1. YAZARLAR

  2. Erdoğan ÇELEBİ

  3. Ferdi ve toplumsal bazda aculiyet karşısında sabır
Erdoğan ÇELEBİ

Erdoğan ÇELEBİ

Yazarın Tüm Yazıları >

Ferdi ve toplumsal bazda aculiyet karşısında sabır

A+A-

Aculiyet, acelecilik, tertile, düzene uymamak, sebepleri yerine getirmemek, teenni ile değil hırsla hareket ederek doğrudan neticeye odaklanmak, silsileye dikkat etmeksizin basamakları üçer beşer çıkmak suretiyle bir an önce netice almayı istemektir. Aculiyet ve hırsla hareketin sonucu hayal kırıklığı olup işin neticesiz kalmasına ya da bir ihtimal muvakkat, tatminsiz bir sonuca ulaşmasına neden olacaktır. Bu hem fert, hem de toplum bazında böyledir. Hüsranla sonuçlanan her olay ise, özneyi biraz daha ümitsizliğe, himmetin, gayretin, çalışma şevkinin ayağını kaydırarak atalete sevketmektedir. Bu nedenle ümidi hep diri tutmak için sabır kuvvetini kontrol etmek ve doğru yöne sevketmek gerekmektedir.
 
Sabır ise, aculiyetin zıddı olup kurallara uymak, sonuçtan önce sürece odaklanmak, disiplin içerisinde çalışarak sürece sadık kalmak, kuvveti merkezde ve şimdiki zamanda toplayarak güce yön vermek, tertile riayet etmek ve hikmetle donanmış bir gücü yöneterek neticeyi Allah’tan beklemektir. Bu bağlamda, İman ve Kur’an hizmeti, tebliğ vazifesi bir sabır hareketi olup şiddete başvurmaksızın, ilim ve ikna metodunu kullanarak, usul ve sebeplerin yerine getirilmesiyle tevekkül ederek, neticenin yalnızca Allah’tan beklenmesidir.
 
Sabır anahtardır, kuvvettir, enerjidir, şeriat-ı fıtriyeye uyarak, doğru yerde doğru iş yaparak doğru neticeyi beklemektir. Acelecilik ise, sabrın zıddı olduğu için yaratılış kanunlarına da aykırılık teşkil eder. Aculiyet; hırs, tamah, gadap, öfke gibi olumsuz sıfatlarla birlikte anılırken; Sabır ise; itidal, sadakat, ihlas, metanet, hamd, şükür, himmet, gayret, şefkat, merhamet, ahlak, dua, imtihan, teselli  gibi müsbet isim ve sıfatlarla birlikte anılmaktadır. Es-Sabuur, Allah’ın (c.c.) Esma-i Hüsna’sından olup taalluk ettiği diğer esmalarla birlikte kâinata tecelli etmesine Allah canibinden bakarak “külli, sabr-ı ilahi” diyebiliriz. Allah zalimleri cezalandırmakta, adaleti yerine getirmekte acele etmez. Rahim isminin de tecellisi olarak insanlara, tövbe, istiğfar ve pişmanlık için mühlet verir. Kulun devamlı haram işlemesi, isyan içinde olması, kaderinden şikâyet etmesi, küfürde ısrar etmesi bile cezasını ahrete ertelemesine engel olmaz. Ama sonunda herkes yaptığının karşılığını bulur. Yani, Adil-i Mutlak “imhal eder ama ihmal etmez” demektir. Sabır isminin diğer bir ifadesi ise, Halikin, kevniyatı hikmet dairesinde yaratması ve dilediği şekilde, kendi adetullah ve sünnetullah kanunlarına göre kâinatı ve mahlûkatını, Rububiyetiyle idare ve terbiye etmesi demektir.
 
Sabır isminin taalluk ettiği bir kısım Esmaü’l-Hüsnalar ise; "Rab, Adl, Hakim, Halim, Kemal, Rahim, Fatır, Kayyum, Metin, Afv, Gafur gibi isimlerdir. Bu isimlerden sırasıyla sabrın, terbiye edici oluşunu, herkesin hak ettiği karşılığı bulacağını, hikmetle hareket edilmesi gerektiğini, yumuşak huylu ve olgunlaştırıcı özelliğini, şefkat yönünü, yaratılışa uygun davranmayı, dirençli ve ayakta kalmayı, sağlam durmayı, affedici ve bağışlayıcı olmayı anlıyoruz.
 
Ayet ve hadislere göre, üç çeşit sabır vardır. Bunların toplamına “kulun ferdi sabrı” diyebiliriz. Bu sabırlar, ibadetlere devam etmekte sabır, günahlardan kaçınmakta sabır, musibet ve belalara karşı sabırdır. Ferdi sabıra örnek olarak, Peygamberler (aleyhimüsselam) ve müceddidler (radıyallahüanhüm) başta olmak üzere, bütün salih kulların hayatlarını, dik duruşlarını ve dimdik kalışlarını gösterebiliriz.
 
Bilhassa, Sabır Kahramanı olarak şöhret bulmuş ve Kur’an-ı Kerim’de övülmüş Eyyüb Peygamberi (a.s), bir örnek olarak alabiliriz. Eyyüb Peygamberin (a.s), önceleri malvarlığı çoktur, on tane erkek evladı bulunmaktadır ve sağlığı da gayet yerinde olduğu halde Rabbine karşı hamd, şükür ve tevekkül içerisindedir. Ancak sonradan Cenab-ı Hakkın bütün malvarlığını, evlatlarını elinden almasına, bedeninin ağır hastalığa düçar olmasına ve halkın içinden uzaklaştırılmasına karşın; yine büyük bir sabır ve metanet göstererek zikir, fikir, şükür, hamd, tevekkül ve ibadete devam etmiştir. Ne zaman ki, hastalık kalbine ve diline ilişmiş, zikrine mani olmaya başlamış, o zaman Şafi ve Vehhab olana el açmış “Yarabbi, hastalık bana dokundu, senden şikâyet değil, halimi sana şikâyet ediyorum, şifa ihsan et” diye münacatta bulunmuştur. Yani, hem nimet ve bereket içindeyken, hem de nimetler elinden alındığında sabır, şükür ve taat içerisinde itidalli bir hayat sürmüştür.
 
20. Asra gelindiğinde ise, Bediüzzaman Hazretlerini sabır kahramanı olarak görüyoruz. İmani eserlerinde “iman, tefekkür, hamd ve şükür” yönüne şahit olurken, tarihçe-i hayatında ve bütün lahikalarında ise, baştan sona bir sabır kahramanıyla tanışıyoruz. Bütün hayatının sürgünlerde, hapishanelerde, tecritlerde geçmesine karşın” kadere isyan etmemesi, halinden şikayetçi olmaması, eziyet edenlere beddua etmemesi, gene bu cefayı çektirenlere 'imanla tanışmaları halinde hakkımı helal ediyorum’ demesi, bu kadar eza ve cefa karşısında bu haksızlıkları reva görenlere sadece acıması, ne büyük bir sabır abidesiyle karşılaştığımızı bize gösteriyor.
 
Başta Resül-i Ekrem (a.s.v.) olmak üzere, bütün Peygamberlerin, şiddete başvurmaksızın, ikna ve tebliğ metodunu esas alması, zor ama kalıcı olanı tercih ederek, değişime fertten başlayıp sonra toplumu dönüştürme yöntemini izlemeleri ama neticeyi hep Allah’tan (c.c) beklemeleri ve neticeye kanaat etmeleri bir sabır hareketidir.
 
Peki, yukarıda kısmen anlatmaya çalıştığımız, Yaradanın külli sabrı ve kulun ferdi sabrı yanında toplumsal sabırdan da söz etmek mümkün müdür? Evet mümkündür. Zira, ferdi sabır Ehadin, Sabır esmasının ehadiyet tecellisi iken, toplumsal sabır, Vahidin Sabır esmasının vahidiyet boyutunda külli tecellisidir.
 
“Toplumsal sabırdan” bahsederken, Mekke döneminde boykot ve kıtlık yıllarında, Peygamber Efendimizin (a.s.v) ve Ashab-ı Kiram’ın boykota, açlığa, şiddete karşı sabr-ı azim göstermeleri ile Medine döneminde Resül-i Ekrem (a.s.v) ile Ashabının Kâbe’yi ziyaret için geldikleri halde müşriklerle yapılan Hudeybiye anlaşması sonucu Kabeyi ziyaret etmeden ve hacı olmadan gerisin geriye Medineye dönmek zorunda kalmaları, hem peygamberimiz, hem de sahabeler için büyük bir sabır ve imtihan vesilesi olmuş, ama sabredenler kazanmışlardır.
 
Gene Bediüzzaman Hazretlerinin, müsbet hareket metodu ki, -şiddete başvurmaksızın, ikna yoluyla İman, Kur’an ve Tebliğ hizmetini yapmayı ifade eder- sadece Üstad Hazretlerini değil bütün müntesipleri olan Nur Talebelerini ve Nur Camiasını bağlar. Elbette en başta Allah’ın inayeti ve sonra bu müsbet hareket disiplini ve prensibidir ki, Risale-i Nur Hareketini muvaffak kılmıştır. Hz. Üstad “biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur” sözünü bayraklaştırmış, talebeleri içinde bu söz vazgeçilmez bir hizmet prensibi haline gelmiştir. Ayrıca istişare ve meşveret kararlarıyla hizmetlerin yürütülmesi esası da hem Kur’an’i bir emir, hem sünnet-i seniyye, hem ehl-i sünnet disiplini, hem de cemaat disiplini ve cemaat sabrıdır. Hizmetlerin lahikalara göre yürütülmesi de bir hizmet disiplini ve prensibidir.
 
Daha geniş dairede ise, çemberi genişlettiğimizde, bütün cemaat, tarikat ve sivil toplum örgütleri ile halkı İslam olan toplumların “ittihad-ı islamı” hedef tutarak hareket etmelerini ve bu amaca yönelik çalışmalarını azim himmet, metanet ve kararlılıkla sürdürmelerini toplumsal sabır kapsamında değerlendirmek mümkündür. Toplumsal sabır, umumi dua yerine geçecek, tecelliye mazhariyet kesbetmiş sineler şeffaflaşacak, aynalar hem parlayacak, hem inbisat edecek, genişleyecek, bütün eneler nahnü olup hüveyi gösterecek, cemali tecelliler, celal zirvesinde taşacak, ehadiyetler vahidiyete inkilap edecek ve Cenab-ı Hak ittihad-ı islam ve Cemahir-i Müttefika-i İslamiye ile nurunu tamamlayacak, Hz. Üstad da kabirden faaliyetleri seyredecek, Nur Talebeleriyle iftihar edecek, inşaallah. Yeterki, ümitvar olalım, ümidimizi hep taze tutalım, ihtilaf noktalarıyla değil, ittihat ve ittifak noktalarıyla meşgul olalım.
 
Bunların dışında bütün darbeci, devrimci hareketler ile siyasal İslam hareketlerini ise, “Aculiyet Hareketleri” olarak isimlendirebiliriz. Bu hareketleri hikmetsiz ve fıtrata uygun olmayan kuvvetler olarak tanımlamak mümkündür. Şiddete meyilli olmaları, Makyavelilst eğilimler taşımaları nedeniyle, hem Sahabenin Tebliğ Mesleğine, hem de Demokratik Fıtrata uygun olmayan hareketlerdir. Hem içerde, hem dışarda şiddeti yöntem olarak kullanmaları, hem de demokratik yöntemleri kabul etmemeleri nedeniyle, Taliban, El-Kaide gibi aculiyet örgütleri İslam’a perde olmakta, sözde düşman olduklarını söyledikleri batının yapmak istediği şeyleri yaparak, onlara alet olmaktadırlar. Bu nedenle, müsbet örnek değildirler.
 
Zamanımızda sabır, itidal ve ölçü anlamlarını da ifade etmektedir. Bugün katılımcı demokrasiyi temsil eden, insan hakları merkezli, anayasal toplumlar için hem ferdin, hem devletin ölçülü olması, en önemli barometre olarak görülmektedir.
 
Arap baharı ile birlikte ümitvar olduğumuz hürriyet hareketleri ise, şiddeti yöntem olarak kullanmaları halinde aculiyet hareketine inkılap edip ümitlerin yeşermeden solmasına neden olurken, sonuç alınmayan şiddet hareketleri olarak kalacaktır. Oysa, salt demokratik ve sivil yöntemleri kullanmaları halinde, hem kan dökülmeyecek, haklı iken haklılıkları tartışılır hale gelmeyecek, hem de toplumsal sabır hareketine dönüşerek tüm dünya kamu oyunun takdir, tebrik ve desteklerini kazanacaktır. Böylece birer birer hürriyet toplumları inşa edilecek ve tüm baskıcı yönetimlerin çözülmesini netice vererek dünya barışına katkı sağlayacak, Müslümanların dünya nezdinde imajı olumluya değişecek, İslam’ın hürriyete açık olduğu, baskıcı yöntemlere kapalı olduğu açıkça anlaşılacak, dünyanın makûs talihi bir kez daha İslamlar eliyle olumlu yönde değişecek, dönüşecek ve güneş Asya’dan doğmaya ve yükselmeye devam edecek diye, Hay, Kayyum ve Fettah esmasından istimdat ediyoruz ve daimi ümitvar olduğumuzu dünyaya, kâinata haykırıyoruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum