1. YAZARLAR

  2. Mert İNAN

  3. Ihlamur ağacı
Mert İNAN

Mert İNAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Ihlamur ağacı

A+A-

Oturduğum apartmanın zemin katının arka bahçesinden yükselip çatıya kadar uzanan bir ıhlamur ağacı var. Her yaz ıhlamur vermese de arka balkonlardan evlerimize mis gibi kokusunu doldurur. Zemin katımız uzun zamandır boş olmasına rağmen o ağaç hep vardı ve her zaman yemyeşildi yazları. Şu an bulunan komşumuzun da sulayıp sulamadığını bilmiyorum. Peki, kim gönderiyordu suyunu? Nasıl oluyor da bir apartman boyundaki bir ağaç kimsenin bakımına muhtaç olmadan hayatını devam ettiriyordu? Acaba o ağaç bunu yapabilecek kabiliyette miydi? Benim o mis gibi kokuya, yazın gelişinin habercisine ihtiyacım olduğunu biliyor muydu?

Kendi kendime bu sorgulamaları yaparken iftar vaktinin yaklaştığını fark ettim. Hep birlikte sofraya oturup iftarı beklerken, oradaki lisan-ı halimiz bana şu paragrafı hatırlattı:
“Ramazan-ı Şerifte ise, ehl-i iman, birden muntazam bir ordu hükmüne geçer. Sultan-ı Ezelinin ziyafetine davet edilmiş bir surette, akşama yakın "Buyurunuz" emrini bekliyorlar gibi bir tavr-ı ubudiyetkârâne göstermeleri, o şefkatli ve haşmetli ve külliyetli Rahmâniyete karşı, vüs'atli ve azametli ve intizamlı bir ubudiyetle mukabele ediyorlar.”(Yirmi Dokuzuncu Mektup, sf. 388)

O anda sofrada bekleyen sadece ben değildim. Sadece benim ailem, benim oturduğum şehir, benim yaşadığım ülkede de değildi. Dünyanın dört bir yanından Müslümanlar oturmuş hepimiz O’nun emrini bekliyorduk. O’nun emri ve izni olmadan boğazımızdan bir damla su bile geçmiyordu, geçemiyordu.

Ezan okunmuş, oruçlarımızı açmıştık. İftarda her su içişimde, yaz günlerinde tuttuğu uzun oruçtan sonra bana gelip “Yahu suyun tadı meğer ne kadar güzelmiş, hiç fark etmemiştim bugüne kadar!” diyen arkadaşımı hatırlarım. Üstad Hz.lerinin nasıl ahirzamana hitap ettiğini bir kez daha anlarım: “İşte, Ramazan-ı Şerifteki oruç, hakikî ve hâlis, azametli ve umumî bir şükrün anahtarıdır. Çünkü, sair vakitlerde mecburiyet tahtında olmayan insanların çoğu, hakikî açlık hissetmedikleri zaman, çok nimetlerin kıymetini derk edemiyor. Kuru bir parça ekmek, tok olan adamlara, hususan zengin olsa, ondaki derece-i nimet anlaşılmıyor. Halbuki, iftar vaktinde, o kuru ekmek, bir mü'minin nazarında çok kıymettar bir nimet-i İlâhiye olduğuna kuvve-i zâikası şehadet eder. Padişahtan tâ en fukaraya kadar herkes, Ramazan-ı Şerifte o nimetlerin kıymetlerini anlamakla bir şükr-ü mânevîye mazhar olur.
Hem gündüzdeki yemekten memnûiyeti cihetiyle, "O nimetler benim mülküm değil. Ben bunların tenâvülünde hür değilim. Demek başkasının malıdır ve in'âmıdır; Onun emrini bekliyorum" diye, nimeti nimet bilir, bir şükr-ü mânevî eder.
İşte, bu suretle oruç çok cihetlerle hakikî vazife-i insaniye olan şükrün anahtarı hükmüne geçer.”(Yirmi Dokuzuncu Mektup, sf. 388)

Suyun tadının olduğunu fark ediyoruz Ramazan’da. Anlıyoruz ki “Allahuekber”lerle başlayan ezanda O’nun büyüklüğünü tasdik etmezsek boğazımızdan bir damla su geçemez. Bu yüzden nefsin iflas ettiği noktadır oruç. Anlar ki nefis, kendisi malik değil, istediği gibi her canının çektiğine elini uzatamıyor.

“Nefis, kendini hür ve serbest ister ve öyle telâkki eder. Hattâ, mevhum bir rububiyet ve keyfemâyeşâ hareketi, fıtrî olarak arzu eder. Hadsiz nimetlerle terbiye olunduğunu düşünmek istemiyor. Hususan, dünyada servet ve iktidarı da varsa, gaflet dahi yardım etmişse, bütün bütün gasıbâne, hırsızcasına, nimet-i İlâhiyeyi hayvan gibi yutar.
İşte, Ramazan-ı Şerifte, en zenginden en fakire kadar herkesin nefsi anlar ki, kendisi mâlik değil, memlûktür; hür değil, abddir. Emrolunmazsa, en âdi ve en rahat şeyi de yapamaz, elini suya uzatamaz diye, mevhum rububiyeti kırılır, ubudiyeti takınır, hakikî vazifesi olan şükre girer.”(Yirmi Dokuzuncu Mektup, sf. 389)

Nefis, anlıyor ki o nimetleri gönderen bugüne kadar gördüğü tablacılar değildir. O’nun emri olmadan bir damla suyun boğazından geçemeyeceğini anlıyor ve “hakiki vazifesi olan” şükre giriyor.

Nefsimi doyurmayı bitirip sofradan kalktıktan sonra tekrar arka balkona çıkıyorum. Mis gibi ıhlamur kokusunu içime çekiyorum ve anlıyorum ki o ıhlamur ağacının köküne giden ve benim boğazımdan geçen bir damla su aynı emirle gönderiliyor. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
5 Yorum