1. YAZARLAR

  2. Latif SAKARYA

  3. Geçmişte yaşayanlar
Latif SAKARYA

Latif SAKARYA

Yazarın Tüm Yazıları >

Geçmişte yaşayanlar

A+A-

“Bir varmış, bir yokmuş” dercesine söze başlayan çok ağabey tanıdım. Geçmişte hapis yatmış, kahraman ağabeyler. Onlar gerçekten kahraman, gerçekten fedakâr, gerçekten eli öpülesi ağabeyler… Onların bir tek eksiği var, geçmişte yaşıyorlar…

80 yaşında bir dedem var, bir ayağı çukurda… Ne zaman ziyaretine gitsem, birlikte gezmeye gideriz. 50–60 yaşındaki insanları ziyaret eder. Dedelerimin muhabbetlerini zevkle dinlerim. Bir ağırlık, bir olgunluk olur muhabbetlerinde. Esprilerinde bile lakaytlıktan eser göremezsiniz. Bununla birlikte hep geçmişi konuşurlar. Hep anılarını tazelerler. “Bizim falanca vardı ya, rahmetli çok iyi insandı. O şöyle böyle yapmıştı” gibi hep geçmiş, hep geçmiş… Bugünkü meselelerle alakaları yoktur. Gelecekten bahis açmazlar. Onların hayali geçmişte, verdikleri mücadeleler ve yaşadıkları hayatı defalarca anlatır dururlar. Belki de insanın fıtratı budur ve bir yaştan sonra geri kalan ömür hep hayat muhasebesiyle geçiyordur, kim bilir…

Risale-i Nur hizmetinde de 50 yaşın üzerindeki ağabeylerimi dinlediğimde de çoğunda dedemle benzer özellikleri görürüm. “Üstad, dağ başında bile düzenli traş olurdu” der bir ağabeyim. Bir diğeri “biz hapislerde yatarken bile günde 200 sayfa Risale-i Nur okurduk, şimdiki nesil 2 sayfayı zor okuyor” diyerek serzenişte bulunur. Öbürü de “Üstad Vali Tahir Paşa’nın konağında 6 ay kalmış da 6 kızını da tanımamış, bilmemiş. Bu gençler var ya çok bozuldu çok” diye yakınır. Başka bir ağabeyim pervasızca haykırır, “kurtarılmamış bölgelere bile Hür Genç bayrakları rahatça girer, hizmet ederdi”

Bu ifadelerin hepsi de hakikat-i hali ifade eden sözler. Bunların hiç birine itiraz edecek değiliz. Sonra ağabeylerimize cemaatlerin ayrışmasına dair sualler yöneltiriz. “Falanca var ya, can korkusu yüzünden şöyle böyle yaptı.” Başka biri; “enaniyeti kuvvetli olunca cemaat memaat dinlemeyip şunu bunu yaptı” Bir başka cevap; “Biz onlarla yarım ekmeğimizi paylaştık, birlikte hapis yattık aç susuz kaldık ama onlar bizi bunla şuna sattı” diye cevaplar uzar gider. Her birinde husumet var. Her birinde öfke var. Çekilen sıkıntıların bugüne taşınması var. Her birinde nefsine muhabbet ve nefsine toz kondurmama var. Söyledikleri hakikat bile olsa, Risale-i Nur prensiplerinde en temel olan “müsbet harekete aykırı”. Yani büyüklerimiz böyle yapmamalı. Öyleyse nasıl yapmalı?

Günümüzü tanımalılar. Geçmişteki kavgaları unutup ittihad için çalışmalılar. Madem biz gençlerin durumunu beğenmiyorlar, beğenmedikleri hallerimizi yüzümüze vurmayıp bizi hatamızdan döndürecek müsbet programlar ve projeler üreterek bizi kazanmalılar. Yirmi birinci yüzyılı tanıyıp, bizim yirmi birinci yüzyılda doğduğumuzu ve yirminci yüzyıl anlayışını kabullenemeyeceğimizi anlamalılar. Tecrübelerindeki hakikatleri yirmi birinci yüzyıl elbisesiyle bize sunabilmeliler.

Biz gençlere “şunu bunu yapma” demekten vazgeçmeliler veya yaptıklarımızdan dolayı bizi yargılamamalılar. Evet, ağabeylerimizin geçmişte mücadelesini verdikleri maddi imkânsızlıkları görmedik ama ağabeylerimiz de bugün bizim çektiğimiz manevi sıkıntıları hiç yaşamadılar. Eskiden TV, internet gibi kitle iletişim araçları yoktu. Sosyal hayat içerisinde günahlar bu kadar ayyuka çıkmamıştı. Madde, şimdiki kadar meta haline gelmemişti. Fikir ve ideoloji kavgasının yerini, para ve menfaat kavgası almamıştı. Ve eskiden, şimdi olamadığımız kadar tek vücuttu ağabeylerimiz. Bir evde aç olduğunda, diğer evdeki onu bilir yardıma koşardı. Evlenecek gence, tahsili, işi veya evi arabası sorulmaz, ehl-i iman ve diyanet ise herkes maddi manevi yardıma koşardı. Eskiden ana babalar kızlarını harama itmez, çalışmaya zorlayarak sosyal hayatın metası yapmazdı. Eskiden aile yapısı bugünkünden sağlamdı. Ana baba birbirinden ve evlatlarından haberdardı.

Zaten bilindiğine inandığım bu misalleri daha fazla uzatmaya gerek görmüyorum. Anlatmaya çalıştığım şu ki; bütün toplum tabakalarında olduğu gibi Nur cemaatleri içerisinde de kuşak çatışması gözümüze batacak hatta gözümüzü acıtacak kadar var. Ağabeyimiz bizim takkesiz namaz kılmamıza tepki gösterirken bizim dünyamızda “toplumun sadece %5’i beş vakit namaz kılarken ağabeyimiz namaz da kıldığımız halde bize neden kızıyor?” sorusu oluyor. Ya da kendi çocuğu senede bir kaç kez haftalık sohbete katılan ağabeyimizin, meşverette, sınavı sebebiyle, sohbete bir haftacık katılamayan kardeşlerden şikâyetçi olmasını ibretle izliyoruz. Ve cemaatlerden ve hatta diğer sosyal tabakalardan beşeri münasebetler ölçüsünde kardeşçe geçindiğimizi görüyor ve geçmişteki kavgaların bizi bağlamadığına inanıyoruz.

Biz 21. yüz yılın nesliyiz. Geçmişte yaşayanlar, geleceğe bakamayanlar, kendileri gibi olmamızı bekleyenler, aklımıza yatmayanı yüreğimize dayatmaya kalkanlar çekilsin önümüzden. Ne bizi günaha soksunlar, ne de kendilerini ezdirsinler… Onlar kendi anılarıyla mutlu olup, huzurlu evlerinde şeb-i aruzlarını beklesinler. Biz ayrılıklara karşıyız! Biz şevkimizi kıran geçmiş anılarına karşıyız! Biz ne yapamayacağımızın söylenilmesine karşıyız! Ya bizi anlayıp bize yardım edin, ya da önümüzden çekilin!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
6 Yorum