1. YAZARLAR

  2. Hüseyin KARA

  3. Hiçbir şeyi hiç kimseye dayatma hakkımız yok
Hüseyin KARA

Hüseyin KARA

Yazarın Tüm Yazıları >

Hiçbir şeyi hiç kimseye dayatma hakkımız yok

A+A-

Lemaat ekseninde duygu çağrışımları (6)

Sevilmek, alkışlanmak, fikirlerinin arkasından koşturmak, peşinden kalabalıkları sürüklemek, hep doğruyu söylemek, yanlışı kendine yakıştırmamak, parmakla gösterilmek, ilgi odağı olmak ve kendini göstermeye yönelik daha birçok özellikler insanın hangi tutkusundan kaynaklanır acaba?

Tüm bu isteklerin altındaki nedenler farklı olmakla birlikte insanın özüyle pek de bağdaşmayan nefsin genel anlamda isteklerinin bir tezahürü ile aldatmacası olduğu açıktır. İnsan gibi girift ve karmaşa bir yapıya sahip olan bir varlığın dünya gibi kaypak bir mekânda her şeyinin güzel, düzenli ve yerli yerinde gitmesi mümkün mü? Dünya zıtlarla iç içedir. İnsan da zıtların arsız çocuğu… Hikmet dünyasında zıtların içinde fıtratına uygun düşeni arayıp bulmak ise insanın en büyük imtihanı ve gelişiminin de en büyük fırsatı.

Kendisine tanınan hakmış gibi bir efor, bir gayret ve bir ter harcamadan yukarıda sayılan güzel şeyleri kendisine yakıştırması daha işin başında bir takıntının tuzağına düşmektir. Oysa olumlu ya da olumsuz ihtimaller her zaman yolunun üzerindedir.

Bildiğini söyleme, uğraşlar sonunda vardığı hükmü açıklama, içinden geldiğini davranışlarla ortaya koyma ve olduğu gibi görünme herkesin hakkı ve özgürlüğü. Ama bunlar herkesin hakkı olurken başkalarını etkileme ve başkalarına dayatma gibi bir eylem içine girmek şöyle dursun buna ilişkin herhangi bir niyet beslememek de herkesin sorumluluğunda olan biricik görevi. Özgürlük kadar sorumluluk ve baskıdan uzak durmak, insan olmanın gereğidir elbette.

Herkes fikrini kendi için söyler, kendi fikriyle başkasını asla bağlayamaz; ne kadar haklı da olsa fikrini başkasına dayatamaz. Etkileme konusunda yalnızca kendini etkilemekle, yanlıştan döndürmekle, kendine özür diletmekle ve aynı hatayı bir daha yaptırmamakla sorumludur. Düşünceleri, hayalleri, kurguları ve geleceğe ait projeleri kendinedir. Tehlikelerden önce kendini korumakla görevlidir; sonra fırsat ve uygun bir zemin bulduktan sonra zorlama olmadan başkalarına ışık olmayı hesaba katması ise güzeldir; belki de onun ikinci önceliğidir.

Fikir özgürlüğü İslam’ın ortaya koyduğu evrensel bir değerdir. Herkes fikrini söyleyebilir kimseden bir takdir beklemeden ya da fikrini başkasına dayatma gibi bir niyet beslemeden. Ortaya konulan fikir başkalarınca benimsenip tutulursa ne güzel; yok, pek taraf bulmazsa komplekse girme gibi olumsuz tavrın içine girmenin de âlemi olmaz.

Kur’an hiçbir konuda bir fikirle yetinmemiş. Fikirlerin, düşüncelerin çeşitliliğini, hatta doğru olmak kaydıyla alternatif yollara teşvik etmiştir. O kadar ki insanları düşünmeye âdeta zorlamıştır. “Hâlâ düşünmüyor musunuz?” yollu onca sorularla hakikate ulaşan yolların herkese yetecek kadar çok olduğuna dikkat çekmiştir. İnsan sayısınca meşreplerin, doğruların ve değerlendirmelerin olabileceğini iddia etmek abartı olmaz.

İnsan fikrini ve görüşünü birilerine, başkalarına, uzaktan ve yakından ilgilendiği kalabalıklara rağmen ileri sürmemeli. “Nas” olmayan konularda, kendini yetkin kabul eden, yani kendini kabiliyetli ve uzman kabul eden, fikrini söyleyebilir. Nitekim gerek sahabeler ve gerekse onlardan sonraki dönemlerde birçok müçtehit, içtihatta bulunmuştu. Bu bir zenginlikti; fikir zenginliğiydi, fikir özgürlüğünün onlarca özümsendiğinin işaretiydi. Ama verilmesi gereken konu hakkında beyan ettikleri fikir kendilerini bağlardı, başkalarını değil. Bunu Bediüzzaman, Lemaat’ta şu veciz cümleyle özetlemiştir: “İçtihadın şartını hâiz olan her müstait, ediyor nefsi için nas olmayanda içtihat. Ona lazım, gayre ilzam edemez.” Ve devamında vurguladığı gibi, bu içtihadını herkese şeriat olarak gösteremez. Kendi yetkinliğiyle çıkardığı hükmün, herkesi bağlayıcı bir özelliği olamaz. Müçtehitse, hüküm çıkarmaya yetkili ise, söylediği ancak kendini bağlar. Bediüzzaman bunu bir başka şekilde de ifade etmiştir: “Her müstaid, nefsi için içtihad edebilir, teşrî edemez.”

Yani müçtehit, kendi görüşünü genele teşmil edemez. Böyle bir hükme varmışsa, kendi adına bunun arkasında durması da yiğitliktir. Başkalarının ne dediğine kulak asmamalıdır. Tek başına da olsa aklının, kalbinin ve hatta duygularının ortaklaşa vardıkları sonuç, onun için en doğru olanıdır. Yalnız gözükse de aslında “cadde-i Kübra”dadır; ortak oldukları binlerle ifade edilen noktalardan diğer kardeşleriyle beraberdir. “Cadde-i Kübra” içinde yollar o kadar çok ki!

Şeriat gibi içtihada açık önemli konularda, ehliyetli insanların söyledikleri fikirlerin kendilerinin dışında bağlayıcılığını kabul etmeyen İslam, sıradan insanların güncel konularla ilgili söylediklerini başkalarına dayatmalarına müsamaha ile bakmayacağı açıktır. Hangi konuda ve hangi kesinlikte olursa olsun, söylenilenlerin birilerine kabul ettirmeye çalışmak, en azından fikir özgürlüğünün ihlalidir. Bir baba, bir öğretmen, bir patron, bir devlet başkanı da olsa, hiç kimse, kendi fikrini başkasına, her şeyiyle kendisine muhtaç olsa dahi, hiç kimseye dayatma gibi bir hakka sahip değil.

Tüm ihtilaflar, anlaşmazlıklar ve bunun sonucunda başkaldırmalar, bu algı düzeyinin ve bakış açısının yitirilmesindendir.

Ama elbette aynı fikrin etrafında tek güç olmanın avantajı önemlidir. Ancak bu birinin istemesi ile olmaz, kendiliğinden olacak bir şey. Çünkü insanların algıları ve tutumları farklı… Herkes kendi fikrinin çoklarınca kabulünü yalnızca isteyebilir; başkalarının kabulü için özel bir çabanın içine girmesi ise fikir özgürlüğünün ihlalini gündeme getirebilir. Ama çoklarını ilgilendiren şey kendiliğinden taraf bulursa, hele aynı konunun uzmanlarınca benimsenirse güzel bir şeydir. O zaman halkın, çoğunluğun bir noktada toplanması gerçekleşmiş olur. Bu birliğin oluşması için hiçbir dayatma içine girmeden gayret içinde bulunmak elbette gereklidir.

Geneli ilgilendiren konulardaki bu olgunun gerçekleşmesi için topyekûn yetkililerin gayreti olmalıdır. Ama bu ancak herkesin kabul edebileceği bir fikir çerçevesinde olur. Nitekim bunu da Bediüzzaman “Bir fikre davet, cumhur-u ulemanın kabulüne vabestedir. Yoksa davet, bid’attır, reddedilir” özlü söyleyişiyle özetleyip ortaya koymuştur. Herkesin, özellikle uzmanların çoğunluğunca kabul edilen fikirler, birlik ve beraberliği sağlamada da şüpheleri ortadan kaldırır. Birliğin nirengi noktası kafalardaki kaosu ortadan kaldırmaktır zaten.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.