1. YAZARLAR

  2. Mustafa ÖZCAN

  3. Etme bulma dünyası!
Mustafa ÖZCAN

Mustafa ÖZCAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Etme bulma dünyası!

A+A-

‘Ceza ve mükafatın işin türünden olması’ kaderin cilvelerindendir. Remz-i kader bazen böyle tecelli eder. İnsan yaptığı şeyle cezalandırılır. Biz de buna etme bulma dünyası derler. Hatta şöyle denmiştir: Bir Müslüman öteki müslümanda veya kardeşinde gördüğü ayıbı faş ettiğinde, o aybı işlemeden ölmez. İşte bu manaya, bu sırra ‘el cezau min cinsil amel’ denilmektedir. 

Sahabelerin altın tablolarında buna rastlamak mümkündür, İslamiyet müntesiplerinin inanılmaz fedakarlık ve cefakarlıklarıyla yayılmıştır. İlk sahabe nesli bin bir eza ve cefadan geçti ve Müslümanlıkları işkence altında test edildi.  Hazreti İbrahim ve İsmail (Aleyhisselam) şehri Mekke işkence haneye dönüştü. İlk Müslümanlar ilk kahramanlıklarını işkence altında gösterdiler. Ardından da Hazreti Peygamberin (asm) ve halifeleri Hazreti Ebubekir ve Hazreti Ömer’in komutasında cephelerde gösterdiler.  

İlk sahabelerin Müslüman oluşlarının ilginç kıssa ve hikayesi vardır. Bunlardan birisi de Habbab ibni Eret’in eşsiz hikayesidir. Oğlu Abdullah ise bilahare Haricilerin elinde şahadet şerbetini içmiştir. Beni Temim kabilesinden olan Habbab Ümmü, Anmar lakabıyla anılan Mekkeli aristokrat bir kadın tarafından köle pazarından satın alınır. Habbab, çok meziyetli, çok marifetlidir. Bir zamanlar İngiliz sicimi gibi Hint kılıcı tabiri de çok meşhurdur. ‘Seyfün mühennedun/Hint kılıcı’ diye meşhur olmuştur. Ümmü Anbar, Habbab’ı usta yanına gönderir ve kılıç imalat dükkanında çırak olur. Ardından ustalığa yükselir ve kadın efendi kendisine bir kılıç imalathanesi açar. İşler iyi gitmektedir ve kadın efendi Habbab sayesinde iyi para kazanmaktadır. Habbab, Müslüman olmadan da önce fıtratı gereği doğru sözlü ve dürüst bir imalatçıdır. Doğru özlü ve doğru sözlüdür. Ustalığında mahirdir ve başkalarına parmak ısırtmaktadır.

*

Özü sözü doğru olduğundan dolayı işi bittikten sonra kendisini tefekküre vermekte ve cahiliyet  içinde yuvarlanan Arap toplumunu düşünmektedir. Mekke ve Arap toplumu baştan aşağıya yozlaşmış bir topluluktur. Bu zülumatı dağıtacak bir nurun parlamasını murat etmektedir. Bu manevi susuzluğunu giderecek nur çok geçmeden tulu eder. İslamın zuhuruyla birlikte de Müslümanların altıncısı olur. Lakin büyük bir kusur işlemiştir! Kadın efendisi Ümmü Anmar’a rağmen Müslüman olmuştur. Bu onun için çile yolu haline gelir. Ümmü Anbar ve kardeşleri ‘dile benden ne dilersen’ yahut ‘işkencelerden işkence beğen’ faslında Habbab’ün üzerine çullanırlar. Ümmü Anbar’ın erkek kardeşi Sibaa İbni Abduluzza, Huzaaalı gençlerden etrafına topladığı ayak takımıyla birlikte Habbab’ın dükkanına hesap sormak için damlarlar. Geldiklerinde Habbab’ı işinde gücünde bulurlar. Önce söze Sibaa başlar ve duyduklarını teyit etmek için Habbab’ı istintaka tabi tutar. Habbab duyduklarını tekzip etmez, belki tashih eder. Dinden dönme değil de İslama ve hak dine girmenin söz konusu olduğunu  beyan eder. Kestirmeden, ‘putlarınızı bıraktım tek olan Allah’a iman ettim resulünü de tasdik ettim’ der.  Bunu duyan Sibaa ve sefihlerinin kan beynine sıçrar ve dengelerini kaybederler. Derhal saldırıya geçerler. Yumruk, tekme ne gelirse darp ederler. Dükkanda ellerine ne geçerse; çekiç, kesici alet veya demir çubuklarla vurmaya devam ederler. Habbab kendinden geçerek yere düşer. 

Kötü haber tez yayılır. İnsanlar Habbab’ın cesaretinden şaşkına düşmüşlerdir. Müslümanlar da hayran kalırlar.  Daha önce Muhammed’e (ASM) inananlardan hiçbirinden böyle bir eylem sadır olmamıştır. Kureyş ileri gelenleri bu açık meydan okuma karşısında alarma geçerler. Sarsılırlar. Habbab, Mekke toplumunun yabancısıdır. Necid asıllı bir köledir.  Ne asabiyeti ne de kabilesi vardır ki, kendisini korusun. Kol kanat gersin. Habbab’ın cesareti ötekileri de cesaretlendirmiş ve Müslümanlığını gizleyen çokları bunu açık etmeye başlamışlardır. Bu suretle Mekke müşriklerinin korktukları gerçekleşmektedir. Mekke müşrikleri bir karşı kampanya ile İslam’a girenleri dinlerinden döndürmeyi planlarlar. Bu işte Sibaa ve arkadaşlarının payına Habbab düşmektedir. Öğle sıcağı dayanılmaz hale geldiğinde Habbab’ı güneşin karşısına çıkartıyor ve elbiselerini soyuyor ve üzerine demirden bir zırh giydiriyorlardı. Su vermiyor ve o halde ondan dininden dönmesini istiyorlardı. Habbab direniyordu. Hazreti Peygamberi işkence altında bile savunuyor ve putlara put diye hitap ediyordu. Böylece müşriklerin kibirlerini kırıyordu. Güneşte kızmış kayaları sırtına sarıyorlar ve sırtının ve omzunun derisi düşüyor, soyuluyordu. Ümmü Anbar da Hazreti peygambere kin besliyordu. Bir defasında dükkanlarının önünden geçmesine içerlemesinden sonra kinini Habbab’dan çıkarmıştı. Kızgın körükten almış olduğu demir çubukla Habbab’nı kafasını dağlamıştı. Habbab’ın başından dumanlar çıkmış ve kendisinden geçmişti.

Bu halde iken Habbab, Ümmü Anbar ve kardeşi Sibaa beddua etmişti. Hicret kafilesiyle birlikte o da nurlu Medine’nin yolunu tutmuştur. Lakin Medine’ye hicretten evvel Ümmü Anbar’a yapmış olduğu bedduanın tuttuğunu dünya gözüyle görmüştü. Ümmü Anbar’ı bir baş ağrısı tutmuştu ve bu ağrıdan mütevellit olarak köpekler gibi uluyordu. Çocukları tabipler nezdinde bir ilaç veya hal çaresi arıyorlardı. Başvurulan doktorlar acıyı bastırmak için Ümmü Anbar’ın başını ateşle dağlamasını öğütlüyorlardı. Ümmü Anbar da bir zamanlar Habbab’a uyguladığı işkenceyi kendisine uygulamaya başlamıştı. Acılarını dindirmek veya hafifletmek için kızartılmış demir çubuklarla başını dağlıyordu. Böylece etme bulma dünyası olarak ifade edilen el cezau min cinsi’l amel sırrı Habbab’ın özel hayatında da tecelli etmiştir. Uhud savaşında bedduasının ikinci kısmına da tanık oldu. Ümmü Anbar’ın kardeşi Sibaa Bin Abdülüzza, şehitlerin efendisi Hazreti Hamza’nın elinde ölüm şerbetini tatmıştır   

Gördüğü işkencelerden dolayı Hazreti Ömer meclisinde kendisine yer açar ve şöyle derdi: Bu mecliste Bilal’den başka senin kadar bu yakınlığı hak eden başka birisi yok. Bu meclislerinden birisinde sırtındaki elbiseyi açmasını istemiştir. Emre imtisalen sırtını açan Habbab’ın çıplak sırtını gören Hazreti Ömer buna dayanamamış ve yüzünü buruşturmuş ve gayri ihtiyari ağzından şu ifade dökülmüştür:

"Bunu sana nasıl yaptılar!"

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum