1. YAZARLAR

  2. Vehbi KARAKAŞ

  3. Hocam, cennette engelli olmaktan kurtulacak mıyım?
Vehbi KARAKAŞ

Vehbi KARAKAŞ

Yazarın Tüm Yazıları >

Hocam, cennette engelli olmaktan kurtulacak mıyım?

A+A-

Hocam, cennette engelli olmaktan kurtulacak mıyım?

 

Esen Yalı’da bir derse davet edilmiştim. Ayaklarından engelli bir genç de derse gelmişti. Lise birinci sınıf öğrencisi imiş. Adı Ömer’di. 28. Söz’den yani Cennet Risalesi’nden ders yapmamız istendi. “Olur” dedik, başladık. Ömer, O kadar güzel ders dinliyor ve o kadar güzel anlıyordu ki zekâsına, sevecenliğine ve hayat dolu oluşuna hayran kaldım. Bir ara Ömer sordu:

 

-Hocam, ben, cennette engelli olmaktan kurtulacak mıyım?

-Ömerciğim, sen bizden daha mükemmel olacaksın. 33 yaşında, taptaze, güzellerden güzel bir delikanlı olacaksın. Bütün organların tam ve kusursuz olacak. Ömer biz senin kadar garantili değiliz. Sen ahiret açısından bizden daha çok garantidesin; deyince Ömer sesiyle ağlamaya başladı. Beni ve bütün dinleyenleri de ağlattı.

 

Kendimize gelince:

engelli.jpg-Ömer, biliyor musun, dedim, bu gün seni taşımayan ayakların, yarın ahirette senin kurtuluşuna vesile olacak. Bu söylediklerime delil olsun diye bir kaç misal arzedeceğim:

Yüce Rabbimiz kudsî hadislerinde buyurmuşlar ki:

“Ben kulumun iki sevgilisini (yani iki gözünü) almakla imtihan ettiğimde, o buna sabrederse iki göze bedel olarak ona cenneti veririm.”(1)

Peygamber Efendimiz de buyurmuşlar ki:

“Mümin bir kişiye bir ağrı, bir yorgunluk, bir hastalık, bir üzüntü isabet etse, hattâ ayağına bir diken batsa… Bunlar, müminin günahlarına keffaret olur.”(2)

 

SAR’ALI KADIN

 

Atâ bin Ebî Rebâh'ın şöyle dediği rivâyet edilmiştir:

Abdullah bin Abbâs -radıyallahu anhümâ- bana:

- Sana cennetlik bir kadın göstereyim mi? dedi.

Ben:

- Evet, göster, dedim.

İbn-i Abbâs şöyle dedi:

- Şu siyah kadın var ya, işte bu kadın birgün Hz. Peygamber’e (s.a.v) geldi ve:

- Beni sar'a tutuyor ve üstüm başım açılıyor. İyileşmem için Allah'a dua eder misiniz, dedi.

Hz. Peygamber (s.a.v):

-Eğer sabredeyim dersen, sana cennet vardır. Ama yine de istersen, sana şifa vermesi için Allah'a dua ederim, buyurdu.

Bunun üzerine kadın:

- Ben (hastalığıma) sabrederim. Ancak sar'a tuttuğu zaman üstümün başımın açılmaması için dua buyurunuz, dedi.

Hz. Peygamber de sadece bu kadarı için ona dua etti.(3)

Bütün engelli kardeşlerime sesleniyor ve diyorum ki:

 Bu sar’a hastalığı nasıl bu kadının cennete gitmesini garantilemişse, sizin engelli haliniz, hastalıklarınız ve musibetleriniz de sabırlı, şükürlü olduğunuz takdir de inşallah sizin cennete gitmenizi garanti edecektir.

 

AKIL HASTALARININ AHİRETTEKİ DURUMU

 

Efendimiz buyurmuşlar ki:

"Üç kimseden kalem kaldırıldı: Büluğ çağına erinceye kadar çocuktan, uyanıncaya kadar uyuyandan ve şifa buluncaya kadar akıl hastasından."(4) Yani bunlar yaptıklarından veya yapmadıklarından sorumlu tutulmayacaklardır. Bu demektir ki bunlar da cennetliktir.

 

ALLAH ENGELLİLERİN YANINDA

 

“Ben kalbi kırıklarla beraberim”(5) buyuran Allah, bunu Kur’an’ıyla da teyid etmiştir. Hem de alemin gözü, gözdesi, efdali, eşrefi, rahmeti, muhabbeti, kemali, cemali, fahrı, iftiharı ve Kendi Habib-i Edib’i Muhammed Mustafa’sına rağmen. (s.a.v)

Peygamberimiz (s.a.v) Mekke’nin ileri gelenlerine İslam’ı anlatıyordu. Gözleri görmeyen Ümm-i Mektum’ın oğlu Abdullah geldi. Abdullah İslam’ı öğrenmeye çok düşkündü. “Ey Allah’ın Rasulü! Allah’ın sana öğrettiklerini bana öğretir misin?” dedi. Bunu bir kaç kez tekrarlayınca, Peygamber’imiz, yüzünü ekşitti. Peygamberimizin bu tavrı, onu küçük gördüğünden değil, müşriklere İslamiyet’I anlatma ve tebliğ fırsatını kaçırma endişesindendi. Söz yok, sadece bir yüz hareketi ve bir mimik vardı. Hepsi o kadar. İşte bu kadarına da Allah’ın izni ve rızası yoktu ki Allah, indirdiği ayetleriyle Habib-I Edibini uyardı. Bu uyarı Onun (s.a.v) şahsında bütün ümmete bir uyarı idi.

Aşağıda arz edeceğim ayetleriyle Yüce Allah, engellilerin yanında olduğunu, bırakın maddi haklarının çiğnenmesini, onur ve gururlarının ve manevî haklarının dahi incinmesine razı olmadığını ve olmayacağını, onlara sahip çıktığını, onlara sahip çıkana sahip çıkacağını bütün insanlığa ilan etti. Ve şöyle buyurdu: 

Yüzünü ekşitti ve geri döndü. Âmânın kendisine gelmesinden ötürü. Belki o temizlenecek,yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek. Kendini (sana) muhtaç görmeyene gelince, Sen ona yöneliyorsun. Oysa ki onun temizlenip arınmasından sen sorumlu değilsin. Fakat Allah'tan korkup koşarak sana gelenle sen ilgilenmiyorsun. Hayır! Sakın bir daha böyle yapma. Şüphesiz bunlar bir öğüttür. Dileğen bunlardan (Kur’an’dan) öğüt alır.(6)

 

İşte insan hakkına, engelli hakkına saygı buna derler. Yedinci asrın başlarında gelen bu zarafet, bu nezaket, bu hak ve bu saygının neresindedir acaba çağdaş dedikleri medeniyet?

Engellilerin hakkını, onurunu zayi etmeyen Allah hangi hakkı zayı eder?  Bir engellinin onurunu kırıcı en ufak bir davranışı Sevgilisi’nin yanına koymayan Allah, hangi zalimin zulmünü yanına koyar?

Bu olaydan sonra her ne zaman Peygamberimiz a’ma Abdullah’ı görmüşse ona:

-Merhaba ey kendisi hakkında Rabbimin beni uyardığı zat, hoş geldin, der,(7) Abdullah’ı muhabbetinin bağrına basarmış.

Hz. Enes (r.a) anlatıyor:

Rasulullah’ın Zahir adında bir sahabesi vardı. Bu zat, çölden şehre geldikçe çiçek, meyve ve bitkilerden hediye getirirdi. Peygamberimiz (s.a.s.): “Zahir bizim badiyemiz (köyümüz,tarlamız), Biz de onun şehriyiz!” derdi. Çünkü Peygamberimiz de (s.a.s.) çöle dönen Zahir’e şehir ürünlerinden hediyeler verirdi.

 

Birgün Zahir çölden gelmiş, pazarda mallarını satacak yer ararken Peygamberimiz (s.a.s.) takip etmiş ve onu arkasından yakalayıp elleriyle gözlerini kapatmıştı. Zahir: “Kimdir o?” derken, göz ucuyla süzünce Rasûlullâh (s.a.s.) olduğunu anlamıştı.

Bu sırada Hz. Peygamber (s.a.s.) şaka ile: “Bu köleyi kim satın alır?” diyor; Zahir: “Bana kimse kıymet biçmez Ya Rasûlullâh! Zira ben sakat ve çirkin bir adamım!” deyince Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Ey Zahir, dıştan bakanlara göre öyle fazla kıymet biçilmezse de senin Allah katında değerin çok büyüktür.”(8)

 

ÖYLEYSE ENGELLİLERE NASIL DAVRANMALIYIZ?

 

Engellilere davranış tarzımızı iki maddede toplayabiliriz:

1-Bedeni kusurlu olanlara rahatsız edecek şekilde bakmamalıyız. Onları küçük görmekten, lakapla çağırmaktan, alay etmekten kesinkes uzak durmalıyız.(9) Efendiler Efendisi (s.a.v) buyurmuşlar ki: “Bir kimsenin mü’min kardeşini (her hangi bir kusuru ve fiziki engeli sebebiyle) küçümsemesi günah olarak ona yeter.”(10)

2-Yardıma ihtiyaç duydukları hususlarda onlara yardımcı olmalıyız.

A’maya rehberlik etmek, sağır ve dilsizlere analayacakları bir şekilde anlatmak, muhtacı ihtiyaç duyduğu yere götürmek, dertlinin imdadına koşmak, koluna girip güçsüze yardımcı olmak, konuşamıyanın meramını anlatmak sadakadır.(11)

Efendimiz buyurmuşlar ki: “Merhamet, sevgi ve birbirine destek olmada mü’minler bir beden gibidir. O bedenin bir uzvu hastalanınca vücudun diğer organları, hasta organın acısını paylaşırlar.”(12)

Engelli olanlar da, olmayanlar da imtihandadır. Engelli olanlar, sabır içinde şükürle imtihanı kazanacaklar; engelli olmayanlar da, sağlıklarına şükürle, Allah’a ibadetle, bir de engellilere yardımla imtihanı kazanacaklardır.

 

ASIL ENGELLİLER, MANEVÎ ENGELLİLERDİR!

 

Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur. (Bunlar savaşa katılmak zorunda değillerdir.) Kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Kim de yüz çevirirse, onu çok acıklı bir azaba uğratır.(13)

Yukardaki ayetten anlaşılıyor ki görme ve yürüme engelli olanlardan, hastalardan Allah savaşa katılmalarını istememektedir.

Gözü olduğu halde Allah’ın ayetlerini görmeyenler var. Gözü olmadığı halde Allah’ın ayetlerini görenler var. Onun içindir ki asıl körlük, gözün görmemesi değil, aklın, kalbin ve vicdanın görmemesidir. Allah da zaten, gözleri görmeyenlere kör demiyor, göğüslerdeki gönülleri körelmişlere kör diyor.(14) Ve yine buyuruyor ki: “Onlar, sağırdırlar; (Allah’ın ayetlerini duymazlar.) Dilsizdirler; Allah’ın ayetlerini söylemezler. Kördürler; (Allah’ın ayetlerini görmezler.) Ve onlar artık (Hakk’a) dönmezler.”(15)

 

Yine böyleleri yani manevî engelliler hakkında Yüce Rabbimiz yemin ederek buyuruyor ki: "Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır, fakat onunla gerçeği anlamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla gerçeği görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. Bunlar da gafillerin ta kendileridir."(16)

 

AHİRETTEKİ ENGELLİLER

 

Bu dünyadaki engelliler, imanları, sabırları, şükür ve ibadetleri olduğu takdirde ahiretin en mükemmel ve en yakışıklı insanları olacaklar. Bu dünyada engelsiz olduğu halde imanı olmayanlar veya imanı olup salih ameli olmayanla, sağlığını, gençliğini, güzelliğini, servetini, şöhretini ve şehvetini Alah’ın razı olmadığı yerlerde harcayanlar ve günah işlemekte kullananlar, ahiretin hastaları, özürlüleri ve engellileri olacaklardır. Bu dünyada işlenen günahlar, ahirettte engellilik ve hastalıklar olarak o günahları işleyenlerin bedenine musallat olacaktır.

Nefsin ve şeytanın emirlerini dinleyip Allah’dan ve emirlerinden yüzçevirenlerin ahirette engelli olacağını bakın Yüce Rabbimiz nasıl beyan buyuruyor:

 

"Kim Benim zikrimden (Beni anmaktan ve Benim Kur’an’ımdan) yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve Biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz."

 "O da (şöyle) diyecek: -Ben (dünyada iken) gören birisiydim, beni niye kör olarak dirilttin Rabbim?"

Verilen cevap şöyle: "İşte böyle, sana ayetlerimiz gelmişti, fakat sen onları (görmedin) unuttun, bugün de sen işte böyle unutulmaktasın."

“İşte Biz ölçüsüzce davrananları ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezaladırırız; ahiretin azabı ise gerçekten daha şiddetli ve daha süreklidir.(17)

 

Allah insanları, sakatlıkları ve sağlamlıkları açısından değerlendirmiyor; imanları ve salih amelleri takvaları ve ihlasları açısından değerlendiriyor. “Sizin Allah katında en değerliniz, en müttekılerinizdir.”(18) Yani  dini en iyi yaşayanlarınız, anlayanlarınız ve anlatanlarınızdır, buyuruyor.

Bu ayeti tefsir eden hadislerin birinde Fahr-ı âlem Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuşlar: “Şüphesiz Allah sizin servetinize, suretinize, (zenginliğinize ve yakışıklılığınıza) bakmaz. Ancak sizin kalblerinize ve amellerinize (imanınıza, takvanıza ve salih amellerinize) bakar.(19) Bunlarla sizİ tartar ve size değer verir.

 

DİPNOTLAR:

1-Buhari, Merda, 7

2-Müslim, Birr, 57

3-Buhârî, Merdâ, 6; Müslim, Birr, 54

4-Tirmizî, Hudûd, 1

5-Keşfü’lhafa, I, 234

6-Abese, 80 / 1-12

7-Razi, xxxı, 50

8-İbn-i Hanbel, III, 161

9-Bkz. Hucurat, 49 / 11-13

10-Müslim, Birr, 32

11-Bkz. İbn-i Hanbel, V, 169

12-Tecrid-i Sarih, 12 / 128

13-Fetih, 48 / 17

14-Bkz. Hacc, 22 / 46

15-Bakara, 2 / 18

16-A’raf, 7 / 179

17-Taha, 20 / 124-127

18-Hucurat, 49 / 13

19-Müslim, Birr, 33; İbn Mace, Zühd, 9

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum