1. YAZARLAR

  2. İsmail AKSOY

  3. Gezi Notları(2)-Nurşin ve çevresinin mânevî dinamikleri
İsmail AKSOY

İsmail AKSOY

Yazarın Tüm Yazıları >

Gezi Notları(2)-Nurşin ve çevresinin mânevî dinamikleri

A+A-

Muş’tan sonra rotamızı, bu günlerde en çok konuşulan Norşin’e çeviriyoruz.

Norşin; Bitlis, Muş, Van, Ahlât ve Malazgirt'in bağlantı noktasında kurulmuştur. Norşin'de 19'uncu yüzyıla kadar, etkili olan tarikat Kadiriliktir; 1880'de Şeyh Abdurrahman burada ilk medreseyi kurmuştur. Şeyh Abdurrahman'ın medreseyi kurmasıyla birlikte bölgede mevcut olan aile ve aşiretler arası geçimsizlik sona ermiştir.

Nurşin gezimize kısa bir tanıtımla başlamış olalım. Bölgenin genel tarihinden anlaşılan, ilçenin bulunduğu toprakların Hititler, Urartular, Persler, Makedonya Krallığı, Selefke Krallığı, Nesati Devleti, Roma İmparatorluğu, Mervaniler, Dilmaçoğlu Beyliği, Sökmeniler Beyliği, Şerefhanlar, Osmanlılar ve Rusların ve tekrar Osmanlıların elinde kaldığıdır.

Nurşin (Güroymak)  İlçesi 04.07.1987 gün ve 19507 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan19.06.1987 gün ve 3392 sayılı kanunla resmiyet ve ilk İlçe Kaymakamının 14.10.1988 tarihinde göreve başlamasıyla İlçe olmuştur.


(Nurşin’den genel bir görünüm)

Nurşin, turizm potansiyeli bakımından fazla zengin olmasa bile Nurşin (Güroymak) - Tatvan sınırları içerisinde bulunan Nemrut Dağı ve Krater gölü eşşiz İlâhî bir güzelliğe sahip, turizm ve turistler açısından Sâniini gösteren   bir sanat harikasıdır. Eşsiz bir güzelliğe sahip Nemrut Dağı ve Krater gölü benzeri bulunmayan tatlı su gölleri ve manzarasıyla dikkat çekmektedir.  Ancak ilçenin detaylı bir şekilde tanıtılmaması nedeniyle mevcut güzelliği ön plana çıkarılmamış ve eşsiz bir güzelliğe sahip Nemrut Dağı ve Krater gölü yaygın bir şekilde bilinmemekteydi. Ancak Son yıllarda yapılan çeşitli araştırmalar ve keşifler sayesinde Nemrut Dağı ve Krater gölü geniş bir çapta ilgi görmeye başlamış ve Allah vergisi tabiatın  sırlarında saklı güzellikler fark edilmeye başlanmıştır.
Yöre, tarihi İpek Yolu üzerinde olup, değişik medeniyetlere  ait izleri bünyesinde barındırmaktadır. Başta Nurşin olmak üzere, Kümbet mahallesinde bulunan Selçuklu dönemine ait Kalender baba Türbesinin  yanı sıra değiğik tarihî eserleri görmek mümkün…

Taraf gazetesindeki yazısında Sevan Nişanyan'ın da belirttiği gibi, Tarih boyunca ilim, irfan yuvası medreseleri, şeyhleri, fakihleri, alimleriyle nam salmış “norşîn”e “nurun yeşerdiği yer” adını vermek, oraya hiç de yakışmayan bir isim olmasa gerek…


(Nurşin’den tarihî bir görüntü)

Abdurrahman-ı Tağî:
On dokuzuncu yüzyılda yaşamış Şark’ın büyük alimlerindendir. Ömrünün önemli bir kısmı Hizan’ın Tağ Köyünde geçtiği için Tağî (Tahî) nispesiyle anılmıştır. Ayrıca, Nurşinî, Üstad-ı Azam ve Seyda lakaplarıyla tanınıp şöhret olmuştur. Aslen Siirt’in Şirvan ilçesinden olup, daha sonra Nurşin’e yerleşmiş ve büyük hizmetlerde bulunmuştur. Risale-i Nur’da kendisinden övgüyle söz edilir. Yetiştirdiği talebe ve tesis etmiş olduğu hizmet tarzıyla ilim ve irfanın yayılması noktasında büyük hizmeti olmuştur. Ayrıca, ismi Bediüzzaman’ın ders aldığı hocalar arasında da geçmiştir.
Bediüzzaman, Risale-i Nur’da, Abdurrahman Tağî’nin (K.S) yapmış olduğu büyük hizmete dikkat çekerek şöyle ifade etmektedir:

“...nahiyemiz olan Hizan kazasına tâbi İsparit'te (Ispahart), birden bire, meşhur Seyda namında Şeyh Abdurrahman-ı Tâğî himmetiyle o kadar çok talebeler ve hocalar ve âlimler çıktılar ki, bütün Kürdistan onlarla iftihar eder bir şekil aldığı zaman, içlerinde münazara-i ilmiye ve pek büyük bir himmetle ve pek geniş bir daire-i ilim ve tarikat içinde öyle bir vaziyet hissediyordum ki, güya rû-yi zemini fethedecek bu hocalardır ... âlimler, ilimde, dinde büyük bir fütuhat yapmışlar gibi vaziyet alıyorlardı. Bir talebenin bir parça ziyade zekâveti olsaydı, büyük bir ehemmiyet verilirdi. Münazarada, bir meselede birisi galebe çalsa büyük bir iftihar alırdı. Ben de hayret ediyordum, o hissiyat bende de vardı. Hattâ tarikat şeyhleri ve dairelerinde medar-ı hayret bir müsabaka, hem nahiye, hem kaza, hem vilayetimizde vardı. O hâletleri başka memleketlerde o derece göremedim.” (Emirdağ Lahikası, 1997, s. 49)

Norşin’in bu güne kadar devam eden mânevî harcını atan Abdurrahman-ı Tağî (K.S) Hazretleri ,Ömürlerinin büyük bölümü Hizan'ın bir köyü olan Tağ'da geçtiğinden köyün ismine atfen Seyda-i Taği namıyla şöhret bulmuş, sonradan Norşin'e yerleşerek  orada vefat etmiştir.

Nurşin, Şarkın ilim, irfan ve feyz kaynaklarının başında gelir. Bu kudsi ocak inşasından beri bağrından çıkardığı kutlularla Anadolu’yu aydınlatmıştır. Üstad Bediüzzaman’ın da çok alakalı olduğu bu feyz çeşmesinde çok büyük zatlar yetişmiş, âleme nur ve feyiz yaymışlardır.

Yöre halkı tarafından Norşîn-i Hazret (Hazretin Nurşini) diye de bilinmektedir.

Norşin Medresesi, bölge ve Türkiye toplumuna şu ünlü din âlimlerini yetiştirerek kazandırmıştır:

Bediüzzaman Said NursÎ (Bütün dünyaya mal olan, kırkın üzerinde dünya diline tercüme edilen eserleri Kur’ân ve Hadis’ten sonra en çok okunan eserler payesiyle dünya  ve Türkiye gündemine mührünü vuran Müceddid-i Ekber ünvanına mazhar olmuş nâdîde bir şahsiyettir) , Şeyh Fethullah el-Varkanisî, Şeyh Alaaddîn, Şeyh Şefik Arvasî (Sultanahmet  Camii eski imamı. Norşin Medresi'nden yetişen önemli kişilerden biri Şeyh Muhammed Şefik El-Arvasî'dir. Şeyh Muhammed Şefik El-Arvasi medrese tahsilini Norşin ve Ohin'de tamamlamıştır. Bediüzzaman'la da dostluk tesis etmiş olan Arvasî, Denizli ve Afyon hapislerinde beraber bulunmuştur.  Arvasî'nin Abdülhamit'in hocası olduğu da biliniyor), Sadreddîn Yüksel (yüzlerce talebe yetiştirmiş, Risale-i Nura büyük hizmetleri olmuştur) , Molla Abdülhakîm Arvasî, Mehmet Emin Er Hoca, Halil Gönenç (Ş.Urfa eski müftüsü), Ali Arslan (Tekirdağ eski müftüsü), Ahmet Meylanî (Hidaye mütercimi), Mazhar Taşkesenoğlu (İbni Abidîn mütercimi), Molla Hasip Seven (Kozluk eski müftüsü), Molla Muhammed Şirin (Çanakkale eski müftüsü), Molla Abidin (İstanbul-Beykoz eski müftüsü), Şey Halit, Şeyh Âsım (Halen Ohin’de olup kendisini ziyaret ederek elini öptük. Sonraki yazılarımızda görüntüleri verilecek), Molla Salih el-Bohtî, Molla Muhyeddîn, Molla Muhammed (Mehmet Çağlayan, kendisiyle talebeliğim yıllarında tanışma ve defalarca sohbet şerefine nail oldum. Muş ve Niğde eski müftüsü), Molla Abdülkerim Saruhan (Bitlis eski müftüsü), Molla Burhan (Tillo şeyhi ve halen Tilloda devasa medresesinde/Kur’ân kursunda  yüzlerce talebe okutmaya devam etmektedir. Ziyaretimiz esnasında kendisiyle yaptığımız görüşmeyi ve görüntüleri Gezi Notlarımız serisinde vereceğiz inşallah…) ve Muhammed Raşit Erol (Menzil şeyhi) (Kaddesellahu esrarehüm)

Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin küçük yaşlarda (on yaşlarında) abisi Molla Abdullah ile beraber Nurşin köyüne geldiği, Tağ Medresesi sahibi Abdurrahman-ı Tağî’nin  Nurslu talebelere çok yakın alaka gösterdiği bilinmektedir. Hatta anlatıldığına göre Kış geceleri kalkar, küçük talebelerinin üşümemeleri için üzerlerini örterdi. Ayrıca medresenin ileri gelen büyük talebelerine: ” Bu Nurslu talebelere iyi bakın, bunlardan biri din-i mübin-i İslamı ihya edecek. Fakat hangisidir, ben de bilmiyorum “ derdi.

Bu medresedeki kısa ve maceralı tahsil hayatı tarihçelerde teferruatıyla anlatıldığı için oraya hevale ediyoruz.


(Bedizzaman’ın eğitim aldığı medresenin üst kısmı)

Seyda 20 Rabiulevvel 1304/1886 tarihinde 75 yaşında Norşin'de vefat etmiştir. Vefatının bile Resûl-i Ekrem'e (S.A.V) uyması ve benzemesi için  dua ettiğinden, asıl köyü olan Tağ'da değil de, yazları gelip dinlendiği Norşin'de vefat etti ve orada defnedildi. Hicri 1301.
                                                                                                      Abdurrahmân Tâğî, vefât ederken  yerine talebesi Fethullah Verkanisî’yi halîfe tâyin etti. Daha sonra O’nun yerine Muhammed Ziyâüddîn Nurşînî (Abdurrahman-ı Tağî’nin oğlu) geçti.

Şeyh Ziyaüddin birinci dünya savaşında milis kuvveti olarak savaşa katılmış, bir kolunu da kaybetmiştir; bunun üzerine V. Mehmet Reşat kendisine protez bir kol ve Mecidiye Madalyası göndermiştir. Şeyh Ziyaüddin, 1915'te Bitlis'te meydana gelen Molla Selim isyanına katılmamıştır. Bu hali Mustafa Kemal'in dikkatini çekmiş; Mustafa Kemal, 1919'da Sivas Kongresi'ne katılması yönünde kendisine bir mektup yazarak  kendisini kongreye davet etmiştir. Şeyh Ziyaüddin, M. Kemal'in bu davetini geri çevirmiştir.

Bu gün ise, onların mirasını Şeyh Mâsûm’un oğlu Şeyh Nureddîn devam ettirmektedir. Sonraki yazımızda kendisiyle yaptığımız görüşmelerimizi ve görüntülerini arz edeceğiz inşallah…

Cenâb-ı Hakkın engin rahmeti Onların  ve tâbîlerinin üzerine olsun. Âmîn…


(Bediüzzamanın 10 yaşlarında kurduğu medresede ders aldığı Abdurrahman-ı Taği’nin (K.S) Merkadı)

Not: Gelecek yazı 'Günümüzdeki Nurşin Medresesi'

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
10 Yorum