nefyedilme olaylarının aslı, meşrutiyet lehindeki fikirleri anlatmak için yaptığı seyahatler sırasında vali ve mutasarrıfların bu düşüncelerden ürküp onu il dışına çıkarmasından ibaretti. Hürriyetin üçüncü gününde Selanik’te -şöhret düşkünü bunca İttihatçı varken- meşhur hürriyet nutku için tören alanında kürsüye çıkarılması, bu irtibatı isbat eden bir durumdu. Rumeli seyahati, Medresetüzzehra projesi de aynı yakınlığın işaretleriydi.

Bu pozisyonda bir insanın Enver Bey Trablusgarp’tan döndükten sonra onunla görüşmemesi, ya da Bulgarlar Çatalca’ya gelmişken Edirne için yapılan hazırlıklara ilgisiz kalması mümkün görünmemektedir. Bu nokta dikkate alındıktan sonra yeni bir belge elde edilene kadar bunun büyük ihtimalle mümkün olduğu, ama şimdilik kesin bir şey söylenemeyeceği ileri sürülebilir. Ancak Üstadın hayatını, kendi malumatından ibaret sayan bir anlayışın kalkıp “hayır böyle bir şey olmamıştır” demesi doğru bir tavır değildir. (İlk yazılarımdan birinde Üstad’ın Nusaybin’de iken merkeze ihbar edildiğini gösteren bir belge neşretmiştim. O yazıma böyle bir tavır gösterildi. Oysa Abdurrahman Nursi’nin tarihçesinde Üstad’ın Mardin’den nefyedildiği bilgisi vardı. Mardin’e giden Üstad, Nusaybin’e niçin gitmiş olamazdı?) 

MİLLİ İBRAHİM PAŞA, NASIL BEDİÜZZAMAN YAPILDI?

milli_ibrahim_pasa.jpgÜstad’ın Balkan savaşı ile ilgili hatırası öteden beri merakımı çeken bir konu oldu. Doğrusu bu konuda henüz ciddi bir bilgi elime geçmedi. Yıllar önce Üstad’ın Balkan savaşına giderken at üzerinde çekilmiş bir resminin gazetelerde yayınlandığını işitmiştim. Sonunda adı geçen resmi İlhan Bardakçı’nın kitabında buldum. -Bardakçı’nın bu kitabı o tarihte Milliyet gazetesinde yayınlamış olduğunu öğrendim- Buldum bulmasına ama, karşımdaki resim Üstad’ım değildi. Nasıl yıllar yılı -bir kısım Nurcular da dahil olduğu halde- insanları kandırmışlardı.
Bediüzzaman adıyla yayınlanan resim, Milli Aşireti reisi meşhur Milli İbrahim Paşa idi. Bir süredir o alanı çalıştığım için İbrahim Paşa’nın resmini tanıyordum.
 
BİR HAMİDİYE PAŞASI: MİLLÎ AŞİRET REİSİ İBRAHİM PAŞA

"Hamidiye komutanlarının taçsız kralı” olarak anılan İbrahim Paşa büyük Milan Konfederasyonunun şefiydi Milan Sünnî Kürtler'in yanında, kısmen Arap ve Yezidî Kürtler'i de kapsıyordu. Viranşehir'de sağlam karakollar vardı. Urfa ve Rakka'daki aşiretlerin çoğu göçebeydi.
İbrahim Paşa 1863'te aşiret reisi olmuş uzun süren çarpışmalardan sonra Arap komşuları Şammar aşiretini haraca bağlamıştı. Bu olaydan sonra İbrahim'in egemenlik alanı genişledi.(2)

milli_ibrahim_pasa2.jpgSultan Abdülhamid, Hamidiye alaylarını kurarken aşiretler arası dengeleri gözetmiş, Kürtler arasında bulunan ezelî düşmanlıklarda, alayların birer intikam aracı olarak kullanılmasını önlemek istemişti.
Ne varki Aşiret alayları Kürtler arasında millî birliğe ve Kürt toplumunun geliştirilmesine hizmet etmekten uzak kaldı. Özellikle Millî Aşireti Reisi İbrahim Paşa ve Cizreli Mustafa Paşa, yine kendileri gibi Kürt aşiretlerine  çok acımasız davranmışlardı.
Millî aşiretinde kurulan Hamidiye Alaylarına paşa yapılan İbrahim, 100 yıllık bir intikamın peşine düşmüştü. Dedesi Temur Paşa, 1794 yılında isyan etmiş, Diyarbakırlı İbrahim Hafid Paşa tarafından şiddetle bastırılmıştı. İbrahim Paşa, bu nedenle Diyarbakır'ı özellikle rahat bırakmıyor, soygunlar düzenliyordu. Bu soygunlardan bezginlik getiren halk, 1905 Temmuzunda "Telgrafhaneyi” bastı. Sultan, İbrahim’i bölgeden uzaklaştırmak için kendisine 1905-1907 yılları arasında, Hicaz demiryolunu koruma görevi verdi.

Gazze Urbanı, Şemmar ve Karakeçili aşiretleri ile devamlı savaş halinde olan İbrahim, 1907 yılından sonra  soygunlara yeniden başladı. Diyarbakırlılar, telgrafhaneyi ikinci kez işgal ettiler. Onbir gün boyunca haberleşme kesildi. Hindistan, Çin, Avustralya ve diğer Asya ülkeleriyle Avrupa arasındaki haberleşme, Diyarbakır üzerinden sağlanıyordu. Divan-ı Harp, İbrahim Paşa'yı Halep'e gönderme ve gasbettiği malları sahiplerine iade etme kakarı aldı. Askeri birlikler eşliğinde Diyarbakır ve Siverek halkından gönüllü güçler tarafından sarılan İbrahim Paşa, sancaktarı Hüseyin Genco’nun (3)   yardımı ile Sincar dağlarına çekildi. Nusaybin'in güneyinde Çakmak geçidi Safiye-Esved mevkisinde bir kabirde ancak ölüsü ele geçirilebilen İbrahim’in memleketine taşınmasına izin verildi.(4)  İbrahim Paşa’dan ele geçirilen malların ayrılması için bir komisyon kurulmuş,  dava sahipleri mallarını aldıktan sonra, elde kalanlar paşanın geçmiş yıllar vergi borçlarına karşılık olarak satılmıştı.(5) 

Mili Paşa’nın adı geçen resmi, Milli İbrahim paşa; Hugo Grothe Geopraphische  Charakterbilde Leibzig 1909 ve Milli İbrahim Paşa; Reymund H. Keyorkiau Paul B. Pabodyian Leb Armanien 1900 gibi eserlerde yayınlanmıştı.
İlk bakışta Bediüzzaman diye İlhan Bardakçı’nın yayınladığı resmin Milli İbrahim Paşa olduğu görülmektedir. Bu konu izaha gerek olmayacak kadar açıktır. Bu yazıda farklı konulara temas edilmiş olmakla birlikte Üstad’ın hayatı ile ilgili bir yanlışın daha tashihi mümkün olmuştur.

DİPNOTLAR:
1-Emirdağ Lahikası, s. 402
2-Martin van Bruinessen, Ağa, Şeyh ve Devlet,  s. 230
3-Naci Kutlay, İttihat Terakki ve Kürtler,  s, 46; Kutlay’ın verdiği bilgilere göre İbrahim Paşa'nın sancaktarı Hüseyin Genco, Derik ilçesine bağlı "Kesra Kenco"da oturuyordu. Mardin Milletvekili Ahmet Türk'ün dedesidir. 1905 yılı Diyarbakır Salnamesi'nde "Alay kâtibi Hüseyin Efendi" diye geçer. Yüzbaşı vekili rütbesine sahipti. Hüseyin Genco, Millî'li İbrahim Paşa'ya yardım ederek onun Sincar'a doğru kaçmasına yardım etti
4-DH.MKT. 2624/50
5-DH.MKT. 2671/57

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
5 Yorum