1. YAZARLAR

  2. İsmail AKSOY

  3. Gezi Notları-(10) Genel değerlendirme
İsmail AKSOY

İsmail AKSOY

Yazarın Tüm Yazıları >

Gezi Notları-(10) Genel değerlendirme

A+A-

Yaklaşık beş günlük gezimizde; Şarkî Anadolu’dan Muş, Norşin, Bitlis, Ohin, Tillo gibi yerleşim merkezlerinde;  halk, esnaf, kanaat önderleri, ilim adamları, cemaat mensupları, medreseler ve öğrencilerle yaptığımız görüşme, sohbet, istişare ve fikir alış-verişlerinde RisaleHaber sayfalarına yansıyan görüntü, görüş ve düşünceleri sizlerle yaklaşık 20 gün süre ile paylaştık.

Bu gezinin ardından gerek müşahedelerimiz, gerekse tespit ve kanaatlerimiz neticesinde oluşan genel değerlendirmelerimizi siz değerli okuyucularımızla paylaşarak “Gezi Notları” serimize, başka konularda buluşmak üzere nihayet vermiş olacağız inşallah…

1- Açılım yapılacaksa (ki, mutlaka yapılmalıdır) her alanda ve herkese yapılmalıdır.

Bu açılım, sadece “kürt” lere dönük bir açılım değil, insanımızın tümünü kucaklayan, inanç, örf, âdet ve geleneklerine, onların hiç bir engele takılmadan (Kemalizm, laiklik v.s) serbestçe yaşanmasına yönelik bir açılım olmasına özen gösterilmesi…

2- Devlet, jeopolitik ve tarihî miras değerlerini dikkate alarak, hata ve kusurlarıyla bir parça da olsa yüzleşmesi, bu yüzleşmenin sistem yararından çok halk yararına olması için, halkın nabzını tutan sivil toplum kuruluşları ve kanaat önderleriyle bu süreci ve çerçevesini belirlemelidir.

3- Bu kanın akmasına, kin ve nefret tohumlarının ekilmesine mâni olacak, kardeşlik ve birlik ruhuna destek verecek her kesimle görüşüp konuşulmalıdır. Bu süreçte halkın ve milletin maslahatına atılan her adımı destekleme ve taraf olma adına, takoz koyanlar deşifre edilmelidir.

4- Milliyetçler 1980 öncesi komünizm ve sol karşıtlığı ile kendini ifade ediyordu. Bu gün ise “kürt karşıtlığı” direnciyle, şehit cenazeleri, terör ve bunlar üzerinden parlatılan milliyetçi söylemleri, (hatta Türkçülük ekseninde dillendirerek) kullanmaktadır. Eğer bu sorunlar biter de ülke normalleşirse; korkulara, gerilme, milliyetçi duyguların canlı tutulmasına dayalı olarak beslenenlerin gücü zayıflayacak, varlık sebebini büyük ölçüde yitirmiş olacaktır. Reaksiyoner bir milliyetçilik anlayışı takip ettiği için, aksiyoner olmaktan mahrum kalacaktır.

5-Muş esnafından Salih Usta, bölgenin içinde bulunduğu durumu çok güzel özetliyor ve din görevlilerine büyük sorumluluk düştüğünü vurgulayarak, görevlerini tam yapmaları halinde sorunun çözümüne büyük ölçüde katkı yapacaklarını belirtiyor.

Doğru İslâmiyet’i ve İslâmiyet’e lâyık doğruluğu yaşamadaki aksaklıklarımız sebebiyle, piyasada dindar insanların imajında bir eksilme görüldüğünü, ticarî ahlâkı yeniden tesis etmek gerektiğini, bunun için de başta yörede şeyh diye isimlendirilen ilim ehlinin ve Hocaefendilerin sorumluluklarını yeniden tanımlayıp taşın altına ellerini koymaları ve dine ve dindara olan olumsuz bakışı düzeltmelerinin kaçınılmaz bir görev olduğunun bilincine varmalarının şart olduğunu ifade etmesi, oldukça yerinde ve anlamlı tespitler olarak karşımızda durmaktadır.

Demek ki, bu konuda halk, asıl meselenin öncelikle din görevlilerini ıslah etmekten ve dinî bakışı düzeltmekten geçtiğinin farkında…

6-Yine cemaat mensuplarından önde gelen bir zâtın tespiti şöyle: Açılım bir aldatmacadır. Amerika ve İngiliz kaynaklı sağcılıkla; Çin, Rusya ve Fransa kaynaklı solculuk anlayışının aynı tezgâhın ve zındıka komitesinin bir oyunu olarak kabul edilmedikçe bir adım ileri gitmemiz mümkün değildir.

7- Bütün kesimleri incitmeden, demokratik açılım konusunda gerçekleştirilecek bir çözüm, tarihî literatürde“en insânî barış ve huzur paketi” olarak yerini alacak ve insanlık için bir nümûne teşkil edecektir.

8- Sadece Türk-Kürt kardeşliğinin değil,  genel olarak İslam kardeşliğinin ve “İslâm Birliği” idealinin de bayraktarlığını yapan Bediüzzaman Said Nursi'nin bölgede ve dünyada hem Türkler, hem de Kürtler tarafından sevilmesini bir fırsata dönüştürüp, O’nun şâhâne bir projesi olan “Medresetü’z-Zehrâ” projesini devletin derhal hayata geçirerek, bölgenin ekonomik, sosyal, geri kalmışlık, cehâlet, ayrılık, fakirlik gibi problemlerine çare ve çözüm üreten değerli fikirlerinden istifade etmeyi gurur meselesi yapmadan benimsemesi gerekmektedir.

9- Türk Milleti ile Kürt Milleti etle tırnak gibidir. Ayrılmaları asla mümkün değildir. Bin yıl iç içe yaşamış, düşmanla birlikte çarpışmış ve birbiriyle akraba olmuş bu kavimlerin ayrışması bir felakettir. Çünkü Kürtlerin önemli bir kısmı batı bölgelerine göç etmişlerdir. Mesela Diyarbakır’ın nüfusu yedi yüz bin ise İstanbul’daki nüfusu bir buçuk milyondur. Yani ayrışma, hem coğrafî olarak, hem nüfus olarak hem iktisadî olarak, hem akrabalık bağları olarak,  hem de İslam kardeşliği açısından mümkün değildir. Bediüzzaman’ın da bu fikri asla ve kat’a kabul etmediği bir vakıadır… Bir avuç dinsiz Türk Milliyetçileri (ırkçıları) ile Kürt Milliyetçilerinin (ırkçıları)  istemesi ile bu bağlar koparılamaz.

10- Peygamberimiz (S.A.V) Efendimiz tarafından lânetlenen ırkçılık (asabiyet) belası, batının hastalıklı efkârından ve muallel zihninden insanlığa bulaştırdığı bir mikroptur. Bunun ilacı ise İslam kardeşliği ve İslam milliyetidir. Irkçılığın İslâm ittifakına büyük zarar vereceği gibi, sair dinlerin tabilerinin de dostluklarını kazanmada önemli bir engel olduğu aşikârdır.

Kabirde herkese sorulacak mühim suallerin arasında 'Kürt müsün, Türk müsün, Çerkez misin, Laz mısın, Çinli misin, Hintli misin?' yok. Hatta 'Cinsiyetin nedir?' diye bir sual bulunmamaktadır.

11-Bediüzzaman’ın ifadesiyle; her bir zamanın insî bir şeytanı vardır. İnsan sûretinde bir takım şeytanlar, Âlem-i İslâm’ı ifsad etmek için bir takım suretlere girip roller üstlenmişler. Bu gün Ergenekon denen komite ve oluşumun ne tür cinayet ve bozgunculuk faaliyetleri içerisinde olduğu,  zayıf damarları nasıl kullandığı (Kemaliz, Laiklik, Irkçılık, dinî duygular v.s), miting, toplu yürüyüş, gizli toplantılar, ihtilal hazırlıkları gibi faaliyetleriyle nasıl örgütlendikleri, dâva dosyalarından ve iddianamelerden anlaşılmaktadır.

Bütün bunlar süfyanizm ve deccalizmin iğfal ve fitnekârane faaliyetlerinin neticesi olarak mevcut  problemleri doğurmuş; ırkçılık, bölücülük, ekonomik sıkıntı, sosyal çalkantı, inançsızlık kaosu, ahlâkî erozyon  gibi milleti zaafa uğratan ağır bedellerle kendini göstermiştir.

12-Bazı mihraklar haricinde, topyekûn millet ve devlet bu fırsatın değerlendirilmesinden ve çeyrek asırdır her kesimde ızdırabını hissettiği bu belanın, bu fitnenin def edilmesinden yana tavır sergilemiştir...

13-Daha ortada somut bir netice olmamasına rağmen, halk üzerinde görülen olumlu hava, umut ve beklentiler bile; barış, huzur ve demokratik açılım taleplerinin ne denli gerekli ve haklı gerekçelere dayalı olduğunun da bir göstergesidir.

14-Dün de, bu gün de bu zındıka komitesinin yürüttüğü fitnekârlık, ihtilaftan istifade, menfaat yolunda her alçaklığı irtikâb etmek, yalancılık, tahribkârlık, ahlâk-ı  seyieye teşvik gibi cereyanlara bazı basın-yayın kuruluşlarının da çanak tutması  şeklindeki şahs-ı manevi-i küfriyeleri karşısında, yine şahs-ı mânevî-i imaniye ve İslâmiye tarzında mukabelenin gerekliliğini bir kez daha ortaya koymaktadır.

15-İşte bu saikle hareket eden ve her biri mederesetü’z-Zehrânın birer şubesi tarzında ifsad komitelerinin plânlarına direnen ve milleti iğfal ve ifsattan kurtarmaya çalışan Nur medreselerinin ve cemaatinin sa’yu gayretlerini burada takdirle anmadan geçemeyeceğim.

Diğer cemaat ve cemiyetlerin de takdire değer çalışmalarını zikretmek, bir kadirşinaslık gereğidir.

16-Devletin eli ve sinesi şefkatle dolu olmalı. Bu güne kadar izlenen yol ve metotların bu duyguyu tatmin etmekten uzak olduğu bilinmektedir. Ve yine şu da bilinmekte ve görülmektedir ki, Devlet adına bazı kurumlar tarafından ortaya konan icraatların Demokrasi ve insan haklarıyla bağdaşmadığı, yanlış uygulamaların faturasının devlete ve millete çıkarıldığı, su-i isti’mallerin örtbas edildiği, bütün bu gayr-i hukûkî icraatların hesabının sorulması için devletin bu kesimlerle yüzleşmesinin şart olduğu gerçeğidir.

Sonuç olarak diyebiliriz ki; bu açılım hayırlı ve müspet bir teşebbüs, istibdat ve tabuları (en azından) zayıflatacak bir gelişme, hürriyetlerin önünü açacak millet yararına bir adım, milleti ve devletiyle kendine güvenin/kaynaşmanın/tanışmanın ve geleceğe umutla bakma adına bir başlangıcın engellere takılmadan sürdürülmesi ve sonuçlandırılması gereken bir plân ve program olarak görülmeli ve desteklenmelidir.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum