1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Gazzali'nin tenkit ettiği felsefecilerin yirmi hatası nedir?
Gazzali'nin tenkit ettiği felsefecilerin yirmi hatası nedir?

Gazzali'nin tenkit ettiği felsefecilerin yirmi hatası nedir?

Gazzali İslam Felsefecilerinin görüşlerini incelemiş ve on yedi yönden hataya düştüklerini ve üç yönden de görüşlerinin küfür olduğunu ifade etmiştir. Bunlar nelerdir?

A+A-

Gazzâlî hakkındaki eski ve yeni hemen hemen bütün kaynak ve araştırmalar onun fıkıh, kelam, tasavvuf, felsefe, eğitim, siyaset, ahlâk gibi dini ve akli ilimlerde söz sahibi, İslâm bilim ve düşünce tarihinde eşine az rastlanır bir âlim ve düşünür olduğunda birleşmektedirler. Gazzâlî, hiçbir eserinde kendisini “feylesuf” olarak tanımlamamış olmasına rağmen gerek bazı klasik bilginler, gerekse modern araştırmacılar tarafından felsefe geleneğiyle irtibatlandırılmış, hatta filozof olarak değerlendirilmiştir. Çünkü onun felsefeyle bir filozofun entelektüel çabalarından hiç de aşağı kalmayan bir yoğunlukta uğraşı olmuş ve bu çabalarıyla ortaya koyduğu birikim kendisini İslâm Felsefesi Tarihini okuyan ve yazanların asla göz ardı edemeyeceği bir şahsiyet haline getirmiştir.

Bu büyük düşünür, özgün İslâm düşüncesinin oluşması için Aristo gibi Yunan filozoflarıyla, onlardan etkilenen Fârâbî ve İbn Sînâ gibi İslâm filozoflarına eleştiriler yöneltmiştir. Felsefenin tamamını reddetmemiş ve filozofların bütün ilimlerini şeriata muhalif zannederek inkâr edenleri eleştirmiştir. Bununla birlikte çoğu kimse Gazzâlî’yi, özellikle de onun felsefeye bakışını yanlış yorumlayarak, hatta hiç anlamayarak felsefe düşmanı ilan etmişlerdir. Gazzâlî’nin bazı felsefecilerin görüşlerini eleştirmesini, felsefeye yapılan saldırı şeklinde göstermişlerdir. Bu da, İslâm âleminin felsefi ve akli ilimlere olan rağbetini, diğer başka sebeplerle birlikte azaltmıştır.

Gazzâlî İslâm dünyasındaki felsefi düşüncenin gelişmesi kadar, hatta ondan daha fazla İslâm tasavvufunun gelişmesine de katkıda bulunmuştur. Tasavvuf onunla İslâm kültüründe resmi bir hüviyet kazanmıştır. Gazzâlî’den önce tasavvuf Ehl-i Sünnet’in çoğunluğu tarafından hoş görülmüyordu. Gazzâlî gibi İslâmi ilimlerde otorite sayılan bir kimsenin böyle bir ilmi kabul ederek şahsında yaşaması, tasavvufun İslâm’a uygunluğu için adeta bir delil olmuştur.

Gazzâlî’nin başka bir hizmeti de, yazmış olduğu reddiye mahiyetindeki eserlerle Bâtıniliğe karşı İslâm akidesini ve prensiplerini korumuş olmasıdır. İsmailiyenin bir kolu olan Bâtınilik, Gazzâlî’nin devrinde gerek siyasi, gerekse dini bakımdan İslâm âlemi için büyük bir tehlike oluşturmaya başlamıştı. Bir taraftan terör olayları çıkartıp, ileri gelen âlim ve devlet adamlarını katle-diyorlardı, diğer taraftan da inanç ve ibadetleri şeriatın zahirine ve batınına aykırı olarak küfre varan aşırılıkla tevil ediyorlardı. Saf Müslümanların zaaflarından faydalanarak, kullandıkları çeşitli metotlarla onları kandırıp saflarına çekmeyi de zaman zaman başarıyorlardı. İşte bu durumu gören Gazzâlî, yaptığı uyarılarla ve yazdığı reddiye mahiyetindeki eserleriyle İslâm âlemini Bâtıni tehlikeden korumuştur.

Gazzâlî’den sonra İslâm dünyasında, bir zamanlar olduğu gibi felsefenin önemli bir yer işgal etmediği doğruysa da, İbn Rüşd’ü hariç tutmak gerekir, felsefenin ortadan kalktığı da söylenemez. Gazzâlî’den sonra özellikle Doğu İslâm dünyasında birçok kimse felsefeyle ilgilenmiş, yeni yeni felsefi akımlar ortaya çıkmıştır. Bunlar arasında İşrâkilik ve XVI. yüzyılda İran’da Isfahan Ekolü’nün temsil ettiği “Nübüvvet’çi Felsefe” akımıyla Osmanlılarda Lale Devri’nde Yahyalı Esad Efendi’yle canlandırılmaya çalışılan Aristoculuk ve İbn Sînâcılık gibi akımları sayabiliriz.

Hakikati Arayanlar

Gazzâlî kendi devrindeki hakikat araştırıcılarını dört gruba ayırmıştır: Kelamcılar, felsefeciler, Bâtıniler ve mutasavvıflar.

a. Kelamcılar: Ehl-i sünnet akidesini/inancını korumak ve onu bidatçilerin hücumlarına karşı savunmak gayesinde olanlardır. Dinin esaslarını mantıki delil ve kaidelere göre müdafaaya/savunmaya çalışırlar.

b. Felsefeciler: Gazzâlî felsefeyi kendi şahsi gayretleriyle araştırmıştır. İki yıl süren ve özellikle Fârâbî, İbn Sînâ ve İhvân-ı Safâ’nın eserlerine dayanan incelemelerinin sonucunda önce filozofların görüşlerini ortaya koymak üzere Makasidu’l-Felâsife isimli eserini, daha sonra da onların bazı görüşlerinin yanlışlığını ortaya koymak için Tehafütü’l-Felâsife isimli eserini yazmıştır. Gazzâlî filozofları Dehriyyun, Tabîiyyûn ve İlahiyyun olmak üzere üç kısma ayırarak ele almıştır.

c. Batıniler: Batıniler her şeyin zahiri ve batini anlamları olduğunu ve hakiki mananın batında gizli bulunduğunu ifade etmektedirler. Zahirle amel etmek insanın helakine, batınla amel etmek ise kurtuluşuna sebep olur.

d. Mutasavvıflar: Mutasavvıfları okuyarak ve ilimle anlayamayacağını kabul ederek, ilmin yanında amelin de gerekliliğine inandı. Tasavvufun asıl değeri, akıl dışı âleme açılmış bir kalp gözü olmasından, teori ile pratiği birleştirmesinden, hakikati bizzat yaşanmış tecrübeden çıkarmasından kaynaklanmaktadır.

Filozofları Eleştirisi

Gazzâlî, el-Munkız mine’d-Dalal isimli eserinde filozofları üç kısma ayırmakta ve onların her birini kendisine göre İslâmi ölçüler ışığında değerlendirmektedir. Bununla birlikte onun hücumu, doğrudan doğruya iki önemli Yeni-Plâtoncu İslâm filozofu olan Fârâbî ve İbn Sînâ ile dolaylı olarak da hocaları olan Aristoteles’dir.

Gazzâlî filozofları üç gruba ayırmaktadır:

1. Dehriyyun (Materyalistler): Âlemin ezeliliğini savunarak yaratıcıyı inkâr ederler, ruhun varlığını kabul etmezler. Âlemin ezelden beri var olup ebediyen bu şekilde devam edeceğini ifade ederler.

2. Tabîiyyûn (Naturalistler): Yaratıcıya inanmalarına rağmen bedenle beraber ruhun da yok olacağını ve bir daha dirilmeyeceğini kabul ederler. Sonuçta ruhun ölmezliğini ve ahiret hayatını inkâr etmiş olmaktadırlar.

3. İlahiyyûn (Metafizikçiler): Diğer iki gruptan tamamen farklı olmakla birlikte dine uygun olmayan bazı görüşleri de vardır.

Gazzâlî, ilhadlarının açıkça ortada olduğunu düşündüğü ilk iki gurubu hiç değerlendirmeye almayarak ilahiyyun filozofları üzerinde durmuştur. Tehafütü’l-Felâsife (Filozofların Tutarsızlığı) isimli eserinde ne yaptığını çok iyi bilen bir Müslüman teolog olarak ilahiyyun filozoflarının İslâm’ın öğretileriyle çelişen yönlerini onların terminolojisiyle ve onların sahasında çürütmeye çalışmıştır. Burada onların metafiziğe dair on altı, tabiat ilimlerine ait dört meseledeki görüşlerini ele alıp incelemiştir. Bu yirmi konudan 17’sinde bidat içinde olduklarını üç konuda ise küfre düştüklerini ifade ediyor.

Tehafütü’l-Felâsife’nin temel iddiası, ilahiyyat meselelerinin çözümünde aklın yetersizliğinden dolayı bir Müslüman için en doğru tutumun bu meselelerin çözümünde dini açıklamaları kabul etmenin gerekli olduğudur. Eserde ele aldığı yirmi görüşün on altı tanesi metafizikle, dört tanesi de fizikle ilgili olup on konu bid’at ve sapıklık olarak değerlendirdiği fakat küfre girmediklerine kail olduğu hususlar, yedi tanesi ispatlamakta aciz oldukları konular ve üç tanesi de tekfiri/dine ters düşmeyi gerektirdiğini ifade etmiştir.

Filozofların Bid’at/dine ve felsefeye sonradan sokulan ve batıl/felsefi gerçeklere dayanmayan olan fakat küfrü gerektirmeyen görüşleri şunlardır:

1-    Filozofların, Allah mücibun bi’z-zatattır, Fail-i muhtar değildir demeleri.
2-    Filozofların, âlem ebedidir demeleri.
3-    Filozofların, Allah sanii âlemdir, kâinat onun sun’unun eseridir demeleri hilekârlıktır. Gerçek fikirlerini gizlemek için söylemişlerdir.
4-    Filozofların evvel, yani Allah, mahiyetsiz saf vücuttur demeleri.
5-    Allah’ın sıfatlarını kabul etmemeleri batıldır.
6-    Zat-ı Evvel, cins ve fasl altına girmez, demeleri batıldır.
7-    Sema, iradesiyle hareket etmektedir demeleri de batıldır.
8-    Semavî nefisler bu âlemdeki bütünü bütün cüz’iyyatı bilir demeleri de batıldır.
9-    Harikulade halleri, yanı mucize ve kerametleri imkânsız görmeleri batıldır.
10-    Beşerin nefs ve ruhların fani oluşunu imkânsız görmeleri batıldır.

Filozofların İspatlamaktan aciz oldukları görüşleri şunlardır:

1-    Filozoflar, âlemin saniini ve yaratıcısını ispat etmekten acizdirler. İmkân delili Allah’ın varlığını ispat etmeye yeterli değildir.
2-    Filozoflar, Allah’ın bir olduğunu ispat edemezler. Bu konuda sağlam delil getiremezler.
3-    Allah’ın cisim olmadığını ispattan acizdirler. Bu konuda delilleri yoktur.
4-    Filozofların görüşleri netice itibariyle Allah’ın Allah’ın inkâr edilmesi neticesini doğurur.
5-    Allah’ın zatını bildiğini ispattan acizdirler.
6-    Allah’ın başkasını bildiğini ispat etmeye güçleri yetmez.
7-    Semanın irade ile hareket etmesinin bir gayesi ve maksadı vardır şeklindeki iddiaları asılsızdır. Bu konuda ispatları yoktur.

Gazzâlî’nin filozofları dinden çıktıkları yolundaki ithamlarıyla ilgili üç mesele şunlardır:

a. Filozofların, haşrın/ölümden sonra dirilmenin ruh ve bedenle birlikte olmayacağı, yani insanın öldükten sonra ruhunun tekrar bedeni ile birleşmeyeceği, yalnız ruhların varlıklarının devam edeceği şeklindeki görüşleri.

Felsefeciler ölümden sonra elem veya zevki nefslerin duyacağını ileri sürüyorlar. Felsefeciler bu iddiayı yaparken, diyorlar ki âlem yani madde kadimdir ve sonludur. Nefsler ise sonsuzdur. Cesetler dirilseydi sonsuz olan nefslere kafi gelmezlerdi.

Gazzâlî filozofların bu görüşlerini kabul etmiyor ve karşı çıkıyor. Âlemin kadim, nefslerin hâdis olması nefslerin maddeden fazla olmasını gerektirmez. Eğer nefsler fazla olsa bile, Allah o nefslere yetecek kadar madde yaratamaz mı?

b. Filozofların Allah’ın küllileri/tümelleri bilip cüzileri/tikelleri bilmediği şeklindeki iddiaları.

Felsefecilerin dediğine göre hadiseler/olaylar değişkendir. Değişmede ilim, malüma/bilinene tabi olur. Malum/bilinen değiştiği zaman ilmin ve onu bilenin de değişmesi gerekir. Buna göre Allah cüz’iyyatı/tikelleri bilseydi, O’nun değişmesi gerekirdi. Allah’ın değişmesi ise muhaldir/mümkün değildir. O halde Allah cüz’iyyatı bilmez.

Gazzâlî’nin cevabı: ilim, bilenin zatına bir izafettir/ilinti. İzafet değiştiği zaman, zat kendi halinde kalır. Mesela benim solumda bulunan insan, benim sağıma geçse, değişen ben değilim odur.  Diğer yandan eğer ilmin değişmesi alimin zatında bir şey değiştiriyorsa, ilim çeşitlendikçe zatın da taadüdü/değişkenleşmesi gerekir. İnsanı, hayvanı ve nebatı/bitkiyi bilmek bir insanda çeşitli zatların bulunmasını mı icab ettirir? Üstelik felsefeciler hem Allah’ı, hem âlemi kadim/ezeli sayıyorlar. Ondan sonra da âlemde değişmenin olduğunu iddia ediyorlar. Halbuki aynı iddiayı Allah hakkında yapamazlar ve yapamıyorlar. Bu onların çelişmeye düştüğünü göstermez mi?

c. Filozofların âlemin kadim/yani ezelden beri var olduğu şeklindeki düşünceler

Sorularla İslamiyet

Etiketler : ,
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.