Hedef, Allah rızası olursa

İHLÂS Risâlesi’nde iman ve Kur’ân hizmetinin esasları anlatılırken, “Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı. Eğer O razı olsa bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün dünya reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için bu hizmette, doğrudan doğruya, yalnız Cenâb-ı Hakkın rızasını esas maksat yapmak gerektir” 1 denilir.

Kaynağı Kur’ân ve hadislere dayanan bu ölçü, bir Müslüman için o kadar önemlidir ki hayatın bel kemiğini teşkil eder; hayatın, ruhu ve esasıdır. Her şeyin dizgininin O'nun Elinde olduğuna, her şeyin sahip ve malikinin O olduğuna inanan mü’min için başka ne düşünülebilir? O'nun rızasını kazanmadıktan sonra başkalarının sevgisini kazanmanın hiçbir önemi yok.

Allah rızasının esas alındığı toplumlarda hayatı Allah rızasına göre şekillendirme sıkıntılar doğurmaz. Ama nefsin arzularının esas alındığı toplumlarda ise sıkıntılar kaçınılmaz olur.

Cüz’î bir kısım sıkıntıları düşünüp Allah rızası terk edilmez. O kabul ettikten sonra bütün dünya reddetse tesiri yok ya! Nitekim Aişe Validemiz, Hz. Muaviye’nin öğüt istemesi üzerine bu önemli noktaya dikkat çekmişti. Mektubunda Resûlullah’tan (asm) işittiği bir hadis-i şerifi naklediyordu: “Kim insanların kızması pahasına da olsa Allah rızasını elde etmek düşüncesiyle bir iş yaparsa Allah onu insanların kötülüğünden korur. Kim de Allah rızasını nazara almadan O'nun gazabını celbetme pahasına insanların gönlünü kazanmaya çalışırsa Allah da onu insanların eline bırakır, felâkete uğramaktan kurtulamaz”dı. 2

Birincisinde kişi Allah rızasını esas almaktadır. İnsanlar bu söz ve muameleden memnun olmasalar da o kişiye bir kötülük yapamamaktadırlar. Çünkü onun hâmîsi Allah’tır. İkincisinde insan Allah’ın gazabını dikkate almamakta, sırf insanların hoşnutluğunu düşünmekte, “Gayr-ı meşrû bir muhabbetin neticesi merhametsiz azap çekmektir” sırrınca en büyük darbeyi de yine insanlardan yemektedir. Oysa Cenâb-ı Hakkın rızasını esas alsaydı, Allah isterse ve hikmeti gerektirirse, insanlara da kabul ettirir, onları da hoşnut ederdi.

Öyleyse insan söz ve davranışlarında rıza-yı İlâhiyi esas almalı ki hem dünyada, hem de ahirette rahat edebilsin.

Dipnotlar:
1- Lema’alar, s. 222.
2- Tirmizî, Zühd: 65.
Yeni Asya

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum