1. YAZARLAR

  2. Mustafa AKCA

  3. Fetret Devri Üzerine Mülahazalar
Mustafa AKCA

Mustafa AKCA

Yazarın Tüm Yazıları >

Fetret Devri Üzerine Mülahazalar

A+A-

“Fetret devri”,sıklıkla,iki peygamber arasında şeriatın bozulduğu zaman aralığını tarif eden kavram olarak ele alınır. Bununla beraber iki padişah arasında padişahsız geçen süreye de, hükûmet gücünün gevşediği bir yerde düzenin yeniden kurulmasına kadar geçen süreye de, İslam dinine göre Hz. İsa (as) ile Hz. Muhammed (as) arasındaki zamana da fetret denildiği bir vakıadır.

İslam içtimaiyatında, tanım daha özel bir anlama kavuşmuştur. Müslümanların kendi sosyolojilerini üretememe; içtimaî, siyasî, ekonomik düzenlerinde İslam’ın koyduğu kural ve kaideleri esas alma iradesini kullanamama haline fetret denmektedir. Müslümanın sosyal hayatının fakirleşmesi, güdükleşmesi, kısırlaşmasıdır fetret.Böyle bir durumun oluşması sürecinde müslüman coğrafya ya vandalistik bir kıyıma ve istilaya uğramış yahut başka bir kültürün çok baskın emperyalist etkisine maruz kalmış demektir. Yıkımın büyüklüğüne veya hipnozun derinliğine göre fetret devrinin süresi değişkenlik arz eder.

Bediüzzaman Sünühat’ta, İstanbul siyasetinden bahsettiği bölümde:“Biz müteharrik-i bizzat/kendi iradesiyle hareket edenlerden değiliz, bilvasıta müteharrikiz/hareketlerimiz başkaları tarafından belirlenmektedir. Avrupa üflüyor, biz burada oynuyoruz. O/Avrupa tenvim ile/hipnotizmaya benzer birşekilde bize telkin eder, biz kendimizden hayal edip, asammane/sorgulama yapamadan tahribimizde/kişiliğimizi değiştirme/kendimizi yok etme yolunda eser-i telkini icra ederiz(1)” derken; Osmanlı’nın, genelde İslam coğrafyasının büyük bir emperyalizm ameliyesine maruz kaldığını anlatır; muhatabına fetret devrindeki toplumsal ruh halini tasvir eder.

Sünühat’ta resmedilen durum 19 yüzyılın ikinci yarısı ile 20. Yüzyılın ilk çeyreğini aşan bir zaman aralığında derinleşen ve iyice nüfuz eden devrenin kodlarını ortaya koyar gibidir. Fetret halini siyaset üzerinden değerlendiren Bediüzzaman İspanyol hastalığını örnek verir:Vücut -içtimai hayat-devamlı sarsıntılar geçirmekte, düşünce faaliyeti iyice kısıtlanmakta, beyin vücuda hükmedemediğinden sağrılar ve sanrılar ortaya çıkmaktadır.

Dinin, Müslümanların dâhilinde müspet tarzda kullanılamayışı, dinin çözüm getirmesine izin verilmeyişi düzeni, dirliği, nizam ve intizamı bozacak; bundan istifade edecek olan da “İslam’ın en şedit hasmı” olacaktır. Bu hasım, Müslümanların arasındaki şiddetli muhabbet bağlarını koparmakla “hançerini İslam’ın ciğerine saplamış”, Müslümanlar nefes alamaz duruma gelmiştir. Âlem, Müslümanlara darlaşmış, damar-ı hayatları kesilmiş, Avrupa’nın evlâd-ı nâmeşruu aralarına karışmıştır. Devamlı surette dinsizlik propagandası yapılmakta, devamlı dinden taviz verilmesi beklenmekle dinin bizzat kendisi rüşvet istenmektedir.Sonuçta, Müslüman zihni ile kâfirinneseb-i gayr-i sahih fikirleri aynı kafada imtizaç etmekle ne idüğü belirsiz bir karakter ortaya çıkmaya başlamaktadır.

Son döneminde bile,Osmanlı’da İslam’a az çok uygunluk arzeden mevcut bir içtimai yapı var olduğu halde;Bediüzzaman’ın yaptığı tespitler, Osmanlının inkırazı sonunda Müslüman coğrafyanın parçalanması ve Cumhuriyet’in ilk dönem uygulamaları ile teyit edilecektir. Hastalıklı vücudun/içtimai yapının dağılması fetret devrinin derinleşmesini netice verecek; Müslümanlar başka birilerinin hayatını yaşamak zorunda kalacaklardır.  Genç Cumhuriyet, kavuşmak istediği efendisine benliğini teslim edecek, kendisini beğendirmek için bir düzine reforma girişecektir. Fakat endamımıza yakışmayan bir süsleniştir bu.

Cemil Meriç durumu “çelik bir korseyle incelmeye çalışan bir toplum” şeklinde karikatürize eder (2). Her milletin kâmet-i kıymeti başka bir elbise isterdi, lâkin biz değişimin sarhoşluğuyla bilemeyecektik.

Müslüman coğrafya, üç asırdır modernizmin aşırı fikirlerinin at oynattığı bir zemin haline gelmiştir. Avrupa Emperyalistleri;Materyalizm,Komünizm, Kapitalizm, Laisizm, Darvinizm, Sekülerizm gibi evlâd-ı nameşruları vasıtasıyla küremizin sosyo-genetiğine kastettikleri gibi Müslümanların da sosyal düzenlerini mahvetmişlerdir. Büyük Avrupa emperyalizminin akıncı askerleri olan bu dehşetli fikirler; Sanayi Devrimi’nin getirdiği devasa makine gücüne yaslanarak insanları büyüleyerek, büyüden kurtulanları ezerek tarihin en büyük vandalizmini gerçekleştirmiştir. Bu Vandalizm hadis terminolojisinde “Deccal”e tekabül eder. Bu vandalist/Deccalist dönemin olgunluk zamanlarında iki büyük dünya savaşı ortaya çıkmış; bütün bir dünya haritası altüst olmuş; medeniyet konsepti değişmiş, Avrupa Medeniyetinden başka ortada etkinliği ve üretkenliği devam eden bir uygarlık kalmamıştır. Avrupa menşeli emperyalist kafa kendisini insanlık ile özdeşleştirmeye başlamış; Batı ve diğerleri (West andthe rest)şeklinde bir ayrıma gitmiştir.

Avrupa Emperyalizminin dünya ölçeğinde ve özellikle Hristiyan âlemi içerisinde gerçekleşen vandalist faaliyetleri hadis terminolojisinde “Deccal” olarak tarif edilirken; Müslüman coğrafyada gerçekleşen formu “Süfyan” olarak tabir edilir. 1904-1905 yıllarında yapılan savaşta Rus’u mağlup eden Japon Başkumandanının İstanbul’u ziyaretinde kendisine müteşabihattan olan ihbarat-ı Kur’aniye ve ehâdis-i Nebeviyeye dair sorduğu sorulara verdiği cevaplarda ve bilahare yayınladığı Beşinci Şua’da Bediüzzaman konuya ilişkin derinlikli tahlillerde bulunur. Süfyan bir şahs-ı manevi şeklinde komitacılıkla İslam Coğrafyasını tarumar edecek; Şeair-i Muhammediyye’yi kaldıracak; tabiat fikr-i küfrisine dayalı bir dizi ameliye ile Müslüman dünyayı materyalist, seküler bir hayat sürmeye mecbur bırakacaktır.Ahirzamanın dehşetli fitnesinden kasıt, işte bu “din mefhumu”nun hem dünya ölçeğinde inkıraza uğraması hem de İslam Ümmetinde iman esaslarının toplum nazarında sarsılması ve İslam dininin zekât, namaz, sıdk gibi ana unsurlarının toplumdan büyük oranda çekilmesidir. Yukarıda anlatıldığı üzere; bu fitne dönemi, aynı zamanda fetret dönemidir. Fetret döneminde ise Müslümanı, normal döneme nispeten çok daha farklı bir serüven bekliyor demektir.

Fetret devrine ilişkin mülahazalara bir sonraki yazı da devam edelim inşallah.

(1)Sünühat, 64.
(2)Bir Facianın Hikâyesi, 27.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum