1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Ezan tartışmaları son derece tehlikeli
Ezan tartışmaları son derece tehlikeli

Ezan tartışmaları son derece tehlikeli

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul'da düzenlenen 'Parlamentolararası Kudüs Platformu Kudüs ve Sürecin Problemleri Sempozyumu'nda konuştu.

A+A-

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail'deki 'ezan yasağı' tartışmalarına ilişkin "Yakın dönemde ezan konusunda yaşanan tartışmaları son derece tehlikeli buluyorum. Parlamentoda karar alınması bir yana, böyle bir tartışma bile akıl dışıdır. Din ve inanç hürriyetini ayaklar altına alacak bu tartışmanın kimseye faydası yoktur. Önceki gün şahsımı arayan İsrail Cumhurbaşkanı’na bu hususu ifade ettim. 'İsrail parlamentosunun aklı selimle hareket edeceğine inanıyorum' dedim" dedi.

Erdoğan'ın konuşmasından satır başları şöyle...

Bu salondan Filistin’den koparılmanın acısını on yıllardır gönüllerinde kor gibi taşıyan tüm Filistinli mültecileri selamlıyorum. Kudüs aşığı bütün kardeşlerime, Filistin davasını sahiplenen tüm insanlara en derin selamlarımı iletiyorum. Milletimizin adeta ikinci istiklal harbi olan 15 Temmuz’da bizim için ellerini semaya açan, Türkiye’deki kardeşleri için Gazze’deki Haremi Şerif’te Nablus’ta ve daha bir çok yerde sokaklara meydanlara koşan tüm Filistinlilere şahsım ve milletim adına minnettarlığımı ifade diyorum. “Biz ki kahramanlarız, biz ki boyun eğmeyen kahramanlarız” mısralarıyla milletimizin hislerine tercüman olan Filistinli tüm kardeşlerime selamlarımı iletiyorum.

Temsil ettiğiniz milletlerin vicdanının sesi olarak İstanbul’dasınız. Bir barış, adalet ve huzur davasının savunucuları olarak İstanbul’a geldiniz. Ben hepinize bu kutsal davaya omuz verdiğiniz için teşekkür ediyorum. Filistin halkıyla uluslararası dayanışma gününde sizleri ülkemizde misafir ediyor olmak bizim için iftihar vesilesidir.

Kudüs Darüsselam’dır, yani barış ve esenlik yurdudur. Tüm insanlığın aynası olan Kudüs miraç hadisesiyle biz Müslümanların da arşı alaya açılan kapısıdır. Bu şehrin manasını üstat Nuri Pakdil ne güzel ifade ediyor: “Kalbimin bir yarısı Mekke, diğer yarısı Medine. Üzerinde bir tül gibi Kudüs vardır”

Kudüs’ü zaman ve mekan olarak bölme gayretlerinin arttığı, Haremi Şerife saldırıların yoğunlaştığı dönemde icra ettiğimiz bu ilk toplantı büyük manalar taşıyor. Sizler Filistin’in sorunlarını gündeme taşıdınız. Kudüs’ün yalnız olmadığını dost düşman herkese ilan ettiniz. İnşallah bu toplantının akabinde çalışmalarınızın genişleyeceğine, platformun daha da güçleneceğine inanıyorum. Filistin’e meftun bu güzide topluluğu bir araya getirmede emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Bir çocuk düşünün. Her gün namlusu kendine çevrilmiş silahların gölgesinde okula gidiyor. Bir genç düşünün, geleceğe dair hayalleri beton duvarların soğukluğunda dikenli tellerin vahşiliğinde kayboluyor. Bir kadın düşünün, yıllarca gözü gibi baktığı el emeği çeyizleriyle içini donattığı evi bir anda buldozerlerle üzerine yıkılıyor. Bir babadüşünün, sudan sebeplerle çocukları hapse atılıyor evlatlarının geleceği çalınıyor. Ve bir millet düşünün, yüzyıllardır meskunu oldukları topraklarda kendi öz yurtlarında horlanıyor, parya muamelesi görüyor. Filistinli çocukların, gençlerin, kadınların, babaların hemen her gün yaşadıkları hayat budur.

Filistin’de her gün kendini tekrar eden bir zulüm ve baskı düzeni vardır. Maalesef bu adaletsizlik bütün dünyanın gözü önünde, sayısız BM kararlarına rağmen, yarım asırdır katmerlenerek devam ediyor. 1 milyar 700 milyonluk İslam aleminin içini yaralayan bu tablo değişmediği sürece, coğrafyamızın kalıcı huzura kavuşması mümkün değildir. Bölgede yaşanan pek çok gerilimin temelinde buradaki hak gaspının yattığı aşikardır.

Hukukun üstünlüğü yerine, üstünlerin hukukunun geçerli olduğu mevcut küresel sistemde bu kararların hiçbiri uygulanamıyor. 1948’den bu yana Filistinli kardeşlerime baskı, ayrımcılık politikaları artarak devam etti. Açıkçası ben Filistin meselesinin BM Güvenlik Konseyi için bir turnosol kağıdı görevini gördüğüne inanıyorum. Bu durum bilhassa Müslümanlar nezdinde uluslararası sisteme karşı büyük bir güven kaybı oluşturur.

Gerek İsrail yönetimi, gerek uluslararası kamuoyu gerilimi tırmandıracak politikalara yöneliyor. Filistinlilere yönelik pervasızlaşan saldırıları bunun en çarpıcı örneğidir. Bizim beklentimiz, bırakın Filistinlilere baskın yapılmasını, kendisine ait toprakların iadesi için adım atılmasıdır. Haremi Şerif'in kutsiyetine zarar veren eylemlere sessiz kalamayız.

"EZAN TARTIŞMALARINI SON DERECE TEHLİKELİ BULUYORUM"

Kudüs’te üç dinin kutsal mekanları vardır. Ama Mescidi Aksa’nın içinde yer aldığı Haremi Şerif sadece Müslümanlara aittir. Öyle kalacaktır. Bilhassa yakın dönemde ezan konusunda yaşanan tartışmaları son derece tehlikeli buluyorum. Parlamentoda karar alınması bir yana, böyle bir tartışma bile akıl dışıdır. Din ve inanç hürriyetini ayaklar altına alacak bu tartışmanın kimseye faydası yoktur.

Bölgemizin yeni gerilimlere değil, barışa katkı sağlayacak hamlelere ihtiyaç var. Bu konuda endişelerimizi böyle bir tasarının yasalaşması halinde ne tür tehlikeli sonuçlara sebep olabileceğini, çeşitli kanallardan İsrailli yetkililere ilettik.

Önceki gün şahsımı arayan İsrail Cumhurbaşkanı’na bu hususu ifade ettim. İsrail parlamentosunun aklı selimle hareket edeceğine inanıyorum dedim. Ezan bir çağrıdır. Bunu engellemeniz sıkıntılara neden olacaktır. İslam işbirliği teşkilatının dönem başkanı olarak bu meselenin takipçisi olmaya devam edeceğiz.

"SORUNUN ÇÖZÜMÜ BAĞIMSIZ FİLİSTİN DEVLETİDİR"

Sorunun çözümü, 1967 sınırları temelinde, başkenti doğu Kudüs olan bağımsız egemen Filistin devletinin kurulmasıdır. Bunun için uluslararası toplumun Filistin’e verdiği desteği artırması şarttır. BM’deki 193 ülkenin tamamını on yıllardır işgale karşı onurlu mücadele veren Filistin’i tanıması her şeyden öte bir insanlık vazifesidir. Buradan tüm dünyaya henüz Filistin devletini tanımamış tüm ülkelere bir an önce bu adımı atma çağrısında bulunuyorum.

TİKA’nın Kudüs’teki kardeşlerimizin evlerini ve dükkanlarını restore etmesini çok kıymetli bir adım olarak görüyorum. Arşivlerimizdeki kudüs tapularını Filistinli kardeşlerimize verdik. Başta vakıflar olmak üzere, mülkiyet konusundaki çalışmalar için ihtiyaç duydukları tarihi belgelerine kendilerine sağlamış olduk.

Müslümanların Kudüs’ü ve Mescidi Aksa’yı yeteri kadar ziyaret etmediklerini görüyoruz. Kimi kardeşimzi israil’in sınırlandırmaları nedeniyle ziyaret edemiyor olabilir. Fakat böyle bir manisi olmadığı halde Mescidi Aksa’ya gitmeyenleri açıkçası yadırgıyorum.

Filistinli kardeşlerimiz şunu söylüyor, lütfen buraya gelin. Buraya geldiğinizde işgalciler yalnız olmadığımızı görüyor diyerek bizden onlara sahip çıkmamızı istiyor. Özellikle batıda yaşayan Müslümanların her fırsatta Kudüs’ü ziyaret ederek Filistinli kardeşlerime yalnız olmadıklarını hissettirmelerini istirham ediyor. Unutmayın ki gitmediğiniz yer sizin değildir.

Kudüs’ü tek başına koymamalıyız. Ve bizler, işte ona ‘nerede kardeşlerim’ dedirtmemeliyiz. Şehre binlerce eser kazandıran ecdadın torunları olarak, inşallah bizler bundan sonra da Kudüs’te bütün desteğimizi bütün imkanlarımızla vermeye devam edeceğiz.

"BİZ SURİYE'YE NİYE GİRDİK?"

Buradan tekrar ifade edeceğim. Sizler 400 kadar milletvekili olarak bulunuyorsunuz. Ama bir konu var ki bunu lütfen unutmayalım. Ve tüm İslam dünyası bu hassasiyeti kavraması gerekir. 1 milyar 700 milyon Müslümanın dünyada acaba 193 devletin olduğu BM’de temsil edildiğine inanıyor muyuz? Bu çok önemli. Hayır.

Onun için her uluslararası toplantıda dünya beşten büyüktür derken bir şey kast ediyorum. BM Güvenlik Konseyi’nde beş devlet var. Diğer 15 geçici üyenin orada hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Ve dünyanın kaderi bu beş devletin elindedir. Bir tanesi hayır dediği anda oradan karar çıkaramazsınız. Peki 1 milyar 700 milyonluk islam dünyasının BM’de bunu zorlayacak bir adım attığını hiç duydunuz mu? Böyle bir gayret var mı? Ne yazık ki yok. Hepsi ürkeklik, korkaklık içerisinde acaba böyle bir şey yaparsak ne olur endişesi taşıyorlar. Dünyada bir çok yer demokrasi demokrasi demokrasi diyor. O zaman demokratik hakkımızı almamızın mücadelesini vermemiz lazım.

İkinci dünya savaşının şartlarında oluşturulmuş bir BM ve BM Güvenlik Konseyi var. Bugün şartlar değişti. Bugünün şartlarına göre BM Güvenlik Konseyi’nde 20 üye mi var? Şimdi daimi geçici ayrımı olmayacak. Ne olacak? 20 üyesi olacak ve bu dönerli olacak. İki yılda bir bu üyeler değişecek. 20’nin 10’u iki yılda değişebilir, hafıza sağlam kalsın diye.

Biz BM Güvenlik Konseyi’nde yokuz kimse dememeli. Eğer BM adalet dağıtacaksa bu böyle olur. Ama şu andaki haliyle ben BM’den adalet beklemiyorum, böyle bir adalet de oradan çıkmaz bunu bilin.

Suriye meselesinde BM Güvenlik Konseyi bir adım atabiliyor mu? BM’den Suriye’de Irak’ta bir şey görebildiniz mi? Şu anda 600 bin rakamları konuşuluyor ama hayır, bana göre Suriye’de 1 milyona yakın insan öldü. Çocuk, kadın ayrım yapılmaksızın devam ediyor. Nerede BM? Ne yapıyor? Irak’ta var mı? Yok. Biz sabır sabır dedik, en sonunda dayanamadık Suriye’ye ÖSO ile girmek zorunda kaldık. Niçin girdik? Bizim Suriye’nin topraklarında gözümüz yok. Mesele toprağın gerçek sahipleri, toprağına sahip olsunlar. Bunu sağlamak için. Orada adaletin tesisi için varız. Devlet terörü Esed’in hükümranlığına son vermek için biz oraya girdik. Kimse de ırkı milliyetçilik yapmasın. Çünkü bizim asabi bir milliyetçiliğe asla olumlu bakmamız mümkün değildir.

Eğer biz İslam’ın dışında başka belirleyici bir akım arıyorsak, Allah muhafaza çok kötü bir yere doğru gideriz. Şu anda Irak’ta ne oluyor mezhep çatışması. Suriye’de ne oluyor, aynı şekilde. Şu anda İslam İşbirliği teşkilatı dönem başkanı olarak söylüyorum, gelin el ele verelim ama dik duralım. Duygusal davranmayalım, atmamız gereken adımları da atalım. Bir yerlerden çekinmeyelim. Eğer biz buna bakmaz da hala korkaklığa devam edersek bizi daha çok ezerler.

İşte biz 15 Temmuz’da yaşadık. Milletim F-16’ların tankların topların modern silahların insan oğluna işlemediğini işlemeyeceğini gösterdiler. Niye? Onlar hep şehadete yürüdüler. 248 şehit verdik. 2193 gazimiz oldu. Ama elhamdülillah o FETÖ denilen terör örgütü hedefine ulaşamadı, ulaşamayacak.

"PROFESÖR OLSAN NE OLUR"

Ama bu arada şunu söyleyeceğim. Benim bir çok Müslüman kardeşlerim, kendi ülkelerinde bu FETÖ terör örgütüne zemin hazırlıyorlar. Bu da benim serzenişimdir. Bir çok ulemadan insanlar buna zemin hazırlıyorlar. İsminin yanında hoca varmış, ne hocası? Şarlatandır, hoca değil. Bu kadar insanın ölümüne neden olan ve çok daha enteresan, diyorlar ki o bize şah damarından daha yakındır. Bunun mensupları diyor. Ve tweet atanın da önünde profesör yazıyor. Profesör olsan ne olur? Bize şahdamarından daha yakın olan sadece Allah’tır, başka da yok. Ama ne yazık ki bunlar işi buralara kadar getirdiler.

Mynet

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.