Gururun kaynağı Ankara mı

Geçen hafta mahalli bir radyoda “gurur ve enaniyet” konuşuluyordu, programcılarından biri beni önceden arayarak sen de katılmak ister misin? diye sormuştu. Ben de “elbette neden olmasın, en azından anlatılanları dinlemiş ve bu sayede bir şeyler öğrenmiş olurum” dedim.

Canlı olarak yayınlanan bu programa bağlandım program yöneticisi bana bir soru yöneltti, şöyle;
“Ankara’da gurur ve kibir ne durumda biraz oralardaki gururdan bize bahseder misin?” diye garip bir soru yöneltti. Hiç beklemediğim bu soru karşısında dilimin döndüğünce bir şeyler söylemeye çalıştım. Ama program sonrası bu sorunun etkisinden kurtulamadım. Gerçekten “Ankara’nın gururu ve gururlu insanlarını daha başka nasıl tarif edebilirdim.” diye kendi kendime sormadan edemedim.

Şöyle bir sonuca ulaştım.
Türkiye; Cumhuriyet kurulalı doksan senedir Ankara’dan yönetiliyor. Geçen bu süre içinde Ankara’nın gururu her tarafı kuşatmış idi, gururlu yöneticiler bu gururu her yere bulaştırmışlardı. İdarecilerin huzuruna çıkmak hayli zordu, çıksanız da derdinizi anlatamazdınız. Kibir ve gururları buna engeldi. Halkın içine inmezlerdi, halkın derdini dinlemez, halka teb’a nazarıyla bakarlardı. Halka hizmet yerine halka hizmet ettirmeyi bir marifet sayarlardı. Ancak son zamanlarda bu gururun kırıldığını görüyoruz. Her şey tersine işlemeye başlamış.

Eskiden diktatör ülkenin idare şekli şu misale benziyordu.
Ankara’yı pınarın başı kabul edersek oradan bütün ülkeye kanallarla su veriliyordu. Haliyle pınarın kaynağından yayılan su ne kadar temiz ise gittiği yerlerdeki insanlar ancak o kadar temiz su içebiliyordu. Alternatifi yoktu, kokuşmuş ise bu kokuşmuşluk her tarafa yayılıyordu. Dolayısıyla her tarafı kokutuyordu. Diktatörlük her kesimi istila etmişti, her yer küçük büyük gururlu ve despot insanların yönetiminde inim inim inliyordu. Bu nedenle insanlar sinmiş, tembel tembel oturuyor ve her şeyi devletten bekliyordu. Başına bir felaket gelse devletten biliyordu. “Devlet nerede?” diye bas bas bağırıyordu. Hiçbir şey yapmıyor, bir şey üretmiyor, her olay karşısında “neme lazım, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” mantığı ile hareket ediyordu. Eline geçerse o da başkalarına zulmediyordu.

Ama şimdi bakıyorum ki, Ankara artık pınarın başı değil aksine Ankara havuz durumuna geçmiş, yani aşağıya inmiş. Pınar ise ülkenin her tarafına yayılmış görünüyor. Türk, Kürt, Arap, Laz vs. her millet kendine has bir pınar oluşturmuş ve bu pınarlardan Ankara havuzuna kanallar döşenmiş oralardan sular akıp havuzu dolduruyor. Yani bu yerler artık yukarıda duruyor, Ankara aşağıya inmiş. Anadolu insanının geçmişten gelen mütevazılıği, dürüstlüğü, çalışkanlığı, cesurluğu, Müslümanlığı yeniden dirilmiş görünüyor. Ve bu sayede oluşan pınarlardan akan sular havuzu dolduruyor.

İlk anda her taraftan gelen sular havuzun içindeki kirleri ve pislikleri temizlerken birazcık bulanık dursa da zamanla bu bulanıklık gidecektir. İçi tertemiz su ile dolduğu ve her kesin gıpta ile baktığı berrak bir havuza dönüşecektir. Gelen pınarların temizliği haliyle bu meselede etkili olacağı açıktır.

Bu sayede gurur ve kibir de yok olmaya yüz tutmuş görünüyor. İdareciler şefkat ve merhametle iş görmeye başlamış, insanlara hizmet etmekten zevk alır olmuşlar. Ülkenin en ücra köşesinde bir vatandaşın ayağına bir diken batsa herkes oraya yöneliyor o dikeni çıkarmaya çalışıyor. Ve bunu bir ibadet sayıyor.

Bu noktada en önemli husus bu pınarların temiz tutulmasıdır. Madem Ankara havuzu Anadolu’dan gelen sularla doluyor. O halde pınarları temiz tutmak lazım ta ki, Ankara’da kirlenmesin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum