1. YAZARLAR

  2. Afife ARTIK

  3. Her vakit Üstadın yanında bulunmak
Afife ARTIK

Afife ARTIK

Yazarın Tüm Yazıları >

Her vakit Üstadın yanında bulunmak

A+A-

Kastamonu Lâhika Düsturları-14

On dördüncü düsturun üzerinde çalışıyor olmakla beraber henüz (dua olan ilk üç satır da sayılmak koşulu ile) Kastamonu lâhikasının birinci mektubunun onuncu satırında bulunmaktayız.

Said Nursî, bu mektubda “unutulmayan, her vakit yanımda bulunan kardeşlerim” ifadesini kullanıyor.

Risale-i Nur külliyatında bu cümlenin îzahı, şerhi, mütemmimi olacak çok cümleler mevcut. Hem Said Nursî’nin talebelere yazdığı mektublarında hem talebelerin kendisine olan mektublarında hem de hakikatlerin anlatıldığı On Altıncı Söz, Otuz Birinci Söz, Otuz İkinci Söz gibi risalelerde mekanen bir olmamakla beraber hatta aynı zamanda bile yaşamamış olmakla beraber manen bir ve beraber olmanın ne demek olduğuna dair parçalar var.

Bu parçaların kaffesinin bir kısa yazıda içtimaı kolay olmamasından belki de ileride bu konuda yapılacak tafsilatlı çalışmalara bir dua olması niyeti ile bu yazıda bazı parçalar üzerinde duracağız.

Öncelikle Said Nursî’nin talebelere yazdığı mektuplardaki parçalara bakalım:

Emirdağ Lahikasının 113. Mektubunda bu ifadeler yer alıyor:
Şimdi birden medrese-i
Nuriyenin (Sava) Hacı Hafız Mehmed, merhum Hafız Mehmed ve kardeşleri ve Mehmed'leri ve Ahmed'leri ve mâsum Nurcuları ve mübarek ihtiyar ve sâir kahraman şakirtlerini düşündüm. Hayatım müddetince ona yakın olmak bütün canımla istedim ve vefattan sonra onların mezaristanında defnolmamı arzuladım.

Birden ihtar edildi ki:
"Gerçi
Medresetü'z-Zehranın merkezi olan Isparta Vilâyetinde maddeten bulunmak çok cihetle fâideli, saadetlidir; fakat Nurun mesleği ve Nurcuların meşrebi cihetiyle daima berabersiniz. Zaman ve mekân, perde olamazlar. Şarkta, garpta, şimalde, cenupta, dünyada, berzahta bulunsanız, mânen bir mecliste, beraber sayılırsınız. Onların mânevî yardımları daima birbirine oluyor ve sana da gelir" diye beni teskin etti.

Said Nursî’nin mektublarından bir diğeri de Tarihçe-i Hayatt’ta yer alıyor:
Bayramınızı tekrar tebrikle beraber,
sureten görüşemediğimize teessüf etmeyiniz. Bizler hakikaten daima beraberiz; ebed yolunda da inşaallah bu beraberlik devam edecek. İmanî hizmetinizde kazandığınız ebedî sevaplar ve ruhî ve kalbî faziletler ve sevinçler, şimdiki geçici ve muvakkat gamları ve sıkıntıları hiçe indirir kanaatindeyim.

Barla Lahikasının 219. mektubu da bu konudaki en mühim mektuplardan. Bu mektubda Said Nursî, kendisi ile görüşmek isteyenlere bir düstur beyan ediyor. Dünya hayatı ve içtimai hayat için olan görüşmelere kapısını kapattığını, kendisi ile ancak uhrevi ve manevi hayat için görüşülebileceğini beyan ediyor, ihtar ediyor. Uhrevi ve manevi hayat için olan görüşmelerin de iki şeklinden bahis edip kendisine fazla hüsn-ü zan ederek ve makam vererek olan görüşmelere dahî kapısının kapalı olduğunu, ancak Kur’an dellalı sıfatı ile kendisi ile görüşenleri baş göz üstüne kabul ettiğini bildiriyor. Bu görüşmek için şark garp mani olmaz, yerin üstü ve altı dahî birdir, sureten görüşmeye o kadar lüzum yok diyor. Bu manevi görüşmenin üç meyvesini de zikrediyor. Bizim üzerinde çalıştığımız konu ile alakalı olan üçüncü meyve işte budur: “Onları yanımda ya hakikaten veya hayalen hazır edip beraber dergâh-ı İlâhîye el açıp dua ederek ve Kur'ân'ın hizmetine dair el ele, kalb kalbe verip gayet ciddî bir surette rapt-ı kalb etmektir.

Tarihçe-i Hayat’ın 736. Sayfasında yer alan bir başka mektubunda Said Nursî böyle diyor:
Sizlerle
sureten görüşmediğimden zararı yok. Çünkü bir hanede maddeten ve mânen ve ruhen ve kalben ve vazifeten ve fikren ve muaveneten daima beraberiz. Mânevî görüşüyoruz, yeter.

Mektubat mecmuasındaki ikinci mektubun çok yayınlarda neşredilmemiş olan tam nüshasının başındaki ifade budur: “Şimdilik şu çam ağacının üzerinde seni hazır ediyorum. Seninle konuşuyorum.”

Barla Lahikasının 223. mektubundan bir parça: Mâbeynimizde münasebet mânevî, ruhî, hakikî olduğu için zaman ve mekân müdahale etmez. Dergâh-ı İlâhîye müteveccih olduğumuz vakit günde belki kaç defa, Hüsrev yanımda bir cihette hazır olmakla beraber, senin o şirin yazıların, hususan On Dokuzuncu Mektuptaki mübarek hattın göründükçe seni hayalimizce hazır ediyoruz.

Emirdağ Lahikası 1 de yer alan 57. Mektupdan bir parça: Zaten mesleğimizde zaman, mekân sohbetimize mâni olamaz. Şarkta, garpta, hattâ âhirette, berzahta olsa da beraberiz. Meselâ, berzahta Hafız Ali (r.h.) hergün mânen yanımızdadır. Bu hakikate binaen, sûrî ayrılmaya, hattâ ölüme ehemmiyet vermemeliyiz.

Mektubat mecmuasında Dördüncü Mektubun başında bu ifade var:
Aziz kardeşlerim,
Ben şimdi Çam Dağında, yüksek bir tepede, büyük bir çam ağacının tepesinde, bir menzilde bulunuyorum.
İnsten tevahhuş ve vuhuşa ünsiyet ettim. İnsanlarla sohbet arzu ettiğim vakit, hayalen sizleri yanımda bulur, bir hasbihal ederim, sizinle müteselli olurum.

Said Nursî’nin bu manadaki başka ifadeleri de var elbette fakat burada hepsine yer veremeyeceğimizden son olarak Dokuzuncu Mektub’un başında yer alan fakat çoğu yayınevleri için gayr-i münteşir kalan bir kısmı da paylaşalım. Bu kısım haikaten çok orijinal ve manen görüşmekle ilgili önemli kotlar taşıyor. Said nursî burada Nurun birinci talebesi olan Hulûsi Bey’e hitap ediyor ve onun bir rüyasını tâbir ediyor şöyle ki: “Günde iki defa beni göreceksin” şuna işarettir ki, “Günde iki defa seni yanımda hayalen ihzar ediyorum. Sen dahi yirmi dört saatte iki defa, Sözler vasıtasıyla Üstadınızla sohbet ediniz” demektir. Veyahut, sabahtaki duada ben seni yanıma, akşamki derste sen beni yanına ihzar ederiz. Günde iki defa görüşürüz.”

Said Nursî’nin manen görüşmek ile alakalı sözlerinden bu kadarla iktifa edip şimdi de talebelerin bu konu ile ilgili yazdıklarından birkaç numuneye bakalım:

Hulûsi Bey’in bu ifadeleri bu konuda bir zirveye işaret etmektedir: “Fakat ne çare ki, iğtinam edebildiğim kısacık vakitlerde zihnimi safîleştirip Nurların karşısına, dolayısıyla Kur'ân'ın mu'cizeleri mecmuasına ve aziz, muhterem Üstadımın medresesine ve ol Seyyidü'l-Kevneyn Peygamberimiz Efendimiz (a.s.m.) Hazretlerinin ravza-i saadetlerine ve nihayet Rabbü'l-Âlemîn Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerinin huzur-u lâmekânîsine çıkıyorum. Bu sebeple cidden "O Nurlarla iştigal etmediğim zamanlar, keşki enfâs ma'dude-i hayattan olmaya idiler" diyorum.” (Barla Lahikası 19.mektub)

Barla Lahikasının 15. Mektubunda yine Hulûsi Bey daim manevi sohbette bulunmanın vasıtasını gösteriyor ve diyor ki: ”Evet, mütesellî olduğum iki cihet var. Biri: elimizdeki mübarek Sözler vasıtasıyla daima sohbet-i mânevîde bulunduğumuz.

Talebelerin bu minvalde daha çok sözleri vardır. Bir katre de denize işaret etmesi kaidesince bu kadarı ile yetinerek gelelim üçüncü kategoriye yani; manen beraber olmak ile ilgili Risale-i Nur’dan parçalara. Elbette bu parçalar da yazımızın sınırları içine sığmayacağından özellikle On Altı ve Otuz Bir ve Otuz İkinci Sözlere havale ederek burada birkaç mühim parçaya nazar edelim:

Yârân istersen Kur'ân yeter. Evet, ondaki enbiya ve melâike ile hayalen görüşür ve vukuatlarını seyredip ünsiyet eder.” (Mektubat s.399)

Âlem-i berzah ve âhiret seferinde, tarikat silsilelerinden bir silsileye iltihak edip ve o kàfile-i nuraniye ile ebedü'l-âbâd yolunda arkadaş olmak ve yalnızlık vahşetinden kurtulmak ve onlarla dünyada ve berzahta mânen ünsiyet etmek ve evham ve şübehâtın hücumlarına karşı onların icmâına ve ittifakına istinad edip, herbir üstadını kavî bir senet ve kuvvetli bir burhan derecesinde görüp, onlarla o hatıra gelen dalâlet ve şübehâtı def etmektir. (Mektubat s.647)

Said Nursî’nin talebelere olan mektubları kısmında bulunması iktiza eden fakat bir hitam-ül misk manasında olmak üzere bu parça ile nihayet verelim:

İşte bu sır içindir ki, Yeni Said'in hususî üstadı olan İmam-ı Rabbânî, Gavs-ı Âzam ve İmam-ı Gazâlî, Zeynelâbidin (r.a.) hususan Cevşenü'l-Kebîr münâcâtını bu iki imamdan ders almışım. Ve Hazret-i Hüseyin ve İmam-ı Ali Kerremallahü Veche'den aldığım ders, otuz seneden beri, hususan Cevşenü'l-Kebîr'le daima onlara mânevî irtibatımda, geçmiş hakikati ve şimdiki Risale-i Nur'dan bize gelen meşrebi almışım.” (Emirdağ Lahikası-1 s.271)

Bu parçalardan anlaşılıyor ki; maddi ve geçici ve dünya için ve dünya içinde olan görüşmeler ve birlikteliklerin çok ötesinde manen, kalben, ruhen, sırren görüşmek vardır ve vâkidir ve Risale-i Nur’un talebeleri birbirleri ile ve Üstadları ile ve Peygamberleri ile ve nihayet Rableri ile manen ve hakikaten bir ve beraberdirler.

Elbette hakikatleri ifade eden cümleleri alt alta yazmakla o cümlelerin ifade ettiği hakikatleri yaşamak arasında ciddi fark vardır. Duamız odur ki en azından varlığından haberdâr olduğumuz bu hakikatleri yaşama azmimiz daim olsun ve bu manalardan Rabbimiz bizleri hissedâr eylesin. Amin.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum