1. YAZARLAR

  2. Afife ARTIK

  3. Emirdağ Müzakerelerinin İlkinden Notlar
Afife ARTIK

Afife ARTIK

Yazarın Tüm Yazıları >

Emirdağ Müzakerelerinin İlkinden Notlar

A+A-

Kastamonu ve Barla Lahikalarının müzakerelerinin ardından Risale Akademi’de Emirdağ Lahikası Müzakereleri başladı. Açılış konuşması ve müzakere edilen mektublardan mühim bazı hususlar:

  • Emirdağ Lahikası, Risale-i Nur’un hayat pratiğidir. Risale-i Nurdaki Kur’an hakikatlerinin nasıl yaşanacağının izahını yapmıştır. İçtimai ve siyasi hayatın sorularına cevap vermiş ve siyasal iktidara tavsiyelerde ve yönlendirmede bulunmuştur.
  • Risale-i Nur’un lahikalar ve mahkeme müdafaaları dışındaki kısmını bir ruh olarak kabul edersek, ki bu ruh Âdem Aleyhisselam’dan bu yana dünyayı aydınlatan ve istikamet veren bir nebevî ruhtur, Emirdağ Lahikalarını da bu ruhun cesedi olarak anlayabiliriz. Risale-i Nur’daki Kur’an hakikatlerinin yaşanmasının ne surette olabileceğini gösteren Emirdağ Lahikası; Risale-i Nur’un talebelerine, siyasilere ve toplum bilimcilere ciddi bir rehberlik sunmaktadır.
  • Emirdağ Lahikasının düsturları üniversitelerin siyaset bilimi, kamu yönetimi ve sosyoloji bölümlerince dikkatle ve ciddiyetle üzerinde çalışmayı hak ediyor. İnsanlık da bu düsturların yol göstermesi ile içinde bulunduğu buhrandan çıkmaya muhtaçtır. İlgili bilim insanlarının bir “Emirdağ Okulu” ya da “Emirdağ Ekolü” adı altında, siyasetler ve ideolojiler üstü, dayatmacı dünyevî bağlar ve bağlantılardan azade olarak, insanlık yararına çalışmaları, idarecilere ve gerekli mercilere mühim meseleleri hatırlatıcı bir rol oynamaları dileğimizdir. Bu, ciddi bir tecdid ve inkişafa vesile olabilir. Şüphesiz ki bizim memleketimizdeki bir inkişaf bütün İslam Âlemi için bir inkişaf demektir.
  • Emirdağ Lahikası, binler ahval ve hücuma maruz kalan iman ve Kur’an talebelerinin; cereyanlar karşısında sebat, metanet ve ihlasla hareket edebilmeleri için onlara yol gösterecek, kolaylık sağlayacak bir rehberdir.
  • Kur’anın Hakaik-i imaniyesi, medar-ı saadet ve rabıta-i uhuvvettir.
  • Barla Lahikası, Kastamonu Lahikası ve Emirdağ Lahikasının, iman ve Kur’an hizmeti noktasında farklı vazifeleri vardır. İman hakikatlerinin tarz-ı telakkisi, hüsn-ü tesiri ve muhtaçlara ulaştırılması konularının ağırlıkta olduğu Barla Lahikası hizmetin temelini atmıştır. Kastamonu Lahikası ise bir hizmet içi eğitim merkezi gibidir ki, bu hizmetin hizmetkarları arasındaki münasebetleri ve ümmete ve insanlığa nasıl muamele edileceğinin ve haklarında ne düşünüleceğinin[i] talimini yaptırmaktadır. Emirdağ Lahikası ise; Barla’nın hissiyatı ve Katamonu’nun aklı ile hareket eden zâtların, toplumun hemen her kesimine olan hitabıdır ki; Kur’anın nurunun insanlığın geleceğini nasıl aydınlatacağını etraflıca izah etmiştir, yolu göstermiştir.
  • Her reçete gibi, iyileşmek için Risale-i Nur reçetesindeki ilaçların kullanılması şarttır. Reçete defaatle okunarak hastalığa deva olamayacağı gibi, bu düsturların da hayata tatbik edilmeden fertlerin ve insanlığın iyileşmesi mümkün görünmemektedir. Tatbikin esasları ise içtimai ve siyasî hayatı da içine alacak şekilde Emirdağ Lahikasında bildirilmiştir.
  • Barla Lahikası iman dairesini, Kastamonu Lahikası hayat dairesini, Emirdağ Lahikası ise şeriat dairesini tanzim ediyor.
  • Bu günümüzü doğru değerlendirmek için geleceğe müteallik düşünmemiz gerekir. Risale-i Nur’un kıyamete dek gelecek insanlara hitaben çok sözleri vardır. Bize düşen evvela bize ve bugüne ne söylediğini anlamak ve buradan hareketle bir sonraki asra ve nesle söylediklerini görebilmek ve bizim üzerimizden bir sonraki nesle verdiği mesajı iletmesine izin vermektir. Şüphesiz ki Risalelerin bir sonraki nesle sesini duyurması bizim onu yaşamamızla mümkün olacaktır. Kendi selametimiz de ancak bunu yaşamakladır. Aciz ve hassas olan insanın dünyevîlerin mevcut düzenine ayak uydurmaları, insanlıktan çıkıp canavarlaşmaya doğru insanları evirmektedir. Hâdisat-ı âlem buna şahittir. Geleceği görmeden bu günün planını yapmak zordur.
  • Bediüzzaman’ın son derece sıkı ve kanunsuz bir takip altında bulundurulması elbette bunu yapanlarca zulümdür. Fakat bu yol ile siyasi bir amacı, maddi veya manevi her hangi bir arzusu olmadığı ve bunlara müteallik çalışmadığı da belgelenmiş, tam tebarüz etmiş, böylelikle de mesleği her türlü şüphelerden ve gölgelerden selamette kalmıştır.
  • Bediüzzaman’ın, Ankara makamlarına yazdığı mektub[ii] adalet, hukuk, temel hak ve hürriyetler, iktisat ve ayrıca Risale-i Nurun intişarı ile fevkalade kuvveti açısından dikkatle incelenmesi gerekir. Başlık olarak “Kendi kendime bir hasb-i haldir” denmesi de son derece manidardır zira hâkimlerin savcı vaziyeti aldığı bir halde iken, derdinden anlayacak kişi olarak yine kendisini bulmuştur. Hak ve hukuku ihlal edenlere karşı hakkı savunur bir vaziyet almamıştır. Yine de onları, Risale-i Nur’un hakaikini beyan ve hakka davet sadedinde muhatap almıştır.
  • Bediüzzaman’a “yeteeerrr” dedirtmek için her türlü işkence ve tazyiki yapmalarına rağmen Üstad adeta Hazret-i Meryem misali susuyor. Onlara karşılık vermiyor ve kendisini feverana itmek için yapılan her türlü tahrik edici muameleye sabrediyor. Bu durum onun gayesinin fevkalade yüksek ve fedakarlığının da emsalsiz olduğunu gösteriyor.
  • Emirdağ lahikasının 8.mektubunda (erisale) Said Nursî, hükümetin kendisine eşyalı bir ev ve bir miktar tayinat vermeyi teklif etmesi konusunda kardeşleri ile istişare etmektedir. Konuyu etraflıca onlara anlatmış ve kendisini bir süredir çok tazyik altında tutmalarının sebebi bu teklifi kabule kendisini zorlamak olduğunu, kendi reyinin bunu kabul etmemek olduğunu beyan ediyor. Fıkhî bir kaide olan zaruretlerin haramı helal derecesine getirdiğini de belirterek bu yardımın zaruret miktarı olacak kadarının zarar vermeyeceğini bununla beraber yetmiş yıllık istiğna düsturunu bozmayı da istemediğini ve daha bazı hususları onlar ile paylaşır ve reylerine havale ettiğini bildirir. Bu meşveret mektubu bize meşveretin usulünü öğretmesi bakımından çok ehemmiyetlidir ve bu konunun düsturlarının bu mektubdan iktibas edilmesi yararlı olacaktır.
  • Meşveret insaniyetin gereği iken, meşveretsizlik ise şeytanî bir vasıftır. Kendi fikri ve kararı üzerine söz söyletmemek, yaptıkları ile ilgili geri dönüş almamak istibdattır.
 

[i] Meşakkat içinde ölen bir kafirin ve kafirlerin ölen çocuklarının durumları, iman hizmetkârlarına saldıranlara yapılacak muamele ve onlara şefkat edilmesi, ahiretlerinin kurtulmasına çalışılması. Arkadaş ve aile fertlerinin hizmete nasıl dahil edileceği vbg konular.

[ii] Emirdağ lahikası 1, erisale tasnifine göre 6. Mektub, Envar N. s.17-20 (İstanbul 1996)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum