1. YAZARLAR

  2. Senai DEMİRCİ

  3. Gizli Yüzler…
Senai DEMİRCİ

Senai DEMİRCİ

Yazarın Tüm Yazıları >

Gizli Yüzler…

A+A-

Akdeniz'in ufkundan yükseliyor güneş. Sıcacık ve taze. Yeni bir gün. İçinde ben de varım. Yine bir insan olarak. Mahcup olmam lâzım; olamıyorum. Bari mahcup olamadığım için mahcup olayım diyorum. Sözde kalıyor.

Antalya'daydım. Gariban duası almak için üç ziyaret yaptım. Biri Fatıma Nur'un ailesi. Hani geçen Ekim ayında İstanbul'da mazlumen katledilen genç kızımız. Babası Ali Çelik, Fatıma Nur'umuzun günlüğünden bir sayfayı gösteriyor. Yükseklik korkusu gibi bir korkuyla bakıyorum satırlara. Amellerine sesleniyor Fatıma. “Geçin hele karşıma…” diyor. “Siz iyi olanlar yanımda durun, tutun kollarımdan…” Namazı anlattığı bölüme gelince, duraksıyorum. Sevindiğim kadar utanıyorum da. “Bari sana gelirken, kaçtığım günahlar yüzünden ayakta kalayım.” Ne güzel bir ümit ışığı bu! Öyle değil mi ya! Hiç olmazsa, namazda olduğumuz sırada kaçtığımız günahlar ömrümüzün hiç olmazsa 24'de birini “günahsız” kılıyor. Bir kapı aralanıp içime sürpriz bir ışık giriyor sanki. Haklı bir kurtuluş umudu. Belli ki, böyle kurtarmak istiyor Rabbimiz bizi.

Akşamüzeri Ümmü ana ile tanıştım. Seksenli yaşlarında. Nefes almakta zorlanıyor. Kalp hastası. Gıyabımda duasını aldığımı öğrenmiştim. Bir de yüz yüze görüşeyim dedim. Titreyen ellerini gösteriyor; mahcup: “Ne bileyim oğlum, böyle de olacağım hiç aklıma gelmemişti!” Şikâyet ediyor değil halinden. Ömrünü Allah'a kul olmanın huzuruyla tamamlamış olmanın sevinci okunuyor gözlerinde... Erdem Bayazıt rahmetlinin “oturunca dağ gibi oturur” dediği o kadınlardan işte. Biliyorum, şu anda benim için herkes için Ümmü Ana'nın ağzından dağ pınarları gibi kesik kesik billur dualar kaynıyor.

Bir de Zeynebimiz var. Yüzünden bütün zamanların en güzel tebessümünü aldığım Zeynebimiz. Duru bir göl saklı sanki gözlerinin ardında. Varlığı koca bir şehri gözden düşürecek kadar cevher yumağı. Sadece 8 aylık Zeynep. Doğumsal bir hastalığı var. Ağır mı ağır! Omurilikteki bağlantıları eksik. Kendisi nefes alamıyor. Ağzından beslenemiyor. Boğazına bağlı cihazla yaşayabiliyor. Göğsü ümitli inip kalkıyor. Ağzından değil de midesine doğrudan bağlanan bir hortumla besleniyor. Her nefesi seksenlik Ümmü annenin ki gibi yorgun çıkıyor. Yüzünde terler boncuklanıyor bazen. Cılız saçlarına kırmızı bir toka tutuşturmuş annesi. Bir ümit işte! Yanı başında halsizlikten uzanamayacağı oyuncaklar sessizce bekliyor. Gözlerinde yılları yaşamış bir insanın olgunluğu saklı. Şimdilik aramıza inmiş bir melek… Aramızdan her an alınabilir bir emanet olarak sevdik onu. Emanet aşk. Emanet ışık. Sürpriz gökkuşağı.

Düşünüyorum: Ya ahiretsiz olsaydı dünya! Ya Zeynep'in genç anne babası buradan ötesi olduğunda emin olmasalardı! Sevdikçe, sevdikçe içine gömüldükleri bir kocaman hıçkırık olacaktı Zeynep. Unuttum söylemeyi; Zeynep taze bir hacı... Nefesi Arafat'a çıkmaya kadar yetmiş. Sonra acilen dönmüşler. Şeytan taşlamadan. Anne babanın yüzüne bakıyorum: “Şeytan taşlamanıza gerek görmemiş Rabbiniz sizi. Sabrınız kaç şeytanı şeytan olduğunu pişman eder kim bilir!” Zeynep öyle güzel öyle taze öyle müjdeli tebessüm ediyor ki... Zeyneb'in zemzemini içerken gözlerini de içtim. Küçücük bir bedenden taşan duru derin insan nefhası, ne kadar da şaşırtıcı. Zeynep aramıza ötelerin şarkısı fısıldamak üzere gelmiş. Tıbbın Zeynep için yapacağı şeyin hepsi şimdilik ömrünü birkaç ay uzatmak. “İşte” diyor annesi, “gidebildiği yere kadar…” Hesaplar, istatistikler Zeynep'in 3 yaşını görmesini beklemiyor. Anne biliyor, baba biliyor, dede biliyor, büyük anne biliyor, ben biliyorum. Artık siz de biliyorsunuz. Bir kırık beste daha sızıyor yüreğimizin odacıklarına. Ah!

Gece ağırlaşırken bir de dışarıdan baktım Zeynep'in cılız nefeslerinin aktığı pencereye. Zeynep'in penceresi de her pencere gibi bir pencere görünüyor. Ardından olanı kimse göremez. Tahmin edemez de. Fark etmediğimiz, fark etmediğimizi de fark etmediğimiz bir sabır ve şükür nehri sessizce, gösterişsiz, gürültüsüz akıyor. Kapı ardında. Perde arkasında.

Hep hatırlattığı gibi Allah'ın: “Allah işitiyor, Allah biliyor, Allah görüyor.” Çok unuttuğumuz için hatırlatıyor olmasın Allah, Allah'ın işitir olduğunu, Allah'ın görüyor olduğunu.?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.