1. YAZARLAR

  2. İsmail AKSOY

  3. Haşir manzaraları ve hesap günü
İsmail AKSOY

İsmail AKSOY

Yazarın Tüm Yazıları >

Haşir manzaraları ve hesap günü

A+A-

“Hatıra gelmesin ki: Bu küçücük insanın ne ehemmiyeti var ki, bu azîm dünya onun muhâsebe-i a’mâli için kapansın, başka bir dâire açılsın? Çünkü bu küçücük insan, câmiiyyet-i fıtrat itibariyle şu mevcûdât içinde bir ustabaşı ve bir dellâl-ı saltanat-ı İlâhiyye ve bir ubûdiyet-i külliyeye mazhar olduğundan büyük ehemmiyeti vardır...” şeklinde başlayan Haşir Risalesi Üçüncü İşâret, bu imtihan diyarının kapanacağını, çok değer verilen insanın yokluğa mahkûm edilmeyeceğini, hem ubûdiyeti, hem de küfrü/şirki nedeniyle hesâba çekileceğini izah etmektedir.

 

Her kim ki, İlâhî vahye uygun davranmışsa ödüle, her kim de muhâlefet etmişse cezaya mârûz kalacaktır.

 

Bir mîzân tecessüm edecek, hayır-şer tüm amellerimiz tartılacaktır. Bir ustabaşı, İlâhî saltanatın dellâlı, küllî ibâdetin mazharı olan insanın başıboş bırakılması hiç mümkün mü?

 

İşte bu âlemin harap olması ve âhretin icâdı, bir muhâsebe içindir. Haşir, amellerin arz ve takdim günüdür. Bir sayım/döküm/değerlendirme ve karar günüdür.

İmân ehli, erginlik çağından itibaren kusur ve günahlarının cezasını görmeye başlar. Dünyâda belâ, musîbet, hastalık gibi sıkıntılarla yüzleşir. Ayrıca da, sekeratta, kabirde, haşirde göreceği azaplar da günahlarının cezasına mahsup edilir. Sonuçta Cennet’e girecek olan mü’min, günahları sebebiyle Cennetteki derecesinden düşme/eksilme yaşar. Kâfir ise, yaptığı iyiliklerin karşılığını çoğunlukla dünyada görür. Âhirette ise, Cehennemde ebedî kalmak üzere, iyiliklerine karşılık diğer ehl-i Cehennem’e göre azabı hafif tutulur.

 

(Artık her kim) dünyada iken (bir zerre ağırlığında) olsun (bir hayır işlemiş ise, hem işlediği o hayrı, hem de onun sevâb ve mükâfâtını görecektir.) (Ve her kim de zerre miktar bir şer işlemiş ise, hem işlediği o şerri, hem de onun cezâsını âhirette veya daha dünyada iken görecektir.) Dünyada çektiği o belâ ve musîbet vasıtasıyla o günün geleceğinden haberdar edilmiş bulunacaktır.”(1)

 

Hesâbın görülmesi iki şekilde olur:

Allah’a ait olan hesabımızdır. Çok sur’atli olup bir anda tamamlanır. Tüm mevcûdâtın hesâbı bir anda ve çabukça görülür.

Diğeri ise; âlem huzurunda, melekler  aracılığıyla görülen hesaptır. Melekler, birer görevli olarak Allah’ın izni ve sevkiyle insanların hesâba çekilmelerini gerçekleştirirler. Bu hesabın süresi ise, âhiret takvimine/zaman dilimine göredir.  Bununla birlikte imân ehli, ameline göre az-çok Haşir meydanında bekletilir. O günün hesâbının çok çetin olacağı da Kur’ân ve Hadîsin ifadeleriyle sabittir.

Meselâ, Hz. İsâ (a.s) kıyâmet gününde “Ey Meryem oğlu İsâ! Sen mi insanlara Allah’ı bırakıp da beni  ve annemi iki ilâh edinin  dedin?”(2) suâli karşısında şaşırıp kalacaktır.

 

Haşir meydanı…Tüm varlıkların, özellikle insanlığın toplanma mekânı, hesap mahalli.

Haşir meydanı on dokuz melek tarafından kuşatılır, yani ablukaya alınır. Bu görevli meleklerin alınlarının genişliği 40 yıllık mesafeye denk düşmektedir. Çevresi öylesine kuşatılır ki, çıkış noktası bırakılmaz. Tek çıkış kapısı (mânevî gümrük noktası) sâdece Sırat Köprüsüdür.

 

Cenâb-ı Hak, kimin Cehennem’e atılacağını emrederse, görevli melekler tarafından bu emir derhal yerine getirilir.

“O zâlimlerin azabı (öyle) müthiş bir güne te’hîr edilir (ki) o günde”zâlimler (başlarını yukarıya dikerek) gözlerini semâ tarafına çevirip birbirlerine bakamayarak (koşarlar.) Çağırıldıkları tarafa bir korku ve dehşet içinde, bir zillet ve meskenet içinde çabucak varmaya çalışırlar. (Gözleri kendilerine dönüp bakamaz.) Gözleri bir dehşetle yukarıya yönelik apaçık bir halde kalır, göz kapakları kendilerine bakabilmek için harekette bulunamaz. (ve kalplerinin içi ise hayr nâmına her şeyden bomboş olur.) Yani kalpleri pek ziyâde hayret ve dehşetten dolayı akıldan, anlayıştan uzak, âdeta bomboş bir hava gibi bir halde kalmış olur.”(3)

 

 

Peygamberler arasında en zengin konumda olan Süleyman (a.s), diğer peygamberlere göre hesabı uzayacaktır.

Sahâbeler içinde en zengin Abdurrahman İbn-i Avf (r.a)’dır. Cennetle müjdelenenlerden olduğu halde, mal varlığının hesâbının uzun ve çetin olacağına dâir rivâyetler vardır.

Tüm zamanlarda yaşamış servet/ikbal/şöhret sahiplerinin sorgusu da, hiç şüphesiz kolay olmayacaktır. Her fert, içinde bulunduğu  yaşayış biçiminden sorguya çekilecektir. İlim erbâbının Hakk’ı teblîğ, ma’rûfu ilân/izah, münkerâtı nehiy gibi ağır mes’ûliyetini de unutmamak gerekir.

El an yaşadığımız âhir zamanın yoğun sınavları arasında kabre imânla girip Rahmânın huzuruna yüz akıyla çıkmanın önemini kavramak ve idrak etmek gibi bir misyonun şuurunda olmak/olmamak, kazanmak/kaybetmek durumuyla karşı karşıya bulunduğumuzu unutmamak, Kur’ân’a, Hadîse, onların nurlu hakîkatlerine, asfiyâ ve evliyânın nurlu yoluna baş koyabilmek ne kadar elzem/ehem ve âcil olduğnun farkında olabilmek…

 

İnsan; göz, kulak, el, ayak, hava, su, yemek, içmek, peygamberlik, kitapların indirilmesi ve onlara muhatabiyet gibi maddî/mânevî her tür ni’metten hesâba çekilecektir. Şekavet ehli için zor, saâdet ehli için kolay bir süreçtir. Gerçek mü’minler için utanç/mahcûbiyet söz konusu olmayacağı gibi; kâfirler için ise yüzlerinin kararması ve derin mahcûbiyetler söz konusu olacaktır.

 

Şehitler için  hesap yoktur. Cenâb-ı Hak, şehitlik mertebelerinden biriyle bizleri taltîf eylesin inşâallah..

Talebe-i ulûm-i diniye olarak ruhumuzu teslim etmek ne büyük bir şeref! Duâmızı  bu niyetlerle süsleyelim.

 

Kıyâmetin manzaralarını anlatan Kur’ân âyetlerini ve Hadîs-i şerîfleri burada kaydetmek, köşemizin sınırlarını aşar. Mânen  onlara kulak veren bir mü’min Hakk’a ve hakîkata yüz çevirebilir mi? Oraya hazırlık yapmadan gitme cesâretini gösterebilir mi?

Kîl u kal, oyun/oyuncak, mal/mülk, şöhret/güzellik, servet/zenginlik, dünya/meşgûliyet, korku/makam gibi geçici, fânî engellere takılıp aslî görevini ihmal edebilir mi? Kur’âna hizmetten, Sünnete tebaiyetten, şerîat-ı garrâya ittibâdan geri durabilir mi?

 

“ Âyâ bu insan zanneder mi ki, başı boş kalacak? Hâşâ!...Belki insan ebede meb’ustur ve saâdet-i ebediyyeye ve şekâvet-i dâimeye namzeddir. Küçük-büyük, az-çok her amelinden muhâsebe görecek. Yâ taltîf veya tokat yiyecek.”(4)

 

Dipnotlar:

1-Zilzâl Sûresi, 7-8

2-Mâide, 116

3-İbrâhîm, 43

4-Bedizzaman, Lem’alar, 17. Lem’a, 15. Nota

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.