1. YAZARLAR

  2. Himmet UÇ

  3. Hz. İbrahim ve Bediüzzaman
Himmet UÇ

Himmet UÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Hz. İbrahim ve Bediüzzaman

A+A-

İbrahim Aleyhisselam’ın, Urfa’da doğduğunu  gösteren izler var, onun doğduğu söylenen yer Balıkligöl’ün doğusunda yer almaktadır. Dergah Camiisinin avlusunun güneyinde bulunan mağarada Hz İbrahim’in doğduğuna dair Urfa’da yaygın bir inanç vardır. Bu inanca göre Hz İbrahim’in (AS) doğduğu sene erkek çocukları öldürmek isteyen Nemrud’dan çocuğunu kurtarmak için annesi bu mağaraya gelmiş ve burada doğurmuştur. Hz İbrahim’in bu mağarada çok kısa bir sürede harikulade büyüdüğü rivayet edilir. Mağara ziyaretçilere açıktır, içeriden çıkan su da şifalı olarak bilinmektedir. Bu mağaranın yanında onun hatırası için Mevlid-i Halil Camiisi yapılmıştır. Küçük olduğu için daha sonra yanına Dergah camii inşa edilmiştir.

Urfa’nın oluşumu Hz İbrahim’in olayına dayanmaktadır. Allah beşeri oyunu, ilahi bir oyunla telafi ederek ondan bir din çıkarmıştır. Onu mancınıkla ateşe atmak istemişler. Bu tarihi adanın etrafında dolaştım sabahleyin erkenden. Mancınıklar yekpare taş olan zemin üzerine inşa edilmiş, oradaki kale ve üzerindeki mancınıklar heybetli bir görünüş  içinde. Mancınıklarla ateşe atılmak istenmiştir, bu inkar-ı uluhiyet fikrinin temsilcisi olan Nemrud’un nemrudane bir oyunudur. Onunla tevhidi yer yüzünden çıkarmak ister ama Allah bütün peygamberlerin dip koçanı olan Hz. İbrahim’i bu oyunla heba edecek değildir.

O mancınıkların bulunduğu yerden atıldığı yere bakınca çok haşmetli bir görüntü var. Mancınıklar hazırlanmış daha sonra Hz. İbrahim onlara yerleştirilmiş. O münkir adamların bu hazırlık dönemlerinde Hz. İbrahim nasıl bir tavır ve tutum takınıyordu, diğerleri neler yapıyorlardı insan merak ediyor. O yüksek kulelerden aşağıya bakan peygamber neler düşündü? En büyük aktörünün böyle bir oyunla heder etmeyen Allah, kulu olun peygamber için hizmetçisi olan ateşe emretti “Ey ateş İbrahim’e karşı serin ve selametli ol!” Bir kumandan-ı azamdan diğer askerine bir emir. Biri peygamberi, diğeri ise bütün insanlığın hizmetine verilmiş ateşi idi Allah’ın. Bu birlikteliği bilmeyen Nemrut, ateşi kendi tasarrufunda sanan bir azametli aptaldı.  Ateşi yaratan ve insanlığın emrine veren Allah, ateşe bu emri verince ateş efendisinin emrine itaat eder, onu yakmaz. Ateş suya dönüşür, odunlar da balığa. Nemrud’un kininden doğan oyunu bir anda harika bir estetik oyunla bir güzel şehrin temellerini atar. Olayı seyreden insanlar birden hızla koştular, bir balıklı göl ile buluştular, secdelere kapandılar, “Lailaheillalah İbrahim Halilullah” dediler. Cennete dönüştü yerle gök. Sen bundan sonra bu tevhidi buradan sök! Nemrud’un o anki yüzünü bağlılarının suratını görmek isterdim, ama tahmin edebiliyorum.

Bir başka rivayete göre Nemrud’un kızı Zeliha da Hz. İbrahim’e inananlardandır. Ateşe atmayı gelenek haline getiren Nemrud, kızını da cezalandırır. Hazreti İbrahim‘le beraber ateşe atar. Onun düştüğü yerde de bir su çıkar, zamanla bir göl meydana gelir. Bu göle de Zeliha’nın pınarı anlamında Aynı Zeliha ismi verilir. Bu göl Balıklı gölün güneyinde yer almaktadır. Her iki göldeki balıklar da kutsal sayılmakta ve yenilmemekte ve korunmaktadır. Göllerin milattan önce 3021 yıllarına kadar gittiği seyahatnamelerde belirtilmiştir.

said_nursi_urfa.jpgBalıklı göl oluşunca onun etrafında yer almak isteyen eazım, büyük veliler ona koşarlar, hepsi birlikte onun kaderini paylaşmak isterler. Balıklı göle bakan bütün veliler ve büyük zatlar Hz. İbrahim ile arkadaşlık akdetmişler. Sonra o göl etrafına mabetler yapılmış, büyük insanlar o mekanda ahiret mekanlarını yapmışlar bir din ve bir şehir dünyada yerini almış.

Bediüzzaman Urfa’da bulunmak istemiş. Vefatından on yıl önce eşyalarını ve büyük görevin temsilcisi olan cüppesini oraya göndermiş. Bedeni Isparta’da aklı ise Urfa’dadır. Talebelerini oraya göndermiş ve arkalarında durmuş, sürekli denetlemiş oraları. O, küfrün hakka galip gelmek gibi bir cüret gösterdiği mekanda küfrün ölmemek üzere dirilmemesini ortaya koymak için büyük figürlerini Urfa’ya göndermiş. Ceylan, Abdullah, Hüsnü Bayram, Hulusi, Zübeyr gibi özel seçilmiş ağabeyler orada on yılı aşkın bir süre dersler yapmışlar. Küçük Nemrut’lar onlara hayatı yer yer zehir etmiş, onlar her şeye rağmen işlerine devam etmişler.

Medrese Kadıoğlu Cami’inden Halilür Rahman’a, Balıklı göle bakmış, Hz. İbrahim’in manevi siyaneti altında görevini yapmış. Bediüzzaman’ın ruhunda Urfa arzusu dinmemiş hep geleceğim denmiş ve talebeleri bu fiili beklemişler. Sağlığında gelemeyen Bediüzzaman Isparta’da öleceğini hissetmiş, “gideceğiz, illa gideceğiz” demiş. Arabanın durumu iyi değil, Bediüzzaman ateşli hasta ama o yine gideceğiz der. “Bütün masrafları karşılayın gideceğiz” der. O Balıklgöl, Halilürrahman’daki manevi estetik ve dini cazibenin tesiri ile gideceğiz der. Büyük bir denetim ve polis koridorundan kaça kaça Urfa’ya varırlar. O hasta halinde başka yerde ölmek istemez. Hz. İbrahim’in yani peygamberlerin tevhid davasının trajik oyununa maruz kalmış insanı yalnız bırakmak istemez ona koşar. Çünkü o da tabiat denen büyük Nemrudun başına bela olmuş, onu alemi islamdan defetmiştir. İkisinin mücadelesi de aynıdır. Son mekanları da aynı olmalıdır. Sen olsan ne yapardın? İşte Üstadın “Urfa Urfa” demesinin sırrı bu.

Bediüzzaman ve İbrahim Peygamber. İkisinin trajedisi de ölümden doğmuş, biri ölmek için Halilürrahman’a koşan ahir zamanın büyük fatihi, diğeri bütün peygamberlerin atası bir peygamber. Öldürülmek için ateşe atılır. Bir ölümden bir şehir ortaya çıkar. Bediüzzaman da ölmek için gelir ve ölür. Hz. İbrahim’e yapılan muamelenin bir başka varyantı ona da yapılır. Sağlığında küfrün ve nemrutçukların kulaklarını sağır eden mücadelesinin rüzgarından ölümü ile kurtulduk sanan zavallılar, bir mekana konmasından sonra sükun içindeki mezarın gördüğü azametli ve kısmen yersiz ilgiden rahatsız olmuşlar. “Öldü yine kurtulamadık” diyerek bu sefer mezar taşına ve mezara saldırmışlar, bu da bir başka mancınık. O kadar istekle hasta hasta, görünmeden, Urfa’nın maverasının cazibesinden bu sefer otomobille geldiği muhitlere uçakla geri dönmüş. Her iki şehir için de “taşı ile toprağı ile mübarektir, ahyası emvatı duamdadır” demiş ve Isparta’ya dönmüş. Davayı yöneten aklı külli, Bediüzzaman’ın gönlüne galip gelmiş. Bediüzzaman’ın manevi mıknatisiyeti her Urfa’da hem de Isparta’da rolünü iki mekanda oynamaya devam ediyor.

Urfa bir yana düşer Isparta öbür yana
İkisi de kanat açmış Bediüzzaman’a
Hepsi hikmeti Rabbani, artık anlasana!

Fikirleri ile Anadolu’yu farklı insanları bir araya getiren Bediüzzaman şehirleri de aynı felsefe ile bir araya getirmiş, veyl olsun bunu anlamayan zavallılara.

Sayın Urfalı yetkililere şunu tavsiye ederim. Bu tarihi doku dünyada benzeri olmayan bir antik halı gibi, ama gereken önemi gördüğü söylenemez. Bir takım esnaf kuruluşlarının ekmek teknesine dönüşmüş mancınıkların bulunduğu yerden aşağıdaki mezarlara baktım. Mezar taşlarının hepsi antik değerde birer sanat eseri, bir resim tablosu. Onları temizleterek o terk edilmişliğin karamsarlığından kurtarabiliriz.  İstanbul’da yüzyılların karartısı birçok caminin üzerinden kaldırıldı, aynı şekilde buradaki bu kir ve pas da yıkanılabilir ve temizlenebilir. Urfa’nın evrensel değerleri mahalli alışkanlık ve ülfetin garipliği içinde kaybolmuş, buraları daha medeni ve harika mekanlara çevirmek için yetkililer yeni çalışmalar yapabilirler.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum