1. YAZARLAR

  2. Selim GÜNDÜZALP

  3. Hayatın anlamını kaybetmenin acısı, her acının üstündedir
Selim GÜNDÜZALP

Selim GÜNDÜZALP

Yazarın Tüm Yazıları >

Hayatın anlamını kaybetmenin acısı, her acının üstündedir

A+A-

Her şeyin bir sonu var. 
Başlayan biter, vakti gelen gider.
Devran böyle.
Tutunacak bir dal arar insan.
Sığınacak bir liman…
Ne ondan, ne de bundan…
Medet yoktur başkasından.
Devâ Ondan... İllâ Ondan, illâ Ondan…
Yok medet başkasından.
Yanar yakınırsınız, döner durursunuz içinizde, kördüğüm olursunuz.
Neler neler geçer aklınızdan, ama hiçbirini yapamazsınız.
Kalakalırsınız öylece eliniz böğrünüzde.
Bir hamle daha…
Son bir hamle daha yapmayı denersiniz…
Mecâlsiz ruhunuz izin vermez.
Anlarsınız ki bu iş, buraya kadardır.
Buradan ötesi bir sır, bir umman…
Anlarsınız… Kaderi anlarsınız.
Anlamak ne kelime? Kaderi yaşarsınız…
***
“Kader, beyaz kâğıda sütle yazılmış yazı;
Elindeyse beyazdan, gel de sıyır beyazı.”
— Necip Fazıl Kısakürek
Beyazdan beyazı sıyırmak zordur…
Zordur teslim olmak.
Direnen nefse karşı bir bayrak açmak zordur.
Bu durumda bile sırtınıza biner şeytan.
Peşinizi bırakmaz.
İşte tam bu anda olanlar olur.
Karşınızdaki duvarlar yıkılır.
Size rahat bir nefes alacak kadar bir yer açılır.
Dünyanızı yeniden inşa etmek için, bir yeni fırsat daha sunulur.
Direnirsiniz biraz naz ederek, biraz da utangaç tavırlarla…
O kadar da haddinizi bilirsiniz.
Kendinize bu kadar büyük bir fırsatı da lâyık görmezsiniz.
Şimdi tercih, daha da zordur.
Araftasınızdır.
Kalmakla gitmek arasında…
***
Kararsızlık bir müddet çeker sizi yanına doğru.
İçinizden bir ses: ‘Bir hamle daha’ der, ‘Hadi, bir hamle daha. Az kaldı, bir adım daha’ der.
O ses, içinizdeki spiker…


Ve o ses, size yıllardır seslenen o ses hep haklıdır. Yanıltmaz sizi.
Yanlışa günaha…
Pişmanlık duyacağınız ne varsa, ne varsa daha…
Zararınıza olacak hiçbir şeye çağırmamıştır bu güne dek.
Şimdi de ümide çağırıyor çoktandır sizi unuttuğunu sandığınız bu ses.
Bu ses bir nefes olup girer hayatınıza.
Ve zorlu olanı yaparsınız, zahmetli olanı seçersiniz.
Benliğiniz ezilir ve rahmete erişirsiniz.
Nefsinizin bir oyununun daha kurbanı olmaktan kurtulursunuz.
Hayatta hâlimiz bu...
Her gün, ama her gün böyleyizdir.
Kim bilir, kaç yüz defa yaşadığımız hâllerden sadece bir hâldir bu…
Kararsızlık, kara bir bulut gibi kaplamışken her yeri,
İlâhî bir rüzgâr eser, yoluna koyar her şeyi…
Yeter ki ümit et, yeter ki bekle…
Yeter ki iste…
Burası, duânın kapısı…
Anahtarı elinde, sırrı dilinde.
***
“Yâ Muhavvile’l-havli ve’l-ahvâl
Havvil hâlenâ ilâ ahseni’l-hâl…”
“Ey hâlleri değiştiren Allah’ım, bizi en iyi hâle çevir!”
***
Hâller, hâller ve hâller…
Değişir gider bin bir hâller içinde ömürler…
Bu hâl içre taşırız ebedî hayatımızın gülünü,
Kara toprağın gecesine yaslanıp giren bir tohum gibi gireriz.
Görmek için güneşi ve günü…
***
Kara, kapkara hâllerin içine girmeden, gömülmeden
O sınavı vermeden, gök nazları nazenin güneş ile buluşamıyor insan.
Buluşsa da kıymetini bilemiyor. Öyleyse…
Mesele ne?
Olana razı olmak, kadere teslim olmak…
Zor mu? Kolay mı?
Cevabını, iç dünyanızın rengi belirleyecek.
Tercihler yumağıdır insan.
Yol ayrımındadır hep.
Ya onu, ya bu yolu seçmek durumundadır.
Ve seçtiği yolda da yürümek zorundadır.
Ufuk kapalı...
Kara bulutlar görünmez hâle getirmişse her yeri, bil ki kararan gecenin sabahı yakındır.
Bir duâ hâli değiştirir her şeyi.
Yeter ki inanın, inanın ki değiştirir.
Yeniden bir dünya yaratılır sizin için. O güne dek hiç görmediğiniz imkânlar, lütuflar sunulur.
“Hem bil ki, her yeni gün, sana, hem herkese bir yeni âlemin kapısıdır.” (Sözler, 246)
***
Dağlar kadar yükler kalkar omuzunuzdan.
Bir yandan gözyaşlarınızı silersiniz, bir yandan da hayata tebessüm edersiniz.
Sırtınızdaki ağır yükleri bu kapının önüne indirirsiniz.
Şimdi geriye dönüp bakma zamanıdır yaşadıklarınıza.
İnceden inceye bir hesaba girişme zamanıdır.
Nerde, nerede, ne hata yaptım da, bu hâle düştüm, bu çıkmaz sokaklara saptım diye…
Ve bu badireden de kurtulup feraha erişinize sevinir, şükredersiniz Rabbinize.
Anlarsınız ki, böyle nice bîçareler var.
Her biri kurtulmak için medet bekliyorlar.
‘Nerede onlar?’ diye arar sorarsınız.
Çok geçmeden de bulursunuz, simalarına bakıp anlarsınız.
Aynı yolun yolcuları birbirini tanır.
Aynı derdi çekenler birbirine sarılır.
Aynı yolun yolcuları birbirini arar ve bulur.
Aynı yolun yolcuları birbirine tutunur.
Duâyla, muhabbetle, gözyaşıyla…
Bu yolun yolcularına sadelik yaraşır, hasbîlik yakışır.
Büyük iddialardan uzak...
Onlar için en büyük ideal ki, Allah’a kul olmak gayreti…
Onlara bu yakışır.
Düştüğü yerde kalmak değil, onlara oradan doğrulup kalkmak yakışır.
Birbirlerine destek olur, kuvvet verirler.
Hayatın anlamını kaybetmenin acısı, her acının üstündedir.
Ne evlâdını kaybedenin, ne eşini, ne aşını kaybedenin acısına benzemez bu acı. Hiçbir şeye benzemez…
Hayatın anlamını kaybetmenin acısı, her acının üstündedir.
Ona, o mânâya yeniden kavuşmanın hazzı ise hiçbir şeye benzemez, hiçbir şeye…
Kaderin böyle garip cilveleri vardır.
Önce elinden alır gibi yapar her şeyi;
Bakalım, nasıl davranacağız, ne yapacağız diye sınanırız.
Sonra bir büyük ideal için aleyhimize de olsa susarız, katlanırız.
Hâlimizi Yaradan’a açarız. Onunla paylaşırız derdimizi.
Elimizden alındığını sandığımız her şeyi misliyle yeniden elimizde buluruz.
Bütün bunlar bir oyun değildir; gerçekten yaşarız bunları.
Boşuna değildir ağlamalarımız, kaygılarımız, yakınmalarımız.
Susan kazanır. Hâlini Allah’a arz eden kazanır. Allah’a doğru kanat çırpanlar kazanır.
Ellerinde hiçbir şey olmasa da, sadece onlar kazanır.
“Herkesin her şeyi olabilir, ama bizim Allah’ımız var!” diyenler kazanır.
Küçük şeylere takılıp kalanlar, büyük şeylere lâyık olamazlar.
Allah için, hayatını bir başka hayat için feda etmeyenler kazanamazlar.
Hazreti Ömer (ra) hançerlendiği zaman Hazret-i Ali (ra) gibi diyenler kazanır:
“İsterdik ki kendi ömrümüzden vererek Hazret-i Ömer’in (ra) ömrünü uzatabilelim.” (Ebu Nuaym, Hilye, III, 199)
Kalem tükenir, söz tükenmez.
Bitmez söylenecek sözler.
Yazılacak daha neler vardır neler…
Son söz:
“Demek, duâ ve tevekkül meyelân-ı hayra büyük bir kuvvet verdiği gibi, istiğfar ve tevbe dahi meyelân-ı şerri keser, tecavüzâtını kırar.” (Sözler, 432)
Bu hâli kendine şiâr edinenler kazanır.
Rabbim onlardan eyleye…

Yeni Asya

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.