1. YAZARLAR

  2. İsmail AKSOY

  3. İkinci İşaretten İşaretler-2
İsmail AKSOY

İsmail AKSOY

Yazarın Tüm Yazıları >

İkinci İşaretten İşaretler-2

A+A-

(Onuncu Söz, İkinci İşaret)

(…Öyle de ulûhiyet de, peygamberleri göndermekle kendini göstermeksizin mümkün değildir.)

 

Ma’budiyet mânasında olan ulûhiyet sıfatını nasıl açıklıyabiliriz ?

Şöyle ki: Allah, Vacibu’l-Vücud olan Ma’bud demektir. Allah ismi, bin bir İlâhî ismi içine alan Zât-ı İlâhînin alemidir, işaretidir. Bununla birlikte en başta ulûhiyet sıfatını göstermektedir. Ulûhiyet ise, mümkinatın tamamının; zerreden arşa, arştan zerreye, ezelden ebede, ebedden ezele kadar her şeyin O’nun ma’budiyetine karşı kul ve köle olmasıdır. Evet güneş, ay, hava, su, toprak kısaca bütün mevcudat O’nun abdi ve kölesidir. 

 

Ulûhiyet sıfatı risaletsiz olamaz. Zira ulûhiyet sıfatının açıkça görülmesi, ancak peygamberler aracılığıyla mümkündür. Bunun için Hazret-i Nuh, Hazret-i Hud, Hazret-i Salih, Hazret-i Şuayb gibi bütün peygamberler, nev-i beşeri bir tek ilâhın varlığına ve birliğine davet etmişler, yalnız O’na kul olmaya çağırmışlar, ulûhiyet ve ma’budiyet sıfatlarında Allah’ın ortağı olmadığını cin ve inse ilan etmişlerdir. Kur’ân-ı Kerim, pek çok ayet-i kerimesinde peygamberlerin bu ortak davetini şöyle beyan buyurmaktadır:

 

يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلهٍ غَيْرُه

“(Ey kavmim!) Yalnız (Allah'a ibadet edin, sadece O’na kul olun.) Çünkü (sizin için Ondan başka bir ilâh yoktur.) Ulûhiyet ve mabudiyet sıfatları, O’na hastır. Ondan başka ibâdete lâyık hiçbir varlık tasavvur edilemez.”

 

وَاِلهُكُمْ اِلهٌ وَاحِدٌ لَا اِلهَ اِلَّا هُوَ الرَّحْمنُ الرَّحيمُ

“Ey insanlar! Gaflete düşmeyiniz. Sizin gibi fânî ve yaratılmış olan şeylere tapmayınız. Onları mabud edinmeyiniz, sizin gibi aciz ve zaif olan varlıklara ibadet etmeyiniz (ve) biliniz ki; (sizin İlahınız) Mabudunuz (bir tek ilahtır.) Benzeri ve şeriki olmayan Yüce Allah'tır, hepiniz O’nun kullarısınız. (Ondan başka ilâh yoktur.) Bütün kâinatın İlahı ve Mabudu yalnız O’dur. O, (Rahman ve Rahim’dir.)”

Demek bütün peygamberlerin gönderiliş gayesi, insanları bir tek Mabud’a ibadet etmeye davet edip, onları tağutlara ibadet etmekten sakındırmaktır.

 

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فى كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولًا اَنِ اعْبُدُوا اللّهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ

“(Zat-ı Ulûhiyetime kasem ederim ki;) muhakkak (her ümmete, Allah'a ibadet ediniz) yalnız O’na kullukta bulununuz (ve tağuta ibadetten kaçınınız diye peygamber göndermişizdir.)”

Ayet-i kerimede geçen “tağut” kelimesi; Allah’dan başka kendisine ibadet edilen her varlığın adıdır.

 

O halde bütün peygamberler, beşeri beşere kul olmaktan kurtarıp, bir tek Mabud’a kul olmaya davet etmek için gönderilmişlerdir. Nemrud ve Firavun gibi rubûbiyet ve ulûhiyet davasında bulunanların bâtıl davalarını iptal etmişlerdir. Hem peygamberler, insanların kendi heva-i nefislerini kendilerine ilâh edinmelerini de yasaklamışlardır.

Şimdi ulûhiyet ve mabudiyet sıfatlarının tekvinî olarak kâinatta nasıl tezahür ettiğini açıklamaya çalışalım, daha sonra teklifi onun üzerine bina edelim inşâallah:

Her bir sıfatın kâinatta fiil suretinde bir tecellisi/yansıması olduğu gibi; ulûhiyet ve mabudiyet sıfatlarının da fiil suretinde bir tecellisi vardır. Şöyle ki; ulûhiyet ve mabudiyet sıfatlarına haiz bir Gaybî Zât  var ki; O Zat, kâinatta her şeye bir kanun koymuş, herkes o kanuna boyun eğip itaat eder. Demek ulûhiyet, ma’budiyet manasında olup her şeyi emrine musahhar edip kanunlarına itaat ettirmekle onlara bir nevi ibadet ettirmektir. Bir iki âyet-i kerime örneği ile, bütün mevcudatın O Mabud-u Bilhakk’a nasıl boyun eğip itaat ettiğini yüce Ma’bûdumuz şöyle beyan buyurmaktadır:

 

تُسَبِّحُ لَهُ السَّموَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ فيهِنَّ وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه

“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan bütün mevcudat, hal ve kal lisanıyla  O'nu tesbih eder. O'nu hamd  ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur.”

 

اِنْ كُلُّ مَنْ فِى السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ اِلَّا اتِى الرَّحْمنِ عَبْدًا

“(Göklerde ve yerde olan şeylerin hepsi, Rahman’a kul olarak vücuda gelmiş mahlukattan başka bir şey değildir.) Bunların hepsi Allahu Teâlâ'nın emrine boyun eğmiş, itaatkâr kullardır. O’nun varlığını ve birliğini tasdik etmişler, O’nun rububiyetini kabul edip O’na iltica etmektedirler, O Mabud-u Bilhak’ka kul olmakla iftihar etmektedirler. ”

 

Şimdi âlemde görünen ulûhiyet ve mabudiyet sıfatlarını, misallerle açıklayalım: Meselâ; semavî cisimlerden  olan ve düzen içinde çalışan şu âlemin zenbereği hükmünde bulunan güneşe bakıp görüyoruz ki; güneş, o azamet ve cesametiyle beraber her gün kendisine tayin edilen kanun dahilinde bir düzen ve intizamla doğudan doğup, batıdan batmaktadır. Bugünkü pozitif ilimlerin tesbitiyle kendi ekseni etrafında hızla dönmektedir. Yaratıldığı günden bugüne kadar vazifesini aksattığı, tâbi olduğu kanuna isyan ettiği asla görülmemiştir. Cenab-ı Hak’tan aldığı “Dön!” emrine karşı iştiyakla semaa kalkmış gibi bir vaziyet alarak, bir saniye bile olsun o İlâhî emre muhalefet etmemiştir. Nur Suresinin 41. ayet-i kerimesinin açık ifadesiyle kendisine mahsus namazını ve tesbihini bilmiş, ibadetini layıkıyla yapmış ve yapmaktadır. Aynı zamanda on iki seyyareye imam olmuş, onları da arkasına alıp kendilerine ait vazifelerini yapmalarına vasıta olmak suretiyle ubudiyetlerinin yerine getirilmesine sebeb olmaktadır. İşte büyük ve mühim varlıklardan olan güneşe bu vazifeyi aksatmadan mükemmel bir tarzda gördüren bir Zat, bu suretle şuur sahiplerina, özellikle insana ulûhiyetini gösterip boyun eğmesini istemektedir.

Şu âlemde tekvinî kanunlar suretinde azami bir surette ulûhiyetini izhar eden bir Zat, elbette cin ve inse de peygamberler vasıtasıyla teklifî kanunlar koymuştur. Madem peygamberler ve semavî kitablar vasıtasıyla cin ve ins mükellef tutulmuştur. Bu mükellefiyet ve sorumlulk  bir hesab gününü gerektirir. İşte Nur Suresinin 41. ayet-i kerimesinin sonunda zikredilen; وَاِلَى اللّهِ الْمَصيرُ  “ Dönüş Allahadır “ cümlesi, bu gerçeği veciz bir surette beyan etmektedir.

  

DİPNOTLAR :

1. A’raf,7: 59, 65,73, 85; Hud 50, 61, 84; Mü’minun 23, 32

2. Bakara, 2: 163

3. Nahl, 16: 36

4. İsra, 17: 44

5. Meryem, 19: 93

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum