1. YAZARLAR

  2. Ramazan BALCI

  3. Gül ve çocuk
Ramazan BALCI

Ramazan BALCI

Yazarın Tüm Yazıları >

Gül ve çocuk

A+A-

Aziz kariler
Önümüzde bir kutlu doğum var. İnsan ile hayatın gayesi arasındaki doğru çizgiye  tutunmak için yeni bir fırsat!
İslam’ı  tarih içinde algılama gibi  derin bir yanılgı içerisindeyim! Sanki Kur’an bin dörtyüz küsur yıl önce inmiş! Cihanın Efendisi de bir o kadar yıl önce doğmuş! Sanki ben de o yaştayım! Oysa ne büyük yanılgı bu!
Kur’an benim için yeni nazil oluyor! Hz. Peygamber kudsî hutbesini yeni okuyor! Zira ben bu vahye yeni muhatap oluyorum! Hep beraber 50 yaşındayız!
Cihan’ın en güzel kelimelerini arz etmeliyim O’na! Ama bu boş bir gayret nasılsa!
Bir söz sultanı işin sırrını çoktan çözmüş!
“Ben Muhammed (aleyhisselamı) sözlerimle güzelleştiremedim, Ancak Muhammed (aleyhisselamın) anılması benim sözlerimi güzelleştirdi.”
Bu sırra tutunarak yeniden doğumunuzu kutlar, duanızı beklerim!

Gül ve çocuk (1)

Göz alabildiğine uzayan susuz, kanlı, sessiz ve karanlık çölde yaşayan bedevî, sadece hayatını sürdürmek için ihtiyacı olan eşyalarını devesine yükler, konak yerinde su içtiği batak kurumadan evvel hareket etmiş olurdu. Uzun çöl içerisinde günlerce gidecek, yeni bir vaha bulacak, vahşi çöl hayvanlarının çoktan kurtlanmış suyuna ortak olmaya çalışacaktı.
Onu bekleyen sadece vahşi hayvanlar olmazdı. Ya kendisinden az önce buraya yükünü indirmiş bir bedevi ile karşılaşacak ya da az sonra burayı keşfeden bir grup bedevi etrafını kuşatacaktı.

Yapılacak iş belliydi. Bu suyun başında ancak güçlü olan kalabilirdi. Çölün geleneğine mahkûm olan kadın ağlamayı bilmezdi. Ya kocası kendine yeni ortaklar getirecek ya da kendisi yeni sahibinin cariyesi olacaktı. Çöl zayıfları çabuk yutar, suyun yeni sahibi kısa zamanda her şeye sahip olurdu.

Bu hayatta kız doğmak en büyük suçtu. Babasına yardım edemez, su için düşmanla savaşamazdı. Babası savaşı kaybettiği zaman ise ona yüz karası olacak, mağrur zalimin elinde oyuncak olacaktı. Ya da doğarken işlediği suçun cezasını vahşî çölün ıssız bir deresinde hayatı ile ödeyecekti.

Çöl bu haldeyken kâinatın şeklini değiştirecek bir nur doğuma hazırlanmaktaydı. Hira sancılıydı, sabırsızdı. Koynunda sakladığı müjdenin doğumu için Cebrail’i bekliyordu. Yetimler gözyaşlarını silecek bir el bekliyor, mazlumlar dertlerine kucak açacak şefkatli bir sine istiyor, masum kızlar, hayata tutunabilmek için vahşi kalpleri ısıtacak bir gül bekliyorlardı.

Hira’dan doğan Nur ile gül devrinin başladığı günlerde Gül Sultanının kızı Zehra Betül doğdu. Asırlardır direnen çöl yenilecekti onun doğuşuyla. Gözden ırak, aç, çıplak, kızgın kum dalgalarının yuttuğu minnacık çiçekler, onun doğuşuyla vahşi çöle karşı direneceklerdi.
 
Zehra Betül!
Sen çölün sessiz kurbanlarına ışık oldun! Sen ölmüş kalplere hayat ve sevgi oldun!. Hira’dan doğan Nur her şeyi kendine mahkûm eden vahşi çölü yendi. Rabb’in kelamı gökten yeryüzüne inmiş, vahşetleri yakmış, karanlıkları aydınlatmış, kalplerde tutuşturduğu iman ateşi, güneşin hararetini söndürmüştü.

Zehra Betül sen doğdun! Tam vaktinde geldin! Sen O’ndan bir parçaydın. İnsanlığa sevgiyi öğreten zatın ciğer paresiydin! Cennette yetişen bir gül gibi baban başını koklar “bu benden bir parçadır” derdi.

Çöl sevmeyi o zaman öğrendi. Kalpler sağnak sağnak merhamet indiren Zatın nuruyla yeniden dirildi. Senden sonra doğan bütün küçük çiçekler, artık gönüllerin süsüydü. Minnacık yanaklarındaki tebessüm sanaydı. Sana minnettar idiler.

EN SEVGİLİ VE GÜL ŞEHRİ

Bütün güller Medine gülünün kokusunu taşırlar. Gülistandır O’nun şehri, gülşendir, gülzârdır. O gül dalıdır, dünyanın bütün şehirlerine gül dağıtır. O’na gelenler solmaz bir gülle dönerler memleketlerine.

Gül Muhammed Aleyhisselam’ın teridir aslında...! O’nun temiz ruhunun gıdası gül kokusudur. Medine sokaklarından geçmişse gül kokusu sarar bastığı yerleri. Gelip geçenler ‘Gül Padişahı! En Sevgili buradan geçmiş’ derler. Gelinlik kızlar O’na gelirler gül kokan terinden birkaç damlayı çeyizlerine koymak için. Seher vaktinin saba rüzgârı ile cilveleştiği sokaklarda Habeşli Bilal’den önce küçük kız çocukları düşer yollara. Ellerinde birer sitil su, Gül Padişahının kapısına gelirler! Gül yanakları okşar, gül tenli eller.
 
Sonra sitile uzanır gül dalı parmaklar. Misk u amber kesilir Gül Şahının ellerini öpen sular! Küçücük adımlarla evlerine dönerken gül yanaklı küçük kızlar, Medine gül şehri olur köşe bucak serpilir sular.
Her sabah gül Padişahının şehrinde aynı telaş yaşanır. Bu manzarayı kıskanır gökte yıldızlar. (2)

GÜL NE KIŞTA NE HAZANDA SOLARDI

Yerleri ve gökleri yaratan Rabbin son elçisiydi O. Kur’an onu tarif ederken “size karşı çok merhametli rauf ve ihsan etmeyi çok seven kerim bir peygamber” diye tarif ediyordu. Rabbi ile başbaşa kaldığı uzun gecelerde ona kulak verenler “ey Rabbim ümmetim, ey Rabbim ümmetim” diye inlediğini işitirlerdi. Yüreği bütün varlık âlemini kaplamış, her bir mevcudun ibadetini kendi ibadeti gibi toplamış, kainatta eseri görülen umumi Rububiyete karşılık vermek için yükseldiği Mirac’ta alemlerin Rabbine arzetmişti. Huzurda yine “ümmetim ümmetim” diye inledi.

Allah u tealanın ihsan ettiği nuraniyet ile ümmetinden her bir ferdin saadetiyle mesut, her bir canlının elemi ile me’yus olurdu. Ümmetine nasıl da düşkündü. Sevdi mi ne kadar samimi sever, acıdı mı ne kadar yürekten acırdı. Ağladı mı ne kadar içten ağlardı!.

Bütün ömrü acılar, mücadeleler, yoksulluklar içinde geçti. Üç öğün üst üste karnı doymamış, istirahat içinde, yün bir döşek üzerinde yatmamıştı. Çabucak ihtiyarlayıverdi. 63 yıllık ömrünün son senelerinde teheccüd namazlarını oturarak kılabilir haldeydi.

Sevenleri ondan önce ayrıldılar dünyadan. Çok sevgili eşi Hz. Hatice gideli yıllar olmuştu. Alllah ve Rasülünün aslanı Hz. Hamza, Uhud’da sonsuzluğa kavuşmuştu. Erkek evlatlarının ardından birer birer kızları da gitmişti. Bir tek Hz. Fatıma kalacaktı geriye.

Ömrünün son yıllarında nübüvvet ağacı bir gül daha açmıştı. Mısır kralı Mukavkıs’ın kendine hediye ettiği cariyesi Mariye anneden bir erkek çocuğu olmuştu. Ona dedesi İbrahim’in adını verdi. Hemen her gün İbrahim’i sütannesinin evinde ziyaret ederdi. Onu kucağına alır sever, diğer eşlerine gösterir “oğlumu nasıl buldunuz” diye sorardı. Bu mutluluk uzun sürmedi.

Bir gün Aleyhisselam oğlu İbrahim’i sol uyluğu, torunu Hüseyin’i sağ uyluğu üzerine oturtmuştu. O sırada Cebrail geldi, “Allah teâlâ bu iki çocuğun birini almak murad etti. Sen birini tercih et” buyurdu. Hz. Peygamber Hüseyin’i tercih etse hem kendi yanacak, hem Fatma’nın ciğeri yanacaktı. Fatma’ya kıyamadı. İbrahim’i tercih etti. İbrahim vefat eti. Hüseyin her ne zaman onun yanına gelse “Merhaba ey uğruna oğlumu feda ettiğim, hoş geldin” derdi.

İbrahim sütannesi Ümmü Seyf’in evinde bir yıl kadar yaşadı hicretin onuncu senesinde vefat etti. Ardından “Ey İbrahim, ölüm Allah’ın emri olup biz de yakın zamanda sana kavuşacak olmasaydık senin için daha fazla feryat figan edecektim. Göz ağlar kalp mahzun olur, Rabbimizin razı olduğundan başka söz söylemeyiz. Ey İbrahim senin firakınla mahzunuz” diyebildi sadece.(3)  

GÜLÜN KALBİNE DÜŞEN ATEŞ

Gül nesli âleme Zehra Betül’den yayılacaktı. Gül dalı kendisine emanet edilen söz tohumlarını birer birer tomurcuk edip Gül Padişahının kucağına veriyordu. Gülün iki adıydı artık Hasan ile Hüseyin!

Ah ne var ki O yüce şefkat henüz kucağına aldığı, daha doya doya koklayamadığı Hüseyin’in katledileceğini öğrendi. Ey şefkatli Nebi! Ey cömert Rasül! Nasıl da dayandı kalbin? Gözyaşlarındaki sır neydi. Beyaz kundağı ile gelen Hüseyin’e baktıkça, Kerbela toprağına düşmüş, yaralarından kanlar akar gördüğün vücuduna nasıl dokunabildin? Onu kardeşi Hasan ile güreşirken ya da sokakta sırtında gezdirirken Kerbela’yı nasıl unutabildin? Candan aziz bildiğin Zehra’ndan bunu nasıl saklayabildin?

Ben şehadet ederim ki sen Allah’ın hak Rasülüsün.  Bu acıya bir peygamber yüreği dayanır çünkü. Bu yükü bir peygamber kalbi taşır ancak.
Esma  bt.  Umeys öyle anlatmıştı hani: “Hasan’ın doğumundan bir yıl sonra Hüseyin dünyaya geldi. Onu beyaz bir hırkaya sardım, Allah’ın Rasulüne götürdüm. O Hüseyin’in sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okudu. Sonra onu bağrına bastı ağladı. Ben ‘niye ağlıyorsun ya Resulallah?’ dedim.
‘Oğlumun haline ağlıyorum, benden sonra onu isyankâr, zalim bir taife katledecekler, onlara şefaatim yetişmeyecektir’ buyurdu. Sonra ‘Esma bu sırrı Fatma’ya söyleme o henüz doğum yaptı’ dedi.”(4)

GÜL PADİŞAHI GİTTİKTEN SONRA

Sen bütün güllerini yetim bırakıp gittin Efendim. Cennet çiçeklerin yanakları ellerine öksüzdü şimdi. Adın dudaklardan sürgün! Kara kıvırcık gözler bir daha gülümseyemedi ardından! Hiç birini sevemedik senin sevdiğin kadar. Yoksulluğun içimizde büyürken cihanı kapkara bir vahşet sardı ardından. Şimdi güllere düşman ülkeler vardı. Şimdi güllere düşman anneler vardı.

Sana geleceğiz efendim. Gül şehri Medine’ne geleceğiz. Dostları uğurladığımız yerde hasretini paylaşacağız, göç mevsimlerinde. Bizden gurbete gidenler sana koşarlar. Ak giysilere bürünmüş, yorgun kervanları, sana kavuşma ümidi taşır susuz vahalarda.

Gün gelir limanlar dolar taşar gurbet yolcularınla! Bütün umutlarımızı sana göndeririz her mevsim. Dualar selamlar göndeririz adına adanmış gözyaşıyla ağarmış şafaklarda. Sen umudusun gurbete düşmüş duaların! Sana kavuşma umudu tatlılaştırır acılarımızı! Sana kavuşma umuduyla uğurlarız bir daha dönmeyecek yolcuları!

Sana geleceğiz Efendim hazan vurmuş güllerinin tutup elinden! Anne olamamış rahimlerde parçalanan tomurcuklarla! Ruhsatsız otel odalarında unutulmuş, Batı başkentlerinde parklara bırakılmış masumlarla! Dünyanın bütün güllerini toplayıp kapına geleceğiz Efendim! Bağdat’tan Bosna’ya gül yanaklardan dökülmüş kanlarla!

“Gül kokan ellerini öpmeye geleceğiz”
Güllerini daha doğmadan kıran anneleri
Şafak vakti bombalanan toprak evleri
Yalnızca sana şikayet edeceğiz.

DİPNOTLAR:
1- Daha önce kaleme aldığım bu yazıyı yeniden toparlayıp kutlu doğumunuzu kutlamak istedim! Kabul edilmesi dileğiyle (RB)
2- Müslim, Fezâil 80, (2329). Hasaisü’l Kübra, Celaleddin Suyutî, 1/115
3- Buhârî, Cenâiz 44
4- Rudanî, nr.  8807

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum