1. YAZARLAR

  2. B. Said ÇİFTÇİ

  3. Ergenekon türü yapılanmalar karşısında Bediüzzaman’ın tavrı ve açık reji
B. Said ÇİFTÇİ

B. Said ÇİFTÇİ

Yazarın Tüm Yazıları >

Ergenekon türü yapılanmalar karşısında Bediüzzaman’ın tavrı ve açık reji

A+A-


Bediüzzaman meşruiyet adamıdır

Bediüzzaman’ın uzun ömrü, üç devreye ayırdığı o çalkantılı yılları gösteriyor ki, hayatı boyunca gizli, entrikalı, hileli, politik işlerle yakından uzaktan bir ilgisi olmamıştır. Olmadığı gibi, bu tür bir hizmet metoduna, hal ve davranışlara da tamamen karşı bir duruş sergilemiştir. Tarihçe-i Hayatı da ispat ediyor ki, o tam bir özgürlükçü, tam demokrat, manasına uygun bir cumhuriyetçi ve tam bir açık rejim taraftarıdır. Kısacası o, meşrutiyet-i meşrua adamıdır.

Bediüzzaman’ın hayatını bilmeyen onun meşru davası için izlediği meşru yolu da anlayamaz

Bediüzzaman küçük yaşlarından vefatına kadar bu açık, cesur ve meydan okuyan tavrından asla taviz vermemiştir. Legalliği esas almış, her türlü illegal davranıştan kaçınmıştır. Karşı duruşu, muhalefeti ve sivil itaatsizliği bile kanunlar çerçevesinde cereyan etmiştir. O, “Beni rejimin aleyhindedir, diye ittiham etmişler. Buna cevaben deriz ki: Her hükümette muhalifler bulunur. Asayişe, emniyete ilişmemek şartıyla herkes vicdaniyle, kalbiyle kabul ettiği bir metodu, bir fikri ile mes'ul olamaz.” (16. Mektup) Demekle meşru sınırlar içinde kalarak bize vatandaşlık hakkını nasıl kullanabileceğimizi de öğretmektedir.

O 5. Şua gibi “mahrem” olup herkesin istifadesine şimdilik –o zamanlar- sunmayı düşünmediği bir risaleyi odun yığınlarının altına gizlediği halde, evini taharri eden jandarma o risaleyi odun yığınlarının altından çıkarıp deşifre etmiştir. Kısacası İlahi irade buna dahi izin vermemiştir. Öyle ki, Bediüzzaman ebced ve cifir hesaplarıyla Kur’an’ın tılsımını çözen bir “sır çözücü” özelliği bile onun gizlisinin saklısının olmadığının bir delilidir.

Bediüzzaman farklı kılan meşru davasındaki meşru ve şiddetli sebatıdır

Bediüzzaman hayatı boyunca mizaç ve karakter itibariyle yapmacıklı, gösteriş budalası ve ikiyüzlü insanlarla da yanana gelmemiştir. Dengesiz, “dinde hassas muvazene-i akliyede noksan” çağdaşlarından uzak durmuştur. Ne yazık ki, buna rağmen bu insanlardan ne kadar uzak dursa da, onların sebep olduğu siyasi belalardan azami derecede -çağın sahibi olarak olsa gerek- hissesini almıştır. Şefkat-i imaniyesiyle ehl-i imanı bu kadar yanlışlıklarına rağmen –bir gün gelir kendisini anlarlar diye- korumuştur. Onu sevenin de sevmeyenin de en takdir ettiği yönlerinden birisi “davasında şiddetli sebatı” ya da “sözlerin arkasında duruşuydu.”

12. Sözde tanımlandığı gibi, Bediüzzaman öyle bir kuldur ki, gücü, makamı, serveti ne olursa olsun, hiç kimseye boyun eğip tenezzül etmemiştir. Hatta o, cennet gibi âzam menfaat olan bir şeyi bile gâye-i ibâdet kabul etmediğini; mü’minlerin imanını kurtarma yolunda “cehennemin alevleri içinde yanmaya” bile razı olan tavırla gösteren “bir abd-i azîzdir.” Bediüzzaman mütevâzidir, selîm ve halîmdir. Bir-iki asker onu kelepçeleyip götürebilir. Ancak başından sarığını çıkarmak isteyen Ankara valisine “bu sarık bu başla çıkar!” diyerek “Fâtırının gayrına, daire-i izni haricinde, ihtiyârıyla tezellüle tenezzül edip boyun eğmeyen” izzetli bir insandır. Aslında o fakir ve zayıf olmasına rağmen, ona teklif edilen dünyevi makamları, köşkleri, maaşları, şan ve şöhreti elinin tersiyle iterek, Mâlik-i Kerîminin, ona hazırladığı uhrevî servet ile müstağnî olduğunu gösterip istiğna mesleğini esas almıştır. Bir kurşun kaleminden başka gücü olmayan Bediüzzaman’ın korkulan o meşhur gücü “Seyyidinin nihayetsiz kudretine istinad ettiği için”dir. 

Tarihin en entrikacı dönemlerde yaşamasına rağmen “en büyük hile hilesizliktedir” dedi

Böyle bir mizaç ne gariptir ki, bu mizacı tersini doğuran şartların yaşandığı “felaket ve helaket asrında” zuhur etmiştir. Ve yine ne gariptir ki, onun yaşadığı devirler hile, entrika ve politisizenin hakim olduğu, komitecilik, cemiyetçilik ve entrikacılığın hüküm sürdüğü dönemler olmuştur. 1920’lere kadar İstanbul, 1920’lerde itibaren Ankara düzenbaz ve entrikalı komitelerin cirit attığı bir arenadır. Bu komiteler genel olarak stratejiktirler. Yerine göre politik olurken, yeri gelince ahlaksızlığı neşretmeyi, içki gibi müskiratla gençleri zehirlendirmeyi, yeri gelince ilme, bilgiye ve insanların bilinçlenmesine engel olmayı stratejik olarak uygulamaya koymuşlardır. Bunların da ekserisi “kökü ecnebide” olan komitelerdi. Fakat kendilerine sempatizan toplamasını bilen, hatta bunları tepe tepe kullanan cemiyetlerdi.

Bediüzzaman gençlik yıllarında geldiği İstanbul’da bu tür komitecilerin entrikalarına karşı cesur tavrılar sergilemiştir. Gerek İttihad ve Terakki içinde ve gerekse İttihad-ı Muhammediye çevrelerinde oluşan siyasi ve gizli niyetleri gazetelere yazdığı makaleleriyle eleştirerek açığa çıkarmıştır. Dönemin padişahı 2. Abdulhamid’e hafiyelik sisteminden vazgeçerek açık rejime geçmesini ve yönetimini şeffaflaştırması çağrısında bulunmuş, hatta daha ileri giderek Yıldız sarayını üniversiteye çevirmesini teklif etmiştir.

En büyük mücadelesi Süfyan ve Deccal komiteleri ile oldu

Bediüzzaman’ın karşısında onun yaptığı hizmetlere karşı cephe alan ve var gücüyle engel olmaya çalışan komiteler ve gruplar içinde en tehlikelisi de işte bu tür entrikalı ve gizli dessas, ifsad ve zındıka komiteleridir.

Bu komitelerin en tehlikelisi “Süfyan ve Deccal komiteleridir.” Biri insanlık âleminde, diğeri İslam âleminde ve özellikle Osmanlının merkezi olan bu vatanda zuhur eden iki dehşetli komitedir. Bu komiteler aslında hem bu ülkede faaliyet gösteren komiteleri ve hem de dünyada faaliyet gösteren diğer komiteleri emzirip besleyen ve cesaretlendiren iki ana damardır:

“Hazret-i Mehdînin cemiyet-i nuraniyesi, Süfyan komitesinin tahribatçı rejim-i bid'akârânesini tamir edecek, Sünnet-i Seniyyeyi ihyâ edecek, yani Âlem-i İslâmiyette risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) inkâr niyetiyle şeriat-ı Ahmediyeyi (a.s.m.) tahribe çalışan Süfyan komitesi, Hazret-i Mehdî cemiyetinin mucizekâr mânevî kılıcıyla öldürülecek ve dağıtılacak. Hem Âlem-i insaniyette inkâr-ı ulûhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesât-ı beşeriyeyi zîr ü zeber eden Deccal komitesini, Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın din-i hakikîsini İslâmiyetin hakikatiyle birleştirmeye çalışan hamiyetkâr ve fedakâr bir İsevî cemaati namı altında ve "Müslüman İsevîleri" ünvanına lâyık bir cemiyet, o Deccal komitesini, Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın riyaseti altında öldürecek ve dağıtacak, beşeri inkâr-ı ulûhiyetten kurtaracak.” (29. Mektup, s. 426)

Bediüzzaman mücadelesinde doğrudan bu komiteleri hedef almasa da hizmeti bu komitelerin tahribatlarını da önlemeye yönelik olmuştur. Onun mücadelesi bu komitelerin meşru hükümetler kanalıyla ektikleri zehirli tohumları ıslah etmektir. Bu ıslah mücadelesinde ise karşısında farklı kisveler giymiş “ifsad komiteleri” ya da “gizli zındıka komiteleri” vardır. Nitekim “Felak suresi” tefsirinde o dönemde (1930’lar) ekilen zakkum tohumları için ıslah tedbirleri alınmazsa neticelerinin vahim olacağı belirtilmektedir ki, 1971 tarihi işaret edilmiştir.

Derin ve gizli komiteler puslu rejimleri severler

İlginçtir ki, bu gizli komiteler siyasi ortam olarak en çok da antidemokratik dönemleri seviyorlar. Demokratik ortamlar şeffaflaşmayı sağladığından ve demokratik ortam röntgen şuaı gibi bu gizli entrikacıları gösterdiğinden demokrasiyi hiç mi hiç hazzetmezler. Bu nedenle demokratik yolla iktidara gelen demokratların iktidarını yıpratmayı ya da silahlı güçler marifetiyle devirmeyi prensip edinmişlerdir. Nitekim 1960-1970-1980-1997 darbe veya ihtilalleri ve e-muhtıra gibi girişimler bu amaca yöneliktir. Demokratik güçlerin ya da yasal güçlerin zayıflaması da bu tür entrikacı gizli komiteleri güçlendirmektedir.

1920’lerle başlayan Cumhuriyet dönemi gizli komiteleri önceleri TBMM çatısı altında başta Ali Şükrü Beyin öldürülmesi dahil olmak üzere, bir seri siyasi cinayetlerle başlamışlar; daha sonra karşılarına dikilebilecek her dinden, her dilden ve her ırktan insanları ortadan kaldırmış ya da bu ülkeden kaçırtmışlardır.

Bediüzzaman’la uğraşan bu komitelerde Risale-i Nur’da pek çok yerde karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan 17 tanesine hızlı bir göz atalım:

1-) Gizli ifsad komiteleri iyi birer tacizcidirler; tacizin temel nedeni ise dinden duyulan rahatsızlıktır. Onlardan yardım istemek dinde pişmanlık anlamına gelir.

Bana karşı ehl-i dünyanın verdiği sıkıntı, siyaset için değil. Çünkü onlar da bilirler ki siyasete karışmıyorum, siyasetten kaçıyorum. Belki, bilerek veya bilmeyerek, zındıka hesabına, benim dine merbutiyetimden beni tâzip ediyorlar. Öyleyse, onlara müracaat etmek, dinden pişmanlık göstermek ve meslek-i zındıkayı okşamak demektir. (16. Mektup)

2-) Derin komiteler devletin yürütme gücünü iyi kullanırlar. Rahatsızlıkları din ve iman hizmeti olduğu halde, hükümeti dindarlar aleyhine kışkırtırlar. Burada en büyük iftiraları karşı tarafı “komiteci, dini siyasete alet etmek ve Cumhuriyete karşı gelmek” olarak suçlayıp, o hizmet ehlini safsata iftiralarla suçlarlar.

Aziz kardeşlerim, ben tahmin ediyordum ki, hakikî ve en son müdafaanamemiz, Denizli hapsinin meyvesi olan risalecik olacak. Çünkü evvelce bazı evham yüzünden bir seneden beri aleyhimize geniş bir tarzda çevrilen plânlar bunlardır: "Tarikatçılık, komitecilik ve haricî cereyanlarına âlet olmak ve dinî hissiyatı siyasete âlet etmek ve Cumhuriyet aleyhinde çalışmak ve idare ve âsâyişe ilişmek" gibi asılsız bahanelerle bize hücum ettiler. Cenâb-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, onların plânları akîm kaldı. O kadar geniş bir sahada, yüzer talebelerde, yüzler risalede, on sekiz sene zarfındaki mektup ve kitaplar dahi hakikat-i imaniyeden ve Kur'âniyeden ve âhiretin tahkikinden ve saadet-i ebediyeye çalışmaktan başka bir şey bulmadılar. Plânlarını gizlemek için gayet âdi bahaneleri aramaya başladılar. Fakat hükümetin bazı erkânını iğfal edip aleyhimize çeviren dehşetli ve gizli bir zındıka komitesi şimdi doğrudan doğruya küfr-ü mutlak hesabına bize hücum etmek ihtimaline karşı, güneş gibi zâhir ve şüphe bırakmaz ve dağ gibi metin, sarsılmaz olan Meyve Risalesi onlara karşı en kuvvetli bir müdafaa olup onları susturacak diye bize yazdırıldı zannediyorum. (13. Şua s. 275)

3-) Gizli ifsad komiteleri alt edemedikleri güçleri, karşı atak davranışla, komitecilik suçlaması yapıp kendi yalanlarını gizleme stratejisi izliyorlar

Aziz, sıddık kardeşlerim, Bu müddeiumumun iddianamesinden anlaşıldı ki, hükûmetin bazı erkânını iğfal edip aleyhimize sevk eden gizli zındıkların plânları akîm kalıp yalan çıktı. Şimdi bahane olarak cemiyetçilik ve komitecilik isnadıyla yalanlarını setre çalışıyorlar ve bunun bir eseri olarak benimle kimseyi temas ettirmiyorlar. Güya temas eden, birden bizden olur! Hattâ büyük memurlar da çok çekiniyorlar ve bana sıkıntı verdirmekle kendilerini âmirlerine sevdiriyorlar. (13. Şua, s. 277)

4-) Derin güçler güç yetiremedikleri hizmet ehlini bölme ve parçalama stratejileri izliyorlar

Dikkat ediniz, küfr-ü mutlakı müdafaa eden gizli komite içinize parmak sokmasın. Benim komşudaki koğuşa parmağını soktu, beni azap içinde bıraktı. Şimdi siz, mâbeyninizde münakaşasız bir meşveret ediniz. Kararınızı kabul ederim. (13. Şua, s. 289)

5-) Bilimselliği olan bir tamir hizmetine karşı, gizli komitelerin stratejisi Eğitim Bakanlığı gibi ilgili kurumları aleyhte yönlendirmektir

Aziz, sıddık kardeşlerim, Bir cilve-i inayet-i Rabbâniye ve bir himayet-i hıfz-ı İlâhiyedir ki, Ankara'da ehl-i vukuf heyeti, Risale-i Nur'un hakikatlerine karşı mağlûp olup, şiddetli tenkit ve itirazın çok esbabı varken âdeta beraatine karar verdiklerini işittim. Halbuki mahremlerin şedit ifadeleri ve müdafaatın dokunaklı meydan okumaları ve Maarif Vekilinin dehşetli hücumu ve ehl-i vukufun heyetinde maarif dairesine mensup ehemmiyetli iki maddî filozofların ve yeni icadlara tarafdar büyük bir âlimin bulunması ve bir seneden beri gizli zındıka komitesi aleyhimize Halk Fırkasını ve Maarifi sevk etmesi cihetiyle, ehl-i vukufun pek şiddetli itirazları ve bizi ağır cezalarla itham etmelerini beklerken, himayet ve inayet-i Rahmâniye imdada yetişip onlara Risale-i Nur'un yüksek makamını göstererek, şiddetli tenkitlerden vazgeçirmiş. (13. şua, s. 301)

6-)  Derin ve gizli ifsad komiteleri yalancı gazeteleri (Müvesvis - Nas Suresi, 5. Ayet) ) kullanıyorlar

Reis-i Hükûmet ve hazır kabine, plânlı, dehşetli bir evhamla bir hücum etti. Benim aldığım bir habere göre ve çok emarelerle gizli münafıkların yalan jurnalleri ve desiseleriyle bizi hilâfet komitesiyle ve Nakşî tarikatının gizli cemiyetiyle tam alâkadar, belki pişdar gösterip hükûmeti büyük bir telâşa sevk ederek, Nurun büyük mecmualarının İstanbul'da ciltlenip âlem-i İslâma intişarını ve gayet makbuliyetlerini bir delil gösterip, hükûmeti korkutup, kıskanç resmî hocaları ve vehham memurları aleyhimize, insafsızca çevirdiler. Tahminlerince herhalde çok vesikalar, emareler görülecek. Hem Eski Said damarıyla tahammül etmeyerek ortalığı karıştıracak diye kanaatleri varmış. Cenâb-ı Hakka hadsiz şükür olsun, o musibeti binden bire indirdi. Bütün taharrilerde hiçbir cemiyet ve komitelerle bir alâkamızı bulamadılar. Yoktur ki bulsunlar! (14. Şua, s. 457)

“Dinsiz, komitelerin neşriyatlarının vesvese ve şüpheleri neticesinde yıkılan imanları Risale-i Nur eserleri ispatçılıkla imar ediyor.” (Zübeyir Gündüzalp Müdafaasından, 14. Şua s. 473)

7-) Gizli zındıka komitecileri milletin mukadderatıyla oynamaktan zevk alan bir menhus ruha sahiplerdir.

Kabil-i hitap olmayan öyle vicdansız alçaklara değil, belki milletin mukadderâtıyla keyfî istibdatla oynayan firavunmeşrep komitenin başlarına derim:…” (29. mektup s. 416)

8-) Komitelerin amaçları bu vatanı parçalamak, Kur’an ve imana saldırmak bunu yaparken çok şekillere girme gibi stratejilere sahipler

Efendiler! Otuz kırk seneden beri ecnebî hesabına ve küfür ve ilhad namına bu milleti ifsad ve bu vatanı parçalamak fikriyle, Kur'ân hakikatine ve İmân hakikatlerine her vesileyle hücum eden ve çok şekillere giren bir gizli ifsad komitesine karşı, bu meselemizde kendilerine perde yaptıkları insafsız ve dikkatsiz memurlara ve bu mahkemeyi şaşırtan onların Müslüman kisvesindeki propagandacılarına hitaben, fakat sizin huzurunuzda zâhiren sizinle bir kaç söz konuşacağıma müsaade ediniz. (12. Şua s. 257)

9-) Derin ifsad komiteleri düşmanının düşmanını da kullanmasını bilirler

Hükûmet beni tam himaye ve bana yardım etmek, milletin maslahatına ve vatanın menfaatine çok lüzumu varken beni sıkması îma eder ki, kırk seneden beri benimle mücadele eden gizli zındıka komitesiyle şimdi onlara iltihak eden komünist komitesinden bir kısmı, ehemmiyetli birer resmî makam elde ederek karşıma çıkıyorlar. Hükûmet ise, ya bilmiyor veya müsaade ediyor diye çok emâreler bana endişe veriyor. (14. Şua s. 333)

10-) Bu komiteler 1900’lardan beri Bediüzzaman ile uğraşıyorlar

Doğrudan doğruya kırk seneden beri İslâmiyet ve İmân aleyhinde çalışan gizli bir zındıka komitesi ve bu vatanda anarşiliği yetiştiren bir nevi bolşevizm namına bilerek veya bilmeyerek bizimle bir mücadeledir. (14. Şua s. 343)

11-) İfsad komitelerinin en önemli stratejisi “en iyi savunma hücumdur” anlayışıdır

Çaresiz mecburiyetle serbestiyetini, beraatimizi resmen kabul etmişler. Fakat yine gizli zındıka komitesi, elinden geldiği kadar nazar-ı millette kendilerini lanetten, nefretten bir derece kurtarmak için, kusurlarımızı arıyorlar ve hükumeti iğfal etmeye çalışıyorlar. Onun için, biz, eskisi gibi ihtiyatımızı elden bırakmamalıyız. (Emirdağ Lahikası s. 47)

12-) Gizli ifsad komiteleri bazı hocaları ve dini grupları birbirini tenkit ettirip birbirine düşman yapmaya çalışıyorlar

Risale-i Nur'un zayıf veya yeni şakirtlerini vesveseden kurtarmak için beyan ediyorum ki: Gizli bir komitenin desisesiyle safdil bazı hocalar veyahut bid a taraftarları bazı muarızlar, Risale-i Nur'un hiç zedelenmez bazı hakikatlerine karşı gelmek için, benim çok kusurlu ve-itiraf ediyorum-çok hatalı şahsımın noksanlarını ve hatalarını işaa etmek ve beni onlar ile çürütmekle Risale-i Nur a ilişmek ve darbe vurmak istediklerinin bu yirmi senedir yirmi ehemmiyetli hadisesi var. Hatta iki defa hapsimize de bir nevi vesilesi olduğundan, dostlarıma ve Risale-i Nur'un şakirtlerine ilan ediyorum ki:… (Emirdağ Lahikası s. 45)

13-) Baskı ve terörle kışkırtmanın stratejisinin amacı “yeter!” dedirtip menfi harekete geçirmek ve sonra da ezmek

Demek, gizli komite beni sıkıştırmakla bir hadise çıkarmak istiyordular. Bir ecnebi müdahelesi hesabına ve Müslümanlar ve vatan zararına, bütün bütün kanunsuz ve keyfi bir tarzda, damarıma şiddetle dokunan ihanetler ve sıkıntılarla tazipleri, onlara dünyada tam zarar, ahirette Cehennem ve sakar; ve bize, dünyada mükemmel sevap ve zafer, ve ahirette, inşaallah Cennet ve ab-ı kevseri kazandırır. Demek bu gizli planı Heyet-i Vekile ve Reis hissetmiştiler ki, buralarda umum me murlar, hatta vali ve kaymakam, zabıta benimle görüşmekten kaçıyor ve ürküyordular. Ben de hayret ederdim. Fakat, elimizde yalnız Nur bulunduğunu ve siyaset topuzu bulunmadığını, zerre kadar aklı bulunanlar anladılar.  (Emirdağ Lahikası s. 139)

14-) Gizli ifsad komiteleri İslam âleminde de faaldirler.

Bütün gizli fesad ve dinsizlik komiteleri, hem Türkiye'de, hem alem-i İslamda müthiş faaliyetler yapıyor ve taraftarları onları destekliyor ve hepsi de İslamiyet aleyhinde ittifak ediyorlardı. (Tarihçe-i Hayat, s. 141)

15-) Gizli komitelerin en önemli desteği Yahudilerdir

Her iki Deccal, Yahudinin İslâm ve Hıristiyan aleyhinde şiddetli bir intikam besleyen gizli komitesinin muavenetini ve kadın hürriyetlerinin perdesi altındaki dehşetli bir diğer komitenin yardımını, hattâ İslâm Deccalı masonların komitelerini aldatıp müzaheretlerini kazandıklarından, dehşetli bir iktidar zannedilir. (5. Şua, s. 513)

16-) Esas amaçları bu vatanda karışıklık (hercümerc) çıkarıp suyu bulandırmak; makam ve mevkilerini ve buna bağlı olarak elde ettikleri maddiyatı muhafaza etmektir.

Gizli ifsad komiteleri de bu vatan aleyhinde müthiş bir hercümerce çalıştıkları bir zamanda, biz otuz senelik pek hâlis ve tesirli geniş bir hizmeti ibraz ederek ve Üstadımız Said Nursî'nin eserleri olan Risale-i Nur nüshalarından yüz binlerinin intişarıyla ve yüz binleri geçen okuyucularının hüsn-ü halini göstererek ve zabıtaca Nur talebelerinden âsâyiş aleyhinde bir tekinin gösterilmemesini şahid tutarak deriz ve kat'iyen sabittir ki, Risale-i Nur o tahribatçı cereyanı durduran Kur'ânî ve imânî bir seddir. (Emirdağ Lahikası s. 413)

17-) Derin mihraklar hedef saptırmada da ustadırlar

Medar-ı ibret ve hayret ve şükrandır ki; yirmi dokuz senedir, elli seneden beri benimle muarız gizli düşman komiteler bütün desiseleriyle aleyhimde adliyeyi, hükûmeti sevk etmeye çalışırken ve her desiseye baş vururken, 130 kitabımı, binler mektuplarımı tetkik ve taharrî için adliyenin nazarını celb etmiş. O adliyeler, beşi kat'î beraat ve umum kitapları suç yok diye iadeye karar vermeleri ve geçen Malatya hadisesi münasebetiyle yine gizli düşmanlarımız hükûmetin ve adliyenin nazar-ı dikkatini bizlere çevirmeye çalıştıkları halde, yirmi üç mahkeme demişler ki: "Suç bulamıyoruz”. (Emirdağ Lahikası s. 425)

Sonuç-1: Mücadele devam edecek!

Hak ile batılın, doğru ile yanlışın, kanun ile suçlunun, gizli ile açığın, dürüstlük ile hilenin, meşruluk ile gayr-i meşruluğun mücadelesi insan türünün ayrılmaz bir parçası olagelmiştir. Bu mücadelede taraflardan biri galip olduğunda diğerinin yaşama şansı olmayacaktır. Hak varsa haksızlık olmayacaktır. Meşruiyet varsa gayr-ı meşruluk yaşayamaz. Doğrular varsa yanlışların yaşama şansı olmaz. Bir kibrit bir harman yalanı yakar. Bir ışık kapkaranlık geceyi aydınlatıverir.  Güneş varsa gündüz olmuş demektir.

Bu açıdan baktığımızda demokrasi varsa insan hakları, eşitlik adalet ve özgürlük ayrılmaz parçaları olarak medeni insanlara yakışır bir tarzda var olacaktır. Bunun karşısında yer alan entrikalı, hileli, düzenbaz komitecilik var olamayacaktır. Zaten kainatta asıl ve esas olan hak, hukuk, adalet, namus, doğru, kanun, açıklık, ışık, gündüz, meşruluk… gibi esaslardır. Diğerleri arızidir; gerçeklikleri yoktur.

Her devirde isimleri “Ergenekon” gibisinden değişse de Bediüzzaman bu gibi oluşumları “gizli ifsad komitesi”, “gizli zındıka komitesi”, “gizli komiteler”, “Süfyan ve deccal komiteleri” gibi isimlerle adlandırmaktadır. Ne nam adı altında olursa olsun karşımıza çıkacak olan bu tür antidemokratik, hukuksuz ve haksız bu oluşumlara tokat vurmalıyız.

Sonuç - 2: Bediüzzaman: “O entrikacılarla mübareze ediyorum!” “Hükümet de onlardan uzak kalmalı”

Nasıl ki hükûmet-i cumhuriye "dîni dünyadan tefrik edip, bîtarafane kalmak" prensibini kabul etmiş, dinsizlere dinsizlikleri için ilişmediği gibi dindarlara da dindarlıkları için ilişmemesi o pensibinin îcabatındandır; öyle de, ben dahi bîtaraf ve hürriyetperver olması lazım gelen hükûmet-i cumhuriyeyi, dinsizliğe taraftar ve entrikaları çeviren ve hükûmetin memurlarını iğfal eden gizli menfî komitelerden tefrik edilip, hükûmetin onlardan uzak olmasını istiyorum; o entrikacılarla mübareze ediyorum. O komitelerden, tesadüfle hükûmetin memuriyetine girenler, ciddi dindarlara takmak için iki kulp elinde tutmuş, garaz ettikleri dindarlara takıyorlar ve hükûmeti iğfale çalışıyorlar. O iki kulpun birisi, o mülhidlerin dinsizliğine temayül göstermemek manasıyla "irtica" kulpunu takıyor; diğeri-haşa ve haşa!---dinsizliği bu hükûmet-i İslamiyenin ayn-ı siyaseti telakkî etmediğimiz manasına, "dîni siyasete alet etmek" kulpu ile lekelemek istiyorlar.

Evet, hükûmet-i cumhuriye, o gizli müfsidlerin vatana ve millete muzır efkarlarını elbette terviç etmez ve taraftar olamaz; menetmek, cumhuriyet kanunlarının muktezasıdır. Ve öyle müfsidler taraftarlık ile, cumhuriyetin esaslı prensiplerine zıddı zıddına gidemez. Hükûmet-i cumhuriye, bizim ile o müfsidler mabeyninde hakem hükmünü alsın; hangimiz zalim ise ve tecavüz ediyorsa, o vakit, hakem hükmünü versin ve hakimlik noktasında hükmünü icra etsin.


Evet inkar edilmez ki; kainatta, dinsizlik ile dindarlık Adem zamanından bera cereyan edip geliyor ve Kıyamete kadar gidecektir. Bu meselemizin künhüne vakıf olan herkes, bize olan bu hücumun, doğrudan doğruya dinsizlik hesabına dindarlığa bir taarruz olduğunu anlar. Ekser-i hükemanın Garbda ve Avrupa'da zuhuru ve ağleb-i enbiyanın Şarkta ve Asya'da tulûları kader-i Ezelînin bir işaret ve remzidir ki; Asya'da hakim, galip, din cereyanıdır. Elbette, Asya'nın ileri kumandanı olan bu hükûmet-i cumhuriye, Asya'nın bu fıtrî hasiyetinden ve madeninden istifade edecek ve bîtarafane prensibini, değil dinsizlik tarafına, belki dindarlık tarafına temayül ettirecektir.  (Tarihçe-i Hayat, Eskişehir Hayatı, s. 212)

saidciftci@risalehaber.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.