1. YAZARLAR

  2. Mustafa ÖZCAN

  3. ‘Herç-i bad-abad’
Mustafa ÖZCAN

Mustafa ÖZCAN

Yazarın Tüm Yazıları >

‘Herç-i bad-abad’

A+A-

İlginçtir, evvel zamanda Frenkler içimize ‘asılacaksan da İngiliz sicimiyle asıl’, ‘küllü efrenci (Frenk) birinci’ gibi ifadeler salmışlar ve bu ifadelerle mahvolup gittiğimizin ve bir daha ayağa kalkamayacağımızın edebiyatı yapılmış ve topluma yeis tohumları ekilmişti. O helaket ve felaket günlerinde Bediüzzaman umut tellalı olarak zuhur etmiş yanık bağırlara ve umutsuz kulaklara muştular zerk etmiştir. Bediüzzaman bu yeis edebiyatını takbih eder ve bunu 'herç-i bad-abad’ deyimiyle ifade eder. Bu yeis girdabına düşmüş zihniyete göre her gün daha kötüye gitmektedir. Zaman ahir şerdir düzelmesi kabil değildir.  Düzelme ihtimali olmadığına göre neden gayret edilsin ki? Halbuki ayetler Müslümanları marufu ayağa kaldıran ve münkeri izale eden topluluk olarak  tanımlamaktadır. Ve Müslümanların seçilmiş ümmet olmaları de buna bağlıdır. Lakin yeis ikliminin yeşermesiyle birlikte görevlere karşı bir lakaytlık, gevşeme hali zuhur eder ve atalet egemen olur.  Nitekim III. Mustafa Han’da bu çerçevede şöyle terennüm eder:

Yıkılubdur bu cihan sanmaki bizde düzele
Devleti çerh-i deni verdi kamu mübtezele
Şimdi ebvâb-ı Saadet’te gezen hep hâzele
İşimiz kaldı hemân merhamet-i Lem-Yezel’e “ demiştir.

Evet! Asr-ı saadetten uzaklaştıkça dünya bozuluyor. Kıvamını kaybediyor. Bununla birlikte sadr-ı evveldeki Asr-ı saadet gibi bir de kıyamet öncesi müjdelenmiş asr-ı saadet dönemi vardır. Bediüzzaman buna ‘cennet-i asa bahar’ demektedir.  Demek ki Allah varken alemde mutlak şekavet ve yeis yoktur. Hadis diliyle ‘insanlar helak oldu diyen insanları helak etmiştir.’ Yani insanları helak eden, karamsarlık,  umutsuzluk ve yeis iklimi ve bunun yayılmasıdır. Hatta böyle pesimist birisi huzura geldiğinde nursi_mavi.jpgBediüzzaman ona ‘seni Masonlar mı gönderdi?’ diye terslemiştir. Zira yeis her manii kemaldir. Bediüzzaman Osmanlı’nın yıkılması sırasında da veya Sykes Picot’nun arifesinde  umudunu muhafaza etmiş ve 'Herç-i bad-abad’ diyenlere şiddetli bir biçimde mukabele etmiştir.  Bu Allah’ın rahmetinden umut kesmekle eşdeğerdir. Bugün de yeni bir Seykes-Picot ikliminden ve Bernard Lewis’in Arap veya İslam dünyasını 86 pareye bölme planından bahsedenler müjde iklimiyle harp etmekte ve her gelişmeyi aleyhte saymaktadır.  Bunlar umut tahripçileri ve yeis tüccarlarıdır. Bediüzzaman o günün yeis tellallarına da bugünün yeis taciri olan BOP tellallarına da şöyle hitap etmiştir :

"Korkmayınız. Medeniyet, fazilet, hürriyet âlem-i insaniyette galebe çalmaya başladığından, bizzarure terazinin öteki yüzü şey'en feşey'en hafifleşecektir. Farz-ı muhal olarak, Allah etmesin, eğer bizi parça parça edip öldürseler, emin olunuz, biz yirmi olarak öleceğiz, üç yüz olarak dirileceğiz. Başımızdan rezâil ve ihtilâfatın gubarını silkip, hakikî münevver ve müttehid olarak kervân-ı benî beşere pîşdârlık edeceğiz. Biz, en şedit, en kavî ve en bâkî hayatı intaç eden öyle bir ölümden korkmayız. Biz ölsek de İslâmiyet sağ kalır. O millet-i kudsiye sağ olsun…”

Yani bölünme değil bütünleşme ikliminden ve eğiliminden veya dalgasından bahsetmektedir.  Bölünmeden bahsedenlerin ağızlarına kara çalmaktadır.  Herkese terakki dünyası bize niye tedenni dünyası olsun?

Eşref Edip merhum da Mehmet Akif Ersoy’un İstiklal Marşında ‘korkma’ ila başlamasını Kur’an’da yer alan ‘la tahaf innallahe meana/Korkma Allah bizimle beraberdir’ ayetine dayandırır..  Sevr Mağarasına sığınan Hazreti Peygamberimiz (asm) ile Hazreti Ebubekir yalnız değildir. Yanlarında Allah’ın inayeti vardır. Ve onları gözetmektedir. Ayet bunu ifade eder.  Bediüzzaman helaket ve felaket günlerinin umut tellalıdır yani müjdecidir. Zira hadislerde de belirtildiği gibi ‘zorlaştırmayın kolaylaştırın müjdeleyin nefret ettirmeyin’ buyrulmaktadır.  Bu kadar açık delillere rağmen karamsar olmak ve yeise düşmek Allah’ın merhametine yabancılaşmaktır.  Bu kadar müjdeye rağmen bazı Nurcuların bile yeis halinde, bedbin ve karamsar olmaları inanılır gibi değil. Bu olsa olsa İslam iklimine ve Risale iklimine yabancılaşmaktan tevellüt eder. Bunun nedeni, kendi değerlerine yabancılaşmasıdır.  Bu yabancılaşma nedeniyle mai zülal mesabesinde olan dini değerlerin tadını alamamaktadır.  Bediüzzaman, Münarazat’ta  yesin tiryaki olan sözler sarf etmektedir:

”Birincisi: Bizde olan istibdat, Asya'nın hürriyetine zulmanî bir set çekmişti. Ziya-yı hürriyet o muzlim perdeden geçemezdi ki, gözleri açsın, kemâlâtı göstersin. İşte bu seddin tahribiyle, fikr-i hürriyet Çin'e kadar yayıldı ve yayılacaktır. Fakat Çin ifrat edip komünist oldu. Âlemdeki terazinin hürriyet gözü ağır geldiğinden, birden bire terazinin öteki gözünde olan vahşet ve istibdadı kaldırdı, git gide kalkacak. Eğer siz sahife-i efkârı okusanız, tarîk-i siyaseti görseniz, huteba-i umumî olan, doğru konuşan cerâidi dinleseniz, anlayacaksınız ki: Arabistan, Hindistan, Cava, Mısır, Kafkas, Afrika ve emsallerinde o derece fikr-i hürriyetin galeyanıyla, âlem-i İslâmın efkârında öyle bir tahavvül-ü azîm ve inkılâb-ı acip ve terakkî-i fikrî ve teyakkuz-u tam intaç etmiştir ki, bahasına yüz sene verseydik yine ucuzdu. Zira hürriyet, milliyeti gösterdi. Milliyet sadefinde olan İslâmiyetin cevher-i nuranîsi tecellîye başladı. İslâmiyetin ihtizazını ihbar etti ki, herbir müslim, cüz-ü fert gibi başıboş değildir. Belki herbiri, mürekkebât-ı mütedahile-i mütesaideden bir cüzdür. Sair eczalarla câzibe-i umumiye-i İslâmiye noktasında birbiriyle sıla-i rahimleri vardır. Şu ihbar bir kavî ümit verir ki, nokta-i istinad, nokta-i istimdad gayet kavî ve metindir. Şu ümit, yeisle öldürülen kuvve-i mâneviyemizi ihyâ etti. Şu hayat, âlem-i İslâmdaki galeyan eden fikr-i hürriyetten istimdad ederek, umum âlem-i İslâm üzerine çökmüş olan istibdâd-ı mânevî-i umumînin perdelerini parça parça edecektir. Rağme enfi’l yes... “

Not: Önceki haftaki yazımda Hamza Kaşgari adı sehven Mahmut Kaşgari olarak geçmiştir. Özür dileriz.

Ayrıca, geçen haftaki yazımızda Muhyeddin Kaya ile Mahmut Bozan arasındaki adem-i merkeziyet etrafındaki tartışmaya değinmiştik.  Mesele fikri bir mesele olup tartışma anındaki psikolojik ortam meselenin özüyle alakalı değildir.  Zaruriyat-ı diniyeden olmayan tali ihtilaflar dostluğa ve kaynaşmaya halel getirmez.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum