1. YAZARLAR

  2. Sadık YALSIZUÇANLAR

  3. Hayat filme misaldir/İşler güçler hep sinema
Sadık YALSIZUÇANLAR

Sadık YALSIZUÇANLAR

Yazarın Tüm Yazıları >

Hayat filme misaldir/İşler güçler hep sinema

A+A-

Ergenekon'du, medya-iktidar kavgasıydı, Kılıçdaroğlu-Mir Dengir Mehmet Fırat'tı, Karayalçın-Melih Gökçek'ti, modern şiirimizin iki çınarı İlhan Berk ve Dağlarca'nın ölümüydü... 
 
Aktütün'dü, Taraf'tı... olup bitenler gerçek değilmiş izlenimi veriyor. Bu inanılması güç olayları peşpeşe yaşarken, hep aklıma Aşık Veysel'in o ilginç sinema şiiri geliyor:

"Bir kız ile karşılaştım/Göz aldatan bir sinema/Gözlerine baktım, geçtim/Ben de oldum bir sinema.
Göçler gider, katar katar/Kimi alır, kimi satar/Okun doğrulamış atar/Batan oklar, hep sinema.
Bir an evvel geçen halım/Gözünden kaçtı maralım/Felek, çeviriyor film/İşte büyük bir sinema.
Şaşar Veysel bu ne haldır/Hakikat da hep hayaldır/Hayat filime misaldır/İşler güçler hep sinema."

Şairin dediği gibi, hayatın bir 'oyun', 'oyun içinde bir oyun', bir 'sinema' olduğu kesin. Feleğin film çevirmesi biçiminde eğretilediği bu muazzam oyunun amacı nedir bilemiyoruz, hiçbir zaman da bilemeyiz. Zira bizler, oyunun bir parçasıyız.

Sonsuz ve mutlak isimlerinden biri de Hakim olan Rabb'imiz, neyi murad ediyor anlamamız imkansız.Shakespeare'in dediği gibi, dünya bir oyun sahnesi, kaderimiz oyunun teksti, bizler oyuncularız.Kadim çağlarda kullanılan masklar ise, zuhurun halleridir ve kim, hangi yüzle, ne zaman, nasıl görünüyor ve bununla ne isteniyor, nasıl, nereye varılıyor, bütün bunlar bizi aşıyor, bizi ve her şeyi kuşatan büyük bir kurgunun içinde yolumuzu yitiriveriyoruz.

Bazı bilgeler, 'cinleri ve insanları ibadet etsinler diye yarattık'taki 'ya'budun'u, 'ya'rifun', yani, 'tanısınlar' biçiminde okur. Buradaki marifet'ten kastın, O'na itaat etmek, O'nun buyruklarına uymak, rızasını tahsil etmek olduğu söylenir. Bu, biliş ve tanış olmak anlamına da gelir ki, Yunus Emre'mizin, 'gelin tanış olalım/işi kolay kılalım'daki tanışıklık da budur.

Oysa bizim memleketimizdeki kavga, nefsin ve en aşağı katmanlarının kötülük adına verdiği kavgadır. Siz sanıyor musunuz ki, birileri 'medya(tik) özgürlüğü'n peşindedir. Bu konuda bkz, Yıldıray Oğur... Taraf'taki soruna ilişkin yazıları. Bu büyük oyunda, kalbini ve kafasını satmadan, bir başkasına da bırakmadan sürekli yanında taşıyanlar, kirlenmeyenler, eğilip bükülmeyenler, ihanet etmeyenler kazanacaktır bu da kesin.

Şu 'oyun' meselesinin biraz içine dalmaya çalışalım. Biliyorsunuz, bizim geleneksel sinemamız Karagöz, bir gölge, bir perde oyunudur. Doğrudan dünyanın, hayatın imgesi olan Karagöz'e ilişkin, Muhyiddin İbn Arabi'nin yorumu ilginçtir: "Bu meselede işaret ettiğim hakikati bilmek isteyen hayal-i sitareye, onun suretlerine ve kendileri ile oyundaki şahısları oynatan ve onlarda konuşan zat ile aralarına girilmiş olan perde dolayısıyla uzakta kalmış olan küçük çocukların zannına göre o suretlerde konuşanın kim olduğuna baksınlar.

Âlem suretlerinde de durum böyledir. İnsanların çoğu da bu çocuklar gibidir. Onların ne sebepten gaflete düşüp aldandığını anlarsın. Bu mecliste çocuklar ferahlanır ve neşelenirler. Gafiller de bu meclisi bir eğlence ve oyun zannederler. Âlimler ise ibret alır ve bilirler ki Allah bunu bir sembol (mesel) olarak ortaya koymuştur.

Bunun içindir ki bu oyunun evvelinde vassaf denilen bir şahıs çıkar ve Allah'ı yücelten bir konuşma yapar. Sonra birazdan perdenin arkasından çıkacak olan suretlerden her biri hakkında sözler söyler. Daha sonra seyirci topluluğuna seslenerek şöyle der:

"Allah bunu kullarının ibret almaları ve bilmeleri için bir misal (sembol) olarak vazetmiştir ki âlemin Allah ile olan durumu, bu suretlerin kendilerini hareket ettirene nispetle olan durumu gibidir. Bu oyunun perdesi muhkem olan kaderin sırrının perdesidir. Bu böyle olmakla beraber, gafiller bunu yine de eğlence ve oyun sanırlar. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur: "Dinlerini eğlence ve oyun addedenler..." Bu açıklamalardan sonra vassaf perdeden kaybolur. Bu vassaf, bizim aramızda ilk var edilen Âdem (a.s.) konumundadır. Vassafın perdeden kaybolması, gerçekte, gayb perdesi arkasında, Rabb'i indinde kaybolmasıdır. Allah, hakkı söyler ve doğru yola hidayet eyler."

Sanırım, Veysel'in, 'hakikat de bir hayaldir' demesi bundandır. Büyük bilge Bediüzzaman'ın, görüntü ontolojisine kaynaklık edecek bir belirlemesini hatırlayalım:

"Demek bu hayat ve ölüm içinde yuvarlanan, toplanıp dağılan mevcudat içinde başka maksat var. Temsilde kusur yoktur; şu durum, taklit ve temsil için düzenlenen hale benzer. Nasıl büyük masrafla kısa içtimalar (toplanmalar), dağıl­malar yapılıyor ta suretler alınsın, tertip edilsin (kurgulansın), sinemada daim gösterilsin. Onun gibi, bu dünyada kısa bir müddet zarfında şahsî ve içtimaî hayat geçirmenin bir gayesi şudur ki, suretler alınıp terkip edilsin, amellerin sonuçları alınıp korunsun, ta bir büyük toplanmada muhasebesi görülsün ve bir büyük bir sergide gösterilsin ve büyük bir saadette gösterilsin. Demek, hadis-i şerifte, "Dünya, ahiret mezraasıdır" diye, bu hakikati ifade ediyor."

Hayatın, o büyük toplanmanın bir ön sahnesi olduğuna ilişkin bu belirleme de gösteriyor ki, buradaki duruşmalar, asıl mahkemenin ön soruşturmaları ve hazırlıklarıdır.

Fakat bir de işin doğaçlama boyutu var. Tuğrul İnançer, kendisiyle yaptığımız bir söyleşide buna değinmişti. Oyuncuları, tümüyle metnin mahkumu görmek, bir anlamda onlara saygısızlık etmektir. İnançer şöyle diyordu: "Bizim bir de tuluat tiyatromuz var; yani içerden tulu edenlerin/doğanların, doğaçlama dedikleri şey veya diğer sanat dallarında da emprivizyon dedikleri şey. Bunu inkâr edip nasıl ki tiyatro ve sinema oyuncularını birer kukla olarak görmek mümkün değilse dünya sahnesinde de Cenab-ı Hakk'ı rejisör, insanları kukla zannetmemek lazım. İnsanların irade-i cüziyeleri vardır. İrade-i cüziyenin inkârı, ceza ve mükâfatın izah edilememesi neticesine götürür. İrade-i külliyenin inkârı ise irade-i külliye sahibinin inkârına götürür. Hepsine miktarınca değerler vermelidir. İrade-i külliye de irade-i cüziye de vardır. Kader de vardır; lakin o kaderi iyi oynayanlar ve kötü oynayanlar mevcuttur."

Yani, 'baba savaşta ne yaptın?' meselesi.

Ergenekon soruşturma sürecinde ve son şiddet olaylarında kimin hangi rolü icra ettiğini anlamak için biraz zaman geçmesi gerekiyor.

Cüz'i iradelerini hangi yönde kullanacakları bilinmiyor. Gerideki oynatıcıların kimliği ve amaçları da öyle. Zaman en gerçek doğrulayıcıdır. Filmin sonunu bekleyelim.
 
Zaman

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.