1. YAZARLAR

  2. Halil DÜLGAR

  3. FETÖ üzerinden cemaatlere darbe (!) yapılamaz
Halil DÜLGAR

Halil DÜLGAR

Yazarın Tüm Yazıları >

FETÖ üzerinden cemaatlere darbe (!) yapılamaz

A+A-

Yaşadığımız şu günlerde Cemaatlere darbe vurmak isteyenlerin gündemi işgal ettiklerini üzülerek müşahede ediyoruz. Bu yazıyı kaleme almaktaki maksadımız dumanlı havayı fırsat bilip Muazzez Üstadımız Bediüzzaman Said Nursî’ye ve onun ahirzaman karanlıklarını aydınlatan Kur’an yorumu Risale-i Nur’a hücum edenlere cevap vermek değil; onların sebep olduğu tevzirat ve karalama kampanyaları sonucu aklı bulanan kardeşlerimize bazı hususları anlatmayı faydalı görüyoruz ta ki bu şarlatanların veya din namına dine zarar verme emelini taşıyanların hezeyanlarına beş para kıymet verilmesin.

Bu hücumların hareket merkezi, kimin kasesini yaladığı belirsiz olan, ne kadar ihanet ve hıyanet varsa hepsinin altından çıkan FETÖ gibi bir yapıyla Risale-i Nur hizmet-i imaniyesi ve Nur Talebelerini aynı kefeye koymaktır ki öncelikle bu büyük yanlışın altının çizilmesi, Fethullahçı Terör Örgütü ile Risale-i Nur Cemaatlerinin arasındaki derin farkların ortaya koyulması gerekmektedir.

Bediüzzaman ve hakiki Nur Talebeleri, Risale-i Nur ve hizmet-i imaniye ve Kurâniyelerini asla dünyevi-uhrevî fayda ve menfaatleri için kullanmazlar, belli bir hedefe ulaşmak için basamak yapmazlar, “Risale-i Nur dünya işlerine alet olamaz, dünya işlerine siper edilmez. Çünkü ehemmiyetli bir ibadet-i tefekküriye olduğu cihetle, dünyevî maksatlar onunla kasten istenilmez. İstenilse, ihlâs kırılır, o ehemmiyetli ibadet şekli değişir. Yani, çocuklar gibi, döğüştükleri vakit Kur'ân'ı başına siper eder. Başına gelen zarar Kur'ân'a geldiği gibi, Risale-i Nur, böyle muannid hasımlara karşı siper istimal edilmemeli.”[1] hakikati mucibince hareket ederler. Bu yönüyle, önceleri Risale-i Nur’la meydana çıkan, kendini dinî bir cemaat gibi gösteren, Risale-i Nur’daki kudsî kuvvetten faydalanarak ve onu basamak yaparak hedeflerine ulaşan hain yapıyla birleşmeleri mümkün değildir, aynı çizgide gösterilmeleri büyük bir yanlıştır.

Hain yapılanmada ipler bir adamın elinde, bütün muvaffakiyetin sebebi olarak gösterilen yine bir adam, yüksek makamların sahibi vs. bütün tâbî ve takipçileri akıllarını onun cebine koymuşlar âdeta. Nur Talebeleri ise hak ve hakikatin takipçileridir, hak ve hakikatle birleşmeyen şahsi fikir ve kanaatlerin değil. Kendi şahsını nazarlardan şiddetle çeken Üstadlarından daima şahsın değil, şahs-ı mânevînin dersini almışlardır:

“Şu zaman cemaat zamanıdır, şahıs zamanı değil. Şahıs ne kadar dâhi ve hattâ yüz dahi derecesinde olsa, bir cemaatin mümessili olmazsa, bir cemaatin şahs-ı mânevîsini temsil etmezse, muhalif bir cemaatin şahs-ı mânevîsine karşı mağlûptur.”[2]

“Bâki bir hakikat, fâni şahsiyetler üstüne bina edilmez. Edilse, hakikate zulümdür. Her cihetle kemalde ve devamda bulunan bir vazife, çürümeye ve çürütülmeye mâruz ve müptelâ şahsiyetlerle bağlanmaz; bağlansa, vazifeye ehemmiyetli zarardır.”[3]

Dinî cemaat görünerek halkı aldatan yapı, milletin paralarıyla kurulan Zaman Gazetesi, Samanyolu TV gibi müesseseleri milletin aleyhine tetikçi olarak kullandı, MİT tırlarını durdurarak Türkiye’yi dünya kamuoyunda küçük düşürmeye çalıştı, devletin üst idarecilerinin telefonlarını dinlemeye aldı, 17-25 Aralık 2014 ihanetleri, 15 Temmuz 2016 hıyanetleri ile toplumu kaosa, iç savaşa kadar götürecek terörist faaliyetlere imza attı. Halbuki Bediüzzaman Hazretlerinin talebelerine ısrarla ve şiddetle tavsiye ettiği değişmez bir prensip, olmazsa olmaz bir düstur, hizmet-i imaniye binasının kolonu mahiyetinde olan “müsbet hareket” dediğimiz mühim bir esas var ki, bu yapı buna yüzlerce defa ihanet etti.  Bediüzzaman Hazretleri Emirdağ Lâhikasının son mektubunda ifade buyurduğu “Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir. Rıza-yı İlâhîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır. Bizler âsâyişi muhafazayı netice veren müsbet iman hizmeti içinde herbir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz.” “Haricî tecavüze karşı kuvvetle mukabele edilir. Çünkü düşmanın malı, çoluk çocuğu ganimet hükmüne geçer. Dahilde ise öyle değildir. Dâhildeki hareket, müsbet bir şekilde mânevî tahribata karşı mânevî, ihlâs sırrıyla hareket etmektir. Hariçteki cihad başka, dahildeki cihad başkadır. Şimdi milyonlar hakikî talebeleri Cenab-ı Hak bana vermiş. Biz bütün kuvvetimizle dahilde ancak âsâyişi muhafaza için müsbet hareket edeceğiz. Bu zamanda dahil ve hariçteki cihad-ı mâneviyedeki fark pek azîmdir.”[4] sözleriyle adeta talebelerine müsbet hareketi vasiyet etmiştir; bunu, hayatları boyunca uygulamakla mesul oldukları emir olarak telakki eden Nur Talebeleriyle, FETÖ denilen hain yapıya aynı nazarla bakmak insafsızlıktır.

Risale-i Nur Talebelerinin en bilinen özelliklerinden biri de siyasete karşı mesafeli durmaları, hatta şeytandan kaçar gibi siyetten kaçmalarıdır. Zira meşgul oldukları hizmet-i imaniye ve Kurâniyenin buna müsaade etmediğini Bediüzzaman Hazretleri şu sözleriyle ifade etmiştir: “Kur'ân-ı Hakîmin hizmeti, beni şiddetli bir surette siyaset âleminden men etti. Hatta düşünmesini de bana unutturdu.”[5] Ve demiştir: “Eğer yüz elimiz de olsa ancak nura kâfi gelir. Topuzu tutacak elimiz yok.”[6] Buna bütün bütün muhalif olarak bütün mekanizmalarıyla siyasete giren, dizayn etmek için çalışan, partilerin içini oyma girişimlerinde bulunan, milletin din ve diyanetinin aleyhinde faaliyetleriyle tescillenmiş partiye oy verilmesi için gecesini gündüzüne katan, terör örgütünün sesi olan, parti görünümü bir yapılanmayla işbirliği yapan Paralel Yapı ile Nur Cemaatlerini karıştırmak basiretsizliktir.

Nur Talebeleri asayişin muhafızlarıdır, asla ve hiç bir zaman bir tek insanın değil ölümüne, burnunun kanamasına dahi gönülleri razı olmaz zira Nur Müellifi Üstad Bediüzzaman’dan bu dersi almışlardır: “Binler haysiyet ve şerefimi bu vatandaki bîçarelerin istirahatına ve onlardan belâların def’ine feda etmek için bana bir halet-i ruhiyeyi ihsan eylemiş ki; ben de, onların yaptığı ve niyetinde bulundukları tahkirat ve ihanetlere karşı tahammüle karar vermişim. Bu milletin asayişine, hususan masum çocukların ve muhterem ihtiyarların ve bîçare hastaların ve fakirlerin dünyevî istirahatlarına ve uhrevî saadetlerine binler hayatımı ve binler şerefimi feda etmeye hazırım.”[7] Vatan ve memleketin asayişine yaptıkları iman hizmetiyle yardım eden, Nur Risalelerinin tebliğ ve neşri sonucu muhataplarını anarşilik, serserilik ve benzeri asayişi bozan hal ve hareketlerden uzaklaştıran, “Evet, mesleğimizde kuvvet var. Fakat bu kuvvet, âsâyişi muhafaza etmek içindir.”[8] hakikatinin istikametinde çalışan, bu cihetiyle adeta bir emniyet subabı mahiyetinde olan Nur Talebelerinin, 15 Temmuz gecesinin şehadetiyle tam da “asayişin dinamiti” olarak tarif edilebilecek FETÖ ile ilişkilendirme çabaları, büyük bir zulümdür, hem de zulmün en katmerlisidir.

Nur Talebeleri, bir kişinin emir ve arzularına kayıtsız şartsız itaat etmek gibi insan fıtratına aykırı zelilâne bir sukuta asla düşmezler; Kur’an ve Sünnet mihengine göre, hikmet ve hakikatin terazisi gereğince, Risale-i Nur meslek ve meşrep esas ve kaidelerinin istikametinde alınan meşveret kararları mucibince hareket etmeyi kendilerine rehber edinmişlerdir, “Bundan sonra her meselemizde emir, Risale-i Nur'un şahs-ı mânevîsini temsil eden has şakirtlerin ve sizlerindir. Benim de şimdi bir reyim var.”[9] diyen bir Üstaddan ders alarak hizmetlerini tanzim etmektedirler. Bu cihetiyle malum yapıyla aynı mütalaa edilemesi büyük bir hatadır.

Bediüzzaman ve Nur Talebelerinin hizmet-i imaniyeleri Risale-i Nur merkezlidir. Nurlar, müdellel ve ispatlı bir şekilde ayât-i Kurâniyenin tefsir edildiği hakaik-i imaniye, Risale-i Nur’un müdafaaları ve hizmet prensiplerinin izah edildiği lâhikalardan müteşekkildir. Son derece ileri teknolojiye sahip olsa da bir trenin sağlıklı yürüyebilmesi için raylara ihtiyacı vardır; müdafaa ve lâhikalar bu misyonu üstlenmektedir. Bediüzzaman’ın Nur Risaleleriyle milletin gözünü boyayıp, hedeflerine basamak yapanlar; müsbet hareket, asayişi muhafaza gibi pek çok emir ve tavsiyeleri içinde barındıran Risale-i Nur’un metodolojisini uygulamamaları neticesinde treni devirmiş, gerçek yüzlerini göstermişlerdir. Bunları kullanarak, Nur Talebelerini tehlike olarak göstermeye çalışmak büyük bir cinayettir.

Nur Talebeleri, bir adamın sözlerinin ve hareketlerinin doğru olup olmadığını şeriat mihengine vurarak öğrenmek, allâme-i cihanda olsa şeriat-ı Kurâniyeye muhalif hükmünü asla kabul etmemek erdem ve faziletine sahiptir.  Bu FETÖ denilen yapıya baktığımızda bu manada elle tutulur bir yanı görülmüyor; tesettüre teferruat denilerek bir farzın içinin boşaltılması, deşifre olmamak için namazın ima ile kılınması veya terk edilmesi, hatta içki bile içilebilmesi, faizli bankalardan kredi çekilmesi için insanların haram bataklığına sürüklenmesri vs. yaptıkları elim hatalardan bazıları. Bu adamın ve sadık ahmaklarının Nur Talebeleriyle aynı çizgide olduğunu iddia etmek, iddia değil iftiradır.

“Bütün hayatımda ‘en menfaatli ve en iyi hile, hilesizlik olduğu’ düstur olduğundan, bütün müdafaatımda hak ve hakikat ve sıdk ve doğruluk esasını takip ettim.”[10] diyen Bediüzzaman’dan ders alan, “Sıdk ve doğruluk İslâmiyetin hayat-ı içtimaiyesinde ukde-i hayatiyesidir. Riyakârlık, fiilî bir nevi yalancılıktır. Dalkavukluk ve tasannu, alçakça bir yalancılıktır. Nifak ve münafıklık, muzır bir yalancılıktır. Yalancılık ise, Sâni-i Zülcelâlin kudretine iftira etmektir.” hakikati mucibince hayatlarını tanzim eden Nur Talebelerine, yalan, hile, aldatma, kumpas, şantaj gibi ne kadar alçak sıfatlar varsa hepsi mevcut olan Paralel Yapıya bakılan nazarla ve niyetle bakmak büyük bir vicdansızlıktır.

Nur Talebelerinin Üstadı Bediüzzaman Said Nursî’dir, malum gurubun başındaki isimle Bediüzzaman arasında çok derin uçurumlar vardır.

“Biz, imanı kurtarmak ve Kur'ân'a hizmet için, Mekke'de olsam da buraya gelmek lâzımdı. Çünkü, en ziyade burada ihtiyaç var. Binler ruhum olsa, binler hastalıklara müptelâ olsam ve zahmetler çeksem, yine bu milletin imanına ve saadetine hizmet için burada kalmaya Kur'ân'dan aldığım dersle karar verdim ve vermişiz.”[11] diyen ve yaşadığı onca olumsuzluğa, şiddetli zulümlere maruz kaldığı halde vatanını terk etmeyen Bediüzzaman’la, tedavi-hastalık bahanesiyle Amerika’ya kaçan adam mukayese edilemez.

Risale-i Nur meslek ve meşrebi, tevazu ve mahviyet üzerine kuruludur, hakikatte din de bunu emretmektedir; “Ben Allah’ın kölesiyim” diyen bir Peygamber (asm)’in ümmetiyiz. Ezcümle, Bediüzzaman Hazretleri bu çizgiyi asla aşmamış, istikametini muhafaza etmiştir; bu hususta şöyle buyurmaktadır:

“Said, tam toprak gibi mahviyet ve terk-i enaniyet ve tevazu-u mutlakta bulunmak şarttır; tâ ki Risaletü'n-Nur'u bulandırmasın, tesirini kırmasın.”[12]

“Haddimden fazla fevkalade hüsn-ü zan ile müfritane ali makam vermek yerine, fevkalade sadakat ve sebat ve müfritane irtibat ve ihlas lazımdır; onda terakki etmeliyiz.”[13]

“Ey fahre meftun, şöhrete müptelâ, medhe düşkün, hodbinlikte bîhemtâ, sersem nefsim! Eğer binler meyve veren incirin menşei olan küçücük bir çekirdeği ve yüz salkım ona takılan üzümün siyah kurucuk çubuğu, bütün o meyveleri, o salkımları kendi hünerleri olduğu ve onlardan istifade edenler o çubuğa, o çekirdeğe medih ve hürmet etmek lâzım olduğu hak bir dâvâ ise, senin dahi sana yüklenen nimetler için fahre, gurura belki bir hakkın var.”[14]

Bu hakikatlere bütün bütün muhalif olarak “Kâinat İmamı” diye takdim edilmeler, her perşembe Peygamber (asm) ile görüştüğü yönünde pohpoflamalar, mesele daha da ileri götürülerek Allah’ın bu zat hürmetine kâinatın ömrünü devam ettirdiği şeklinde hezeyanlar savurmalar, son derece gayr-ı fitrî ve Risale-i Nur meslek ve meşrebiyle asla bağdaşmayan bir durum olması yönüyle, bu zatı göstererek, Bediüzzaman ittiham altına alınamaz.

Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur mesleğinin esaslarından birinin şefkat olduğunu ifade ediyor, bu da insanlığın kurtuluşu için fiilî-kavlî duayı ve bu istikamet üzere çalışmayı gerekli kılıyor lâkin malum yapının başındaki isim, beddua ve lanetleşme ile gündeme gelerek toplumu infiale sevk etti; hatta okullarda, dersanelerde beddua seansları yaptırdı. Bu tavır, “Madem ki nur-u hakikat, imana muhtaç gönüllerde tesirini yapıyor; bir Said değil, bin Said fedâ olsun. Yirmi sekiz sene çektiğim ezâ ve cefalar ve mâruz kaldığım işkenceler ve katlandığım musibetler hep helâl olsun. Bana zulmedenlere, beni kasaba kasaba dolaştıranlara, hakaret edenlere, türlü türlü ithamlarla mahkûm etmek isteyenlere, zindanlarda bana yer hazırlayanlara, hepsine hakkımı helâl ettim.”[15] diyen  iman Kur’an hâdimi Bediüzzaman’la asla birleşemez.

Elhasıl, hayatı boyunca bu millet ve memlekete, asayiş ve emniyetin tesisinde azim fayda ve yardım sağlayan ve yazdığı Nur Risaleleriyle bu milletin evlatlarının imanlarının kurtulmasına vesile olan, talebelerini millet ve memleket aleyhindeki en küçük faaliyetten dahi men eden Bediüzzaman’la, her türlü fitne kazanını kaynatan, 15 Temmuz darbe girişimiyle yüzlerce kişinin ölümüne ve yaralanmasına sebep olan bir terör örgütünün başındaki adamı aynı sınıfa dahil ederek hücum edilmesi aklın ve insafın hudutlarını aşan bir tecavüzdür.

Velhasıl; gerek faaliyet sahası ve gerekse ilham alınan rehber konumundaki zatların aralarında kapkaranlık gece ile apaydınlık gündüz kadar azim ve derin farklar bulunmaktadır. Bu cümleden olarak, vatanımıza, memleketimize pusu kuran, istiklal ve istikbalimize darbe yapan FETÖ üzerinden maddi ve mânevi hayatımızın sigortası hükmündeki cemaatlere darbe (!) yapılamaz, cemaatlere vurulacak her darbenin, toplumuza olumsuz neticeler doğurarak dönmesi kaçınılmazdır.

 

 

 

 

[1] Said Nursî, Bediüzzaman; Emirdağ Lâhikası

[2] Said Nursî, Bediüzzaman; Mektûbat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Yedinci Kısım

 

[3] Said Nursî, Bediüzzaman; Emirdağ Lâhikası

[4] Said Nursî, Bediüzzaman; Emirdağ Lâhikası

[5] Said Nursî, Bediüzzaman; Mektûbat, On Üçüncü Mektup

[6] Said Nursî, Bediüzzaman; Lem’alar; On Altıncı Mektup

[7] Said Nursî, Bediüzzaman; Emirdağ Lâhikası

[8] Said Nursî, Bediüzzaman; Emirdağ Lâhikası

[9] Said Nursî, Bediüzzaman; Emirdağ Lâhikası

[10] Said Nursî, Bediüzzaman; Tarihçe-i Hayat

[11] Said Nursî, Bediüzzaman; Emirdağ Lâhikası

[12] Said Nursî, Bediüzzaman; Kastamonu Lâhikası

[13] Said Nursî, Bediüzzaman; Emirdağ Lâhikası

[14] Said Nursî, Bediüzzaman; Sözler, On Sekizinci Söz

[15] Said Nursî, Bediüzzaman; Emirdağ Lâhikası, Konuşan Yalnız Hakikattir

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.