1. YAZARLAR

  2. Himmet UÇ

  3. Galip Bey’in Sözler Redifli Kasidesi Üzerine
Himmet UÇ

Himmet UÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Galip Bey’in Sözler Redifli Kasidesi Üzerine

A+A-

Kaside bir devlet adamına veya bir kavrama yazılır, öğmek ve özelliklerini anlatmak için. ”Kaside sözcüğünün anlamı kastetmek yönelmek olan Arapça kasade sözcüğüyle ilgilidir ve belli amaçlarla yazılmış manzume demektir. Türk edebiyatında din ve devlet büyükleni övmek için belli kurallar içinde yazılan uzun şiirlere denir. ”(Dilçin, 122) Beyitlerle yazılan bir nazım biçimidir. Altı bölümden oluşur.

Baki’nin Ali Paşa için yazdığı bahariye kasidesi çok sanatlı tasarlanmış ve tabiat empatilerini ile donatılmış Türkçe’nin şahaserlerinden Osmanlıcanın abidelerinden bir eserdir.

Yine ferraş-ı seba sahn –ı ribat-ı çemene
Geldi bir kafile kondurdu yükü cümle bahar
Döşedi mihr-i felek yolları dibalar ile
Etti teşrif çemen mülküne sultan-ı bahar

Ne kadar büyük bir sanatçı imiş Baki, Sultan Süleyman gibi bir büyük Osmanlı hakanına Allah Baki gibi bir söz sultanı göndermiş.

Semanın döşemecisi, ferraşı, çimenliğin bağına, bir kafile kondurdu, o kafile işte şu görülen bahar. Gökyüzü yer yüzüne döşemecilik yapıyo rbahar kafilesini konduruyor. Hayale bak, imaja bak. Osmanlıcayı öldürenler bir milleti öldürdüler, ama Bediüzzaman o dili eserlerinde yaşattı bugün tekrar dirilmek üzere bu dil. Nereye baksan bütün düzensizlikler onun yaptıkları ile düzeldi. Siyasi dini, edebi, felsefi ve ilmi. Eğer talebeleri onun yaptığını yayabilseydi bugün nerelerde idik, ama rahatın lüksün şımarttığı insanların yapacak nesi var, hizmetler menfaat gruplarının eline geçmiş kaleler gibi. Herkes kazandıklarını kaybetmeme kaygısında. Risale-i Nur’un toplumun müesseselerine yansıması gibi bir iddiaları yok taebelerinin, varsa da ekalli kalil. Beşbin talebem var Ankara’da beş kişi ile hizmet ediyorum demiş, Bediüzzaman.

Döşedi güneş yıldızı yolları lüks halılarla, hazırlanmış çimen ülkesine bahar sultanı teşrif etti. iç içe benzetmeler yapılmış, ne kadar sanatlı tasarımlar. Büyük sanatçılar büyük hayallere sahiptir, bu kasidenin tamamı sahifelerce süren yorum ister. Bu edebiyatın adını koyan ölü edebiyat diyecekmiş de eski edebiyat demiş hala bu isim kullanılır edebiyat koridorlarında.

Yazıldıkları konulara göre çok kaside çeşitleri var, atalarımızın mekanlar ve zamanlar, mevsimlerle ne kadar ilgisi varmış, hangi aklı evvel demişse hayattan kopukmuş divan edebiyatı. Milletten kopukların yorumu.

Bir ramazaniyye kasidesi şöyle başlar

Yevm-i şek niyetine şire sıkarken yaran
Sıkboğaz etti basıp sahne-i şehr-i ramazan
Çileye vesvesesiz girdi kapandı zahid
Habs olur ta ramazan ahir olunca şeytan

Ramazan yaklaştı diye tatlı su hazırlarken dostlar, Ramazan ansızın sahneyi bastı. Birden geldi. Zahidler şöyle böyle demeden ramazana girdiler, yemeyi içmeyi kıstılar. Ramazanın sonuna kadar istekleri zorlayan şeytan hapsedildi. O kadar güzel tasarlanmış ki bir şey söylemeye insan cesaret edemiyor. Milel-i müsliheyi milel-i merhume yapmış modernistler. Bediüzzaman bunlara kaselisler diyor, yani Avrupanın yediği yemek sahanlarını yalayanlar. Kendimize bir sanat yaptığımız yok Avrupanın artıkları sanat işte, bir cümle dağlar gibi anlamlar yüklü, helal olsun sana ne diyeyim.

Yazıklar olsun Bediüzzaman’ı okuyupta yıllardır mana derinliklerine giremeyenlere.

Ahmet Galip Bey, divan şiirine hakim ve vakıf bir sanatçıdır. Otuz beş beyitlik bir kaside kaleme almıştır. Sözün redifli bir kaside. Mübalağanın olmadığı hakikatı anlatan bir eserdir. Peygamberler tarihi iman küfür mücadelesinin Allah tarafından nakledilmesidir. Adem, Şit, İdris, Nuh, Hud, İbrahim, İsmail, İshak, İsrail, Yusuf, Eyyub, Musa, Şuayb, Harun, Davud, Süleyman, Lokman Üzeyr, Zülküfl, Yunus, Zekeriyya, Yahya, İsa, ve son olarak Hz Muhammed, hz Ahmet. Bütün bu peygamberlerin ve nebilerin hepsinin mukaddes mücadelesi ile Bediüzzaman’ın mücadelesini ortak imajlarla nakleder. Bir yerde de peygamberler tarihinin temalarının Bediüzzaman’ın temaları olduğunu anlatmış olur. Kur’an’da nakledilen bu tarih ile Bediüzzaman’ın mücadelesi arasında yapılan bu benzetmelerin hakikate mutabık olması ayrı bir sanat kabiliyeti.

Kavramlar da şiirde yer alır. İlm-i hakikat, kenz –i vahdet, ata yı mahz, ders-i hikmet, beyan, tufan-ı dalalet, keşti i Nuh, ilhad, hidayet, tezkiye, asl-ı millet, vahdetin esrarı, ehl-i hayrat, mahz-ıtahkik, hayalet, tağut, salabet, kelamullah, kenz-i icaz-ı risalet, dini hak, fazl-ı İsrail, hüsn-i Yusuf, sabır, mülhid, firavun, tur, mizan-ı hikmet, emn, adalet, idlal, fesahat, küfür, savt-ı davut, marifet, takva, emanet, derman, hazakat, badelmevt, vech-i hak, itaat, velayet, riyaset, efdal, yecüc, sırr-ı tesbihat, veraset, tarik –i fetret, miraç, şerh-i ahkam-ı nübüvvet, irfan-ı saadet, imanı hayret.

Sanat farklı unsurları bir metinde yerli yerine yerleştirmektir. Bu kavram ve isimleri ve Risale-i Nur’dan bunlara taalluk eden bahisleri bir arada temziç etmek büyük bir insicam kültürü gerektirir. Bunlar merhumda var. İmajinatif dünyası çok zengin bir insan. Hayal tezgahhanesinde bunları birbirine raptetmek ne büyük sanat ustalığı. Bediüzzaman bu zarif insanın incinmesine razı olmamış ve mahkemede hakime kendisiyle arası sıra görüştüğünü söyleyerek dışarı çıkmasını sağlamıştır. Muallim Galip Bey, hem divan kültürüne, şiir inşa kültürüne, hem de tarihe ve kavramlar tarihine ve bunların Risale-i Nur’daki yansımalarına hakimdir. Bu şiiri yazan şahıs Risale-i Nur tarihinde çok özel bir yere sahiptir. İsmail Benek bunun keşfine neden oldu sağ olsun, o gün birden telefonda bunu izah ettim, yarım saat sürdü, sonra açıkladım, arkasından bu izahlara girdim. Bunların hepsini açmak da ayrı bir emek gerektirir. Ol mahilerki derya içredirler deryayı bilmezler. Aslında bir eve kapanıp Risale -i Nur’u bir iki yıl içinde Mevlevi itikafındaki derviş gibi şerhetmek gerekir, birkaç tane tariki dünya lazım bu işe ama çok elzem bir konu.

Allah Muallim Ahmet Galip Ağabeye rahmet etsin. Nurlarını artırsın, Üstad onu dünyada bırakmamış, galiba Kastamonu yıllarında ahirete gitmesini uygun bulmuş. Erken göçenler var, erken göçtürülenler var. Çalışkan Ağabeyiye de “seni dünyaya bırakmam “ demiş yanına almış. Binbaşı Asım ağabey de öyle. Büyük mücevherler her kuyumcuya teslim edilmez. Mücevher sahibine iade edilir. Acemi kuyumcular elinde kalmış olanlara …

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum