1. YAZARLAR

  2. M. Maruf ÖZÜLKÜ

  3. Evvela sıdkı ihya etmek lazım
M. Maruf ÖZÜLKÜ

M. Maruf ÖZÜLKÜ

Yazarın Tüm Yazıları >

Evvela sıdkı ihya etmek lazım

A+A-

(Mardin Artuklu Üniversitesi’nde düzenlenen 1. Uluslararası Hutbe i Şamiye Sempozyumu’nda sunulan tebliğden bir bölümdür.)

Bediüzzaman Said Nursi’nin bir asır önce Şam’da Emeviyye Camii’nde seçkin alimlerin
bulunduğu bir cemaatte verdiği hutbede beyan ettiği hakikatler, İslam dünyasının gerileme
sebeplerinin teşhisi ve yeniden dirilişi için çareleri ihtiva etmektedir.
Hutbe irad edildikten hemen sonra tab edilen, alaka gören ve günümüze kadar gelen Hutbe-i
Şamiye eseri hacim olarak küçük bir risale olmasına karşın ihtiva ettiği mana, kıymeti
bakımından altın tiryak hükmündedir. Burada içinde bulunduğumuz hali, mahir bir hekim
üslubuyla ortaya koymakta ve Kur’an eczanesinden aldığı ilaçları takdim etmektedir.
Hastalıkları sayarken, "Ben bu zaman ve zeminde, beşerin hayat-ı içtimaiye medresesinde
ders aldım ve bildim ki: Ecnebiler, Avrupalıların terakkide istikbale uçmalarıyla beraber
bizi maddî cihette kurûn-u vustâda durduran ve tevkif eden altı tane hastalıktır" (1)diye
söze başlayan Bediüzzaman, bu hastalıkları, "Ye'sin içimizde hayat bulması, sıdkın hayat-
ı içtimaiye-i siyasiyede ölmesi, adavete muhabbet, ehl-i imanı birbirine bağlayan nurani
rabıtaları bilmemek, çeşit çeşit sari hastalıklar gibi intişar eden istibdad ve menfaat ı
şahsiyesine himmeti hasretmek" olarak ifade eder.
"Sıdkın hayat-ı içtimaiye-i siyasiyede ölmesi" başlığı altında ifade edilen hastalık
teşhisininilacı olarak "Üçüncü Kelime" başlığı altında reçete sunan Bediüzzaman, doğruluğun
bağlılığın istikametin ve ihlasın manasını cem eden sıdk'ın kıymetini ve aksi mana olan
yalan'ın mahiyetini ve verdiği dehşetli zararları anlatmaktadır. Ardından, “Öyle ise, hayat-
ı içtimaiyemizin esası olan sıdkı, doğruluğu içimizde ihya edip onunla manevî hastalıklarımızı
tedavi etmeliyiz” tesbitinde bulunmaktadır.

DOĞRULUK İSLAM’IN EN BÜYÜK ESASIDIR

Kelime olarak, doğruluk, bağlılık, ihlas ve istikamet manalarını ihtiva eden sadakat kavramı,
Müslüman’ın ayırt edici bir vasfının adıdır. Sıdk, “gerçeği konuşmak, gerçeğe uygun bilgi
vermek, dürüst ve güvenilir olmak, yalanın karşıtı” diye tanımlanmaktadır.(2)
Sıdk İslamiyet’in Üssü’l-esasıdır, yani gerçek sağlam temelidir. İslamiyet hakikatın merkezi
olduğundan ve peygamberi de Mühammed –ül Emin(asm) hakikatın dellalı ve doğru haber
vericisi olduğundan Müslümanların da İslam ümmetinin de bu vasıfta olması gerekmektedir.
Aksi olması durumunda İslam’ın güzelliğini doğruluğunu yaşama ve yansıtma problemi
ortaya çıkmaktadır. Ki bu yaşanan sorunların temel sebeplerinden en önemlisini teşkil
etmektedir.

Bediüzzaman, “niçin sadakat” sorusuna şu maddelerle cevap vermektedir: “İslâmiyet’in
üssü’l-esası, Ulvî seciyelerinin rabıtası, Hissiyat-ı ulviyesinin mizacı, Urvetü’l vüska,
İmanın hassası, Bütün kemalata isal edici, Ahlak-ı âliyenin hayatı, Âlem-i İslamın nizamı,
Nev-i beşeri kâbe-i kemalata isal eden Ashab-ı Kiramı bütün insanlara tefevvuk ettiren ve
Muhammed-i Haşimi’yi (a.s.m.) meratib-i beşeriyenin en yükseğine çıkarandır. Ayrıca imana
ve kâinata dair hakikat hazinelerinin “sıdk anahtarı” ile açıldığından bahsedilmiştir. Kur’an,
“Sâdıklarla beraber olun!”der.(3)

İSLAMİYET, HAKİKATTİR SADAKATTİR. KÜFÜR İSE, TÜM ÇEŞİTLERİ İLE
YALANCILIKTIR

Hak din İslamiyet, hayata Yaratıcı’ya dair ve O’nun bizi neden yarattığı bizden ne istediği
sorularına doğru cevap veren emir ve nehyleri son ve ekmel Peygamber Muhammed Mustafa
(asm) ile Kur’an mukaddes kitabıyla ile bize bildiren doğruluk yoludur. Bunun yanısıra
kainattaki her hareket ve oluşum O’nun yani Allah’ın sözlerinin doğru olduğunu ve vaadinin
de hak olduğunu ispat etmektedir.
Küfür ise, bu hakikati yalanlamanın görmek istememenin bir ifadesidir. Güneşi görmemek
için gözlerini kapayan ve bu şekilde güneşi inkar eden veya kendisine gece yapan bir
ruh halidir. İslamiyetin tüm esasları ispat ve delile dayanmaktadır. Bunu doğrulayan tüm
peygamberler mukaddes kitaplar ve ilmi gelişmelerdir. Küfür ise buna karşın bu hakikatı
örten görmezden gelen bir özellik taşımaktadır.

ASR-I SAADETTEN GÜNÜMÜZE SADAKATTEN KOPUŞ

Hak davasını beşere anlatan Kainat Efendisi (asm), dönemin cahilliye adetlerini ve ezberlerini
tepetaklak etmiş vahiy ile kendisine bildirilen en doğru en temiz en güvenilir bilgileri
dillendirmiştir. Nitekim O peygamber olmazdan evvel de herkes tarafından “Mühammed ül
Emin” olarak isimlendirilmiştir. En cahil en mutaasıp insanlar arasında tebliğ görevini yapmış
ve yetiştirdiği “sahabe” adlı insanları tüm insanlık alemine muallim ve üstat etmiştir.
Yaşadığı “asr-ı saadet” yani mutluluk yüzyılı yalanın yanlışın en sıfır olduğu dönem olmuştur.
Bundan dolayı da İslamiyet kısa zamanda yayılmış ve karanlık gönülleri hızla aydınlatmıştır.
Saadet asrından sonra raşid halifeler dönemi yaşanmış ardından yavaş yavaş doğruluğun
merkezinden uzaklaşmaya başlanmıştır.
Son iki asra baktığımızda ise dünyanın hali de Müslümanların hali de içler acısıdır.
Müslümanlar İslami hakikatleri yaşama anlatma ve yansıtmada en geri duruma düşmüş küfür
ise bütün envaıyla materyalizmle tabiat ve keyf-i küfri ile komünizm ile ileri gitmiştir. Beşer
ise, kıtlık, işgal, soykırım işgaller başta olmak üzere çeşitli zülümler ve iki dünya savaşı gibi
çetin devirler yaşamıştır. Adaletsizlik zirve yapmış, sınıflar arasında uçurumlar görülmüştür.
İşte asrın başında Şam’da hutbe irad eden çağımızın eşsiz İslam alimi Bediüzzaman da,
ümmetin asli güzelliklerine; Asr-ı saadet normlarına dönmesi ve böylece kendini ve insanlığı
kurtarmasını istemektedir.

KRİZLERİN BUHRANLARIN TEMELİNDE YALAN VAR

İnsanlık tarihine baktığımızda krizlerin temelinde yalancılık hasleti olduğunu görürüz.
İnsanlara mutluluk vaadiyle servet dağıtma sözüyle veya adalet ümidi vererek onları
hayalkırıklığına uğratanların çatışmasını görürüz. İzmlerin ideolojilerin doğuşu da
gümbürtüyle batmasının temel sebebi budur.

VATAN KURTARMA YALANLARI

Tarihimize baktığımızda Jön Türkler ile başlayan ve günümüze kadar gelen "Vatan elden
gidiyor" ve "Rejim tehlikede" iddiaları ve bu iddiaya dayaranarak gizli oluşumlar kurarak
ihtilal gayretine düşenleri görmekteyiz. Bu iddiaların yalandan ibaret olduğu sonraki yıllarda
anlaşılmış ve vatana millete ve cumhuriyete en büyük tehdidin bizzat bu oluşumların tehdit
olduğu görülmüştür. Tehlike korku pazarlayarak amacına ulaşmak isteyen bu çevrelerin rant
çevreleriyle kolkola girdikleri ve talandan pay alma yarışına girdikleri görülmektedir.

BASKI-ŞİDDET UYGULAMALARI YALANI BÜYÜTTÜ

İstibdatın insanların karakterini bozduğu ulvi seciyelerini hedef aldığı bir vakıadır. Baskı
uygulamalarından hayatını ve menfaatlerini korumak isteyen insanların inanmadığı hususlara
müraiyane sahip çıkması kabuletmediği hayat biçimine dört elle sarılması kişilik travmasına
yol açabilmektedir. Yaşamak için yalanı mübah sayan bu anlayışın yaygınlaşması ve
helal-haram ölçüsünü görmeyen çıkar merkezli tavrın yaygınlaşması toplumu felaketlere
sürüklemektedir. Kişilerin yalanı hafife alması ve ölçüsüz ilkesiz davranışlarda bulunması
toplumda inanç ve güven duygularını zedelemektedir. Toplumsal dayanışmayı dinamitleyen
bu tehlike tehditler karşısında dikdurmayan sorumsuzluktan nasipsiz insan yığınlarını
meydana getirmektedir.

RİYAKARLIK VE DALKAVUKLUK

Bediüzzaman, "Riyakarlık ve tasannu bir nevi yalancılıktır"der. İnanmadığı halde inanıyor
gibi davranan ve içi başka dışı başka insanların çok olduğu toplumlar, yalanın esareti altında
yaşamaktadırlar. İnsanları münafıklığa adım adım zorlayan bu davranışlar, çift kişilikli
bireylerin yetişmesine neden olmaktadır. Baskı idarelerinin eseri olan bu uygulamaları
kimseye fayda getirmektedir. Kendini de çevresini mutsuz eden başkaların yaranma adını
kişiliğini öteleyen bu tutum marazi sonuçlar doğurmaktadır.

SİYASET YALANCI MESLEĞİ Mİ?

Siyaset akıl ve hikmetle yönetme sanatıdır. Ancak yalanın sıradanlaşmasıyla ülkemizde
siyasetçi kimliğine sahip insanların seçimden önce farklı seçimden sonra farklı yada
muhalefette farklı iktidarda farklı söylem ve eylemlerde bulunması gibi bir uygulamayı
getirmiştir. Bir diğer örnekte Muhafazakar bir ortamda farklı sahil kesiminde farklı konuşma
biçimidir. Siyasete güveni dinamitleyen bu tutumun adı da şüphesiz yalandır. Nitekim
Bediüzzaman da bunu,""Sıdkın hayat-ı içtimaiye-i siyasiyede ölmesi" şeklinde ifade
etmektedir.

MEDYA HEP YALAN MI SÖYLER?

Basın yayın organlarının millet nezdinde güvenilirlikleri de bu çerçevede sorgulanmalıdır.
Medya organlarında yayınlanan haber ve yazıların doğruluğu hep tartışıladurdu. Keçisi
çalınan Müftü'yü haber yapan gazetenin "Müftü keçi çaldı" başlıklı haberi bir tarafa özellikle
ara dönemlerde yürüttüğü yanlış bilgilendirmeye yönelik yayınları tepki görmüştür.(4) Tek
merkezden yapılmış havası veren dezenformasyonlarla andıç haberciliği ile birçok kimse
hedef alınmıştır. Medyanın bu denli yalana bulaşması yada en hafifi tabirle yalana alet olması
halk nezdindeki itibarını düşürmüştür.

TÜKETİM CANAVARLIKLARI VE YALANCI İHTİYAÇLAR

Bilim ve teknolojinin ilerlemesi ile yapılan icatlar bir taraftan insanların hayatını
kolaylaştırırken bir taraftan ihtiyaçlarını arttırmıştır. Acımasız piyasa kavgaları ve reklam
rüzgarıyla ihtiyaç olmayan şeyleri de ihtiyaç olarak lanse eden ve konforlu hayat adına
insanları daha çok tüketmek üzere daha çok kazanmaya zorlayan medeniyet-i hazıra, yalan
becerisiyle insanları peşinden koşturmaktadır.

ADAVETE MUHABBET

Düşmanlık duygusunun sevgiyi bastırması ve korku ile evham ile herkese karşı endişe ile
yaklaşma tavrı da yalan illetinin ürünüdür. Herkesi ve her şeyi düşman sayan güvenlik
endeksli konsept, negatif havayı yayarak hayatı yaşanmaz hale getirir. Oysa Müslüman’a
yakışan hüsn ü zandır. Müslüman, müşfiktir, merhametlidir ve kerimdir. Müslüman,
sulhun, selametin ve emniyetin güvencesidir. Allah rızasını her şeyin önüne koyan ehl-i İslam,
kinini gayzını yutar. “Biz muhabbet fedaisiyiz husumete vaktimiz yok” diyen Üstad,
azami muhabbet ve tasanüdün ehemmiyetini vurgular. Adavete yol açan sebeplerin abartılı
olduğunu ve velev ki doğru da olsa kardeşin kardeşe garazkarane yada tasannukarane değil,
şefkatkarane yaklaşması gerektiğini ifade eder. Ortada hata varsa önce nefsin ve şeytanın
payını ayırmayı sonra nefsinin de hissesini ondan düşürmeyi öneren Bediüzzaman, bundan
sonra yapıcı davranışta bulunmayı öğütler. (5)Yani, adavet dediği düşmanlık duygusuna
sevgi beslemenin bir tür yalancılık olan abartı sınıfına girdiğini kaydeden Üstad, ehl i İslamı
muhabbete davet eder.

ZÜLÜM BAŞINA ADALET KÜLAHINI...

Yaşadığı dönemde kendisine her türlü eziyet ve cefayı reva görenlerin bir YALAN’ın
peşine taktıkları korku ve evhamlara sarıldıklarını bilen Bediüzzaman, devlet kurumlarını
aleyhine geçiren sinsi çevrelerin farkındadır. Onların tehlike olarak gösterdikleri Nur davasını
mahkemelerde pervasızca haykıran Üstad, oyunun farkındadır. Kavramlar ile içini dolduran
uygulamalar arasındaki tezata da dikkat çeken Bediüzzaman şöyle der:
“"Zaman olur ki zıd, zıddını saklarmış. Lisan-ı siyasette lâfz mânânın zıddıdır. Adalet
külâhını Zulüm başına geçirmiş. Hamiyet libasını, hıyanet ucuz giymiş. Cihad ve hem gazâya,
bağy ismi takılmış. Esaret-i hayvanî, istibdad-ı şeytanî, hürriyet nam verilmiş. Zıdlarda emsal
olmuş, suretlerde tebâdül, isimlerde tekabül, makamlarda becâyiş-i mekânî."(6)

EN BÜYÜK HİLE HİLESİZLİK

Bütün bunlara karşın Müslümanları, doğru olmaya; dosdoğru olmaya çağıran hileyi
hilesizlikte aramaya çağıran Bediüzzaman, ihlas dersi vermektedir. Üstad şunları söyler:
“Hülasa, yol ikidir: Ya sükut etmektir; çünkü söylenilen her sözün doğru olması lazımdır.
Veya sıdktır; çünkü İslamiyetin esası, sıdktır. İmanın hassası, sıdktır. Bütün kemalata isal
edici, sıdktır. Ahlak-ı aliyenin hayatı, sıdktır. Terakkiyatın mihveri sıdktır. alem-i İslamın
nizamı, sıdktır. Nev-i beşeri kabe-i kemalata isal eden sıdktır. Ashab-ı Kiramı bütün insanlara
tefevvuk ettiren, sıdktır. Muhammed-i Haşimi Aleyhissalatü Vesselamı meratib-i beşeriyenin
en yükseğine çıkaran, sıdktır.” (7)
Yalanın iman ile yan yana gelemeyeceğini Allah’ın kudretine iftira olduğunu anlatan
Bediüzzaman, bunu maddeler halinde şöyle sıralar:
“Kizb, küfrün esasıdır. Kizb, nifakın birinci alametidir. Kizb, kudret-i İlahiyeye bir iftiradır.
Kizb, hikmet-i Rabbaniyeye zıttır. Ahlak-ı aliyeyi tahrip eden, kizbdir. alem-i İslamı

zehirlendiren, ancak kizbdir. alem-i beşerin ahvalini fesada veren, kizbdir. Nev-i beşeri
kemalattan geri bırakan, kizbdir. Müseylime-i Kezzab ile emsalini alemde rezil ve rüsvay
eden, kizbdir. İşte bu sebeplerden dolayıdır ki, bütün cinayetler içinde tel’ine, tehdide tahsis
edilen, kizbdir. Bu ayet, insanları, bilhassa Müslümanları dikkate davet eder.”

SONUÇ

Yaşadığımız yakın dönem ve günümüz dünyası İslamiyet kalesinin en ağır darbelere maruz
kaldığı Müslümanların en çok yara-bere içerisinde oldukları zaman dilimi olmuştur. İman
kalesine yapılan materyalist felsefe merkezli saldırıların bertaraf edilmesi sırasında en güçlü
savunma İslam’ın hak ve sadık mahiyeti olacaktır. Tabiilerinin de en önemli vasfı hakikat
davasındaki sadakat ve kemalatları olacaktır. İnsanlığın, mutlak hakikatı arama eğilimi içinde
olduğunu ve özellikle akılcılık yarışında önde giden batıda bu arayışın İslamiyet adresini
bulacağını müjdeleyen Bediüzzaman "Akıl ilim ve fennin hükmettiği istikbalde, aklî delile
isnad eden ve hükümlerini akla tesbit ettiren Kur'ân hükmedecek"demektedir. (8)
İnsanlık için, “Meyl i taharri yi hakikat” yani “Doğruyu Araştırma Eğilimi” kavramını
kullanan Bediüzzaman’a , burada Müslümanlara düşen görevin, doğru İslamiyeti ortaya
koymak ve hal ile kal ile İslamiyete layık doğruluğu yaşamak olduğu tesbitinde bulunur.
Lisan ı hal’in (Davranış dili) lisan ı kalden (Söz dili) daha tesirli olduğunu vurgulayan
Bediüzzaman, “Eğer biz ahlak-ı İslamiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemalatını efalimizle
izhar etsek, sair dinlerin tabileri elbette cemaatlerle İslamiyet’e girecekler, belki küre-i arzın
bazı kıtaları ve devletleri de İslamiyet’e dehalet edecekler” görüşünü dile getirmektedir. (9)
Müslümanların, sıfır yalanla yaşadığı ve İslamiyet güneşinin tam cemalini izhar ettiği güzel
günlerin tahakkuk etmesi niyazıyla…

KAYNAKÇA:
1-Hutbe i Şamiye Risale i Nur Külliyatı
2-Mustafa Çağrıcı, TDV İslam Ansiklopedisi 37 S:98 Diyanet Yayınları İst. 2009.
3-Hutbe i Şamiye S.51 Risale i Nur Külliyatı
4-04 Mayıs 1999 Hodri Meydan köşesi Zaman Gazetesi
5-22.Mektup s:257 Mektubat. Risale i Nur Külliyatı
6-Lemaat Sözler Risale i Nur Külliyatı
7-S:93 İşarat ül İcaz Risale i Nur Külliyatı
8-Hutbe i Şamiye Risale i Nur Külliyatı

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.