1. YAZARLAR

  2. Kadir AYTAR

  3. Emirdağ Lahikası’da Hamza Emek Ağabey
Kadir AYTAR

Kadir AYTAR

Yazarın Tüm Yazıları >

Emirdağ Lahikası’da Hamza Emek Ağabey

A+A-

Hamza Ağabey 1922 yılında Emirdağ’da doğmuş, Lise yıllarında Üstadla tanışmış ve hizmetine girmiş, manifaturacılık yapan ve Üstadın Ahrar-Demokrat çizgisinin bir temsilcisi olan kahraman bir ağabeyimizdir.

Emirdağ Lahikasını incelediğimizde Hamza Emek Ağabeyin adının geçtiği iki mektup vardır. Onlar da siyasi ve sosyal konularla ilgilidir.

Bir tanesi Üstadın görevlendirmesi ile direk Başbakan Adnan Menderes’e yazılmış bir mektuptur. Diğeri de Üstadın aralarında Hamza Ağabeyin de bulunduğu talebelerine vermiş olduğu ictimai bir ders niteliğindedir. Burada dört partiden bahsediyor, onların yapısından ve memlekete neler kazandırıp, neler kaybettireceklerine dair bir değerlendirmedir. Bediüzzaman bu mektubu “Kalbe ihtar edilen içtimaî hayatımıza ait bir hakikat” olarak ifade ediyor ve burada olaya siyasi değil, sosyal bir hadise olarak baktığını gösteriyor.

Hamza Ağabey siyasi hayatını hatıralarında kısaca şöyle özetliyor:

“1950’ye kadar Üstad’ın hep imanî derslerini, sohbetlerini dinlemiştik. Siyasetten, partilerden hiç ama hiç bahsetmiyordu. Bu tarihten sonra ise, siyasî, içtimâî sohbetlere de başladı.

“Hazret-i Üstad, beni ve Mehmet Çalışkan’ı çağırdı, aynen şunları söyledi: ‘Bakın kardeşim. Sizler hem benim, hem de Risâle-i Nur’un bedeline Demokrat Partiye gidip kaydınızı yaptırın.’ Biz de aynen dediğini yaptık.
“Bir müddet sonra, bize DP Emirdağ İlçe Başkanlığı teklifi geldi. Biraz düşünmek istediğimi söyledim. Bu sırada Üstad Isparta’ya gitmişti. Tam o sırada, Zübeyir Ağabey bir telgraf gönderdi. Telgraf metninde Üstad’ın şu ifadesi yazılıydı: ‘Kardaşım, sana teklif edilen vazifeyi kabul et.’
“Böylelikle, Üstad’ın emir ve müsaadeleriyle DP İlçe Başkanı olduk.
“Üstad’ın Adnan Menderes hakkındaki düşünce ve kanaatleri son derece müsbet idi. Ona dindar bir demokrat ve dindar bir başbakan nazarıyla bakıyordu. Hatta, Menderes’in İttihad-ı İslâmı kuran Sultan Selim kadar bu millete ve bu vatana hizmet ettiğini söylüyordu.
“Daha sonraları, Akis Mecmuasında Metin Toker’in aleyhimizde yazılar
yazması sebebiyle, parti ilçe teşkilâtımız feshedildi. Üstad, bu durumu öğrenince önce hiddet etti, sonra hiddetini geri aldı ve şunları söyledi: ‘Kardaşım, bunlar kuvveti nereden aldıklarını bilmiyorlar. Biz elimizi çeksek, bunlar yıkılır, ortalık karışır, alt üst olur. Ben de onları azledecektim, fakat şimdilik kalsın.’”

Aslında buna siyasi hayat denemez. Bu bir iman ve Kur’an davası adına görevlendirmedir.

Hamza Emek Ağabeyin dört arkadaşı ile beraber Adnan Menderes’e hitaben yazmış oldukları ve Üstadın Demokrat Partiyi niçin muhafazaya çalıştığını ifade ettikleri mektubun Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü arşivindeki aslını da inceleme ve karşılaştırma fırsatını bulduk. Emirdağ Lahikası’ndaki mektuptan esasa ait olmamakla birlikte birkaç kelime ve cümle değişikliği ile karşılaştık. Mektubun orijinalinde bulunan imza sahipleri Hamza Emek,  Süleyman Dolu, Mehmet Acet,  Hasan Çalışkan ve Seydi Koçer ağabeylerin dışında kalan Mustafa, Nuri, Nuri, Receb, İbrahim, Faruk, Muzaffer, Tahir, Sadık ağabeylerin isimlerini Üstadın Lahika’ya geçerken ilave ettirdiği anlaşılmaktadır.

Bu mektupta Üstad Hazretlerinin; Kur'ân ve İslâmiyet ve vatan hesabına, bütün kuvvetiyle ve talebeleriyle, dersleriyle/risaleleriyle Demokrat Partinin iktidarda kalmasını muhafazaya çalıştığı belirtilmektedir.

Burada Halk Partisindeki İttihatçıların bozuk kısmının cinayetlerine, Sevr muahedesi ve siyasi desiselerle yapılan icraatlara ve kominizm tehlikesine dikkat çekilmektedir.

1980 öncesinde gerçekten de Halk Partisini perde yaparak memleketimizde kominizmi hâkim kılmak için işlenmedik cinayet kalmamıştır. Bediüzzaman bu dehşetli akımın memleketimizi ve bütün dünyayı mahvedeceğini bildiği için Kur’an hakikatleri olan Risale-i Nurlarla onların en güvendikleri Allahsızlık fikrini darmadağın ederek daha tutunacak yer bırakmıyor ve Allah’ın izni ile defediliyor.

Başvekilin de aynı gayeye hizmet etmesini, aksi halde kendisini ve partisini hiç bir gücün muhafaza edemeyeceğini, bunun da ictimai hayatımız için çok tehlikeli olacağını belirtir.

Burada Bediüzzaman’ın söylediği çok önemli bir cümle var. O da şudur: “Bir Müslüman kat'iyen komünist olamaz, anarşist olur.” 1980 yılı öncesini yaşayanlar bilir. Bu kominizm belası gençleri, kızıl şerbet içirip analarına, babalarına ve kardeşlerine düşman ettiler, kan döktürdüler. Memleketin sosyal hayatı gerçekten de Üstadın işaret ettiği gibi tehlike içindeydi. İnsanlar her an evlerinin başlarına yıkılacağı ve evlerinden çıkarken de akşama geri dönememe endişe ve korkusu ile yaşıyorlardı. Böylesine korkunç bir ortamda güvenden ve huzurdan bahsetmek mümkün müdür?

Bu mektupta menfi milliyetçiliğin yani ırkçılığın, Türkçülüğün/Turancılığın, tarafgirliğin acı ve yalnızlaştırıcı neticelerine değinerek İslam milliyetçiliğinin muhafaza edilmesine işaret ediliyor. Bunlara uyulmazsa, asil ve mâsum hakikî Türkleri, ecnebîler boyunduruğu altına girmeye mecbur edeceğini belirtiyor.

Neticede vatan, millet, iman ve Kur’an davasına çalışan, gençlerin içine düştükleri yangını fark eden ve “evladım yanıyor” diye bunu kendisi ateşe düşmüş ve yanıyormuşçasına içinde hisseden, bir baba şefkati ile feryad eden Bediüzzaman’a ve Risale-i Nurlara karşı çıkan, köstek olmaya çalışan gizli zındıkların ve komitelerin farkına varılarak ona göre tedbirler alınması yani “eşkıya serbest, yiğitler derdest” mesajı verilerek Bediüzzaman’ın ve Risale-i Nurların hürriyeti, bir daha rahatsız edilmemeleri ve serbestçe neşri talep ediliyor.

Emirdağ Lahikası’nda Hamza Ağabeyin ve diğer arkadaşlarının isimlerinin az geçmesi, hisselerinin de az olacağı anlamına gelmez. Şirket-i maneviyenin, iştirâk-i âmâlin bereketinin hadsiz olması nedeniyle lahikaların, hatta Risale-i Nur Külliyatının tamamının harfleri adedince sevaba nail olduklarını Bediüzzaman’ın müjdelerinden biliyoruz. Onlar, büyük bir hizmetin temelini attıkları için, o zamandan bu zamana kadar yapılmış ve yapılacak olan iman, Kur’an ve Risale-i Nur hizmetlerinden hâsıl olan sevaba da nail oldukları malumdur. İşte Hamza Ağabey, en güzel üniversitelerde okuyabilecekken ve en güzel makamlara gelebilecekken dünyayı kalben terk etmek suretiyle böyle külli bir manevi hizmetlere ve şahsiyete sahip olmuştur.

Hamza Emek Ağabey Üstad vefat etmeden Emirdağ’daki son günlerinde “Kardaşlarım, korkmayınız, Risale-i Nur bu memlekete hâkimdir. Masonların, zındıkların ve komünistlerin belini kırmıştır. Biraz zahmet çekeceksiniz, fakat sonu çok iyi olacak.” sözlerine şahit olan ağabeylerimizden birisidir. Kendisi de 1991 yılında Hakkın rahmetine kavuşmuştur.

Hamza Ağabeyin şahsında başta Üstadımızın ve ona hizmette yarışan ağabeylerimizin ruhlarını şad ediyoruz. Allah Rahmet eylesin. Bizleri de onların yolunda gayretli eylesin. Amin.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
10 Yorum