1. YAZARLAR

  2. Hüseyin KARA

  3. Eksiklerimiz yok mu?
Hüseyin KARA

Hüseyin KARA

Yazarın Tüm Yazıları >

Eksiklerimiz yok mu?

A+A-

Bir müslüman olarak özgürlüğümüzle engin ufuklara doğru kanat vuracağımıza, kendi dar kalıbımız içinde, farkında olmadığımız şeylerin köleliğini yaşamamızın ve belirsiz acılar içinde kıvranmamızın nedenini uzun zaman düşünmedim değil. Tevhit inancının bize sağladığı büyük avantajla ne birinden ve bir şeyden korkmak ne birine avuç açmak zorundayız. Arştan ferşe kadar uzanan bir bakış açımızla akla hayale gelmez her şeyi çekinmeden isteyebileceğimiz bir sığınağımız var. Tevhit inancının dışında olanlar gibi tagutlarla mı kuşatılmışız sanki? Hapishanede değiliz; bütün kâinatı içine alacak kapsamlı bir kalbimiz var. Prangalara vurulmuş değiliz; zerreden galaksilere kadar her şeyle iletişim kurabilecek düşünce kapasitemiz ve hayal dünyamız var.

Ama gelin görün ki, kâh sıcak yuvamızda, kâh işyerimizde, kâh doğada bir gezinti sırasında, kâh bir dostumuzun yanı başında sıkıntılıyız, kaygılıyız, ümitsiziz; bir şeylerimiz kaybolmuş ya da birilerinden korkar bir durumdayız, çepeçevre kuşatıldığımız sınırların katılığında özgür değiliz.

Hadi Batı dünyasının klinik sendromuna neden olan şeyin tevhit inancından uzakta olan felsefenin ruhsuzluğunun büyük payının olduğunu kabul edelim. Bize sıra gelince, bizim evreni ışığa boğan ve hiçbir varoluşsal soruyu cevapsız bırakmayan bir dinimiz ve imanımızın olduğunu iddia etmiyor muyuz? Ama yok, bir yerleri eksik bırakıyoruz, bir şeyleri göz ardı ediyoruz ya da işlerimizi çevremizde olanlara rağmen yapıyoruz.

İmana ilişkin konularda bir eksiğimiz olmasa bile, çoğu zaman uygulamalarda, duygular kesiminde, her zaman tetikte olma noktasında bazı aksaklıklarımızın olması söz konusu olamaz mı? İşte bu söz konusu olan bazen küçük bazen büyük aksaklıklar, özellikle duyarlı insanların çektiği sıkıntıların en büyük nedenidir. Bu anlamsız acıların, çekmelerin ve tutsaklıkların nedenlerini özetle üç ana konuda toplayabiliriz: Biri akışkanlıklarımız, diğeri sık sık kendimizi sorgulamamamız ve bir diğeri de bilgisizlikle kendimizi yenileyemememiz. Bunları az da olsa açalım.

Alışkanlıklarımız şuramızda buramızda paslı çivilerimiz. Akıl ve irademizin dışında bize dayatılanları en sinsi olanları. Çoğunu da çocukluk dönemimizde, kendimizde değilken, belki de art niyet olmadan bize servis yapmışlar. İstemedikleri halde, birçok insanların bu alışkanlıkları ölünceye kadar sürdürmüş olmaları içler acısı. Duygular tarafından emildikleri için irade dışı kendilerini gösterirler ve her defasında da sahibine ecel terleri döktürürler. Bazıları da nerden geldiklerini bilemedikleri bu alışkanlıklarını kendi doğruları imiş gibi sanırlar ki bu işin en kötü yanıdır. Damarlara işlemiş kötü alışkanlıkların olumsuz etkilerinden şikâyet etmeyen yok gibi. Alışkanlık da olsa kötü kötüdür, günah günahtır. Kötülük ve günah en azından kara lekedir. 

Zamanla bunlar içimizde kökleşirler ve bizi tutsak alırlar. Bu ise içimizden özgürlüğümüze vurulan darbedir. Elimizde olmayan bu gibi alışkanlıkları gidermenin çaresi yok mu? Bunların farkına varıp uzun sürse de duygu eğitimi ile kendimizden uzaklaştırmaya çalışmak bu çarenin en etkin yolu. Alışkanlıklar ortaya çıktığında derin bir pişmanlık duygusu içinde Yaradan’a sığınmak da herkesin yapabileceği. Resulullahın vefatında, kılıcını çekip ölümle tehdit ederek sahabeleri susturma gayreti Hz. Ömer’in bu eski gazap alışkanlığının açığa çıkmasının tipik örneğidir. O ortama daha sonra gelip soğukkanlılıkla beliğ bir konuşma yaparak sahabe topluluğunu sakinleştiren Hz. Ebubekir’n boynuna sarılıp bu örnek tutumunu tebrik etmesi ise, “cahiliyet” döneminden kalma eyleminin adeta bir özrüydü.

Nefis muhasebesi anlamında kendimizi sorgulamayı ihmal, bizim en büyük eksik yanımız. Kendimizle, kötü yanımızla yüzleşmek, görevimizin ötesinde kahramanlıktır da. İnsan düalizmi içinde barındırandır. İyi yanımızın yanında kötü yanımızın da olması aslında bir zenginliktir. Ama burada önemli olan kötü yanımızın, bize ettiklerinin, bize hangi tuzakları kurduğunun ve yolun ortasında bizi nasıl tökezlettiğinin farkında olabilmek… İçimizin savaşları dışarıdaki savaşlardan çok daha gürültülüdür aslında. İyi duygularımızla kötü  duygularımızın birbirlerine saldırıları amansız iki düşman ordunun birbirine girmesinden çok daha korkunçtur.

Duygularımızın kılıç şangırtıları daha ürpertici... İçimizin savaşlarını duyabilecek bir duyarlılığa sahip olmak insan olmanın bir büyük amacıdır aslında. İçimizde barındırdığımız iki büyük ve ezeli düşmanımızdır nefis ve şeytan. Bu iki düşmanın bize olan düşmanlıkları hiçbir zaman barışa meyletmez. İki baş düşmanın rehberliğinde birleşen olumsuz duygularımız her zaman tetiktedir. Onlar uyumaz, uyuyan çoğunlukla biz oluruz, iyi yanımız olur. Dış savaşlarda ya şehit olunur ya gazi; iç savaşımızda öyle günübirlik ölümler ve gazilikler olmadığı için, sürekli tetikte olmak durumundayız. Çünkü iç savaşlarımız, son nefesimize kadar devam eder nitelikte süreklidir. Bu nedenle harp alanlarındaki savaşa “küçük cihat” ve barış halinde bireylerin kendi içlerinde yapacakları savaşa da “büyük cihat” olarak nitelediği bu anlamlı sözle, görünürde bir yenilgi aldıkları Uhud Savaşı dönüşünde arkadaşlarını çok daha büyük savaşın beklediğini haber vermişti Peygamberimiz. Küçük cihattan büyük cihada… Meydanlardaki küçük savaştan nefsimizle kapışacağımız amansız büyük savaşa…

Bu bilinçle bu savaşın, yani nefis muhasebesinin içinde olan bir müslüman, başkalarıyla dalaşmaya asla zaman bulamaz. İşte küçük dairedeki bu amansız savaşa tutulmayanlar ancak geniş dairedeki savaşlara kendilerini kaptıranlardır. O takdirde “büyük cihat”ı geçiştirmiş, kendileriyle hesaplaşmaktan çekinerek iç dünyalarında olup biteni ihmal etmiş olurlar ki, bu onlar için çok büyük bir kayıptır. Sonuçları itibariyle enfüsî kavgalar her zaman afakî savaşlardan daha büyük tehlikeleri gizler; ebedî hayatı kaybetme tehlikesini… Buna rağmen, enfüsî olayların sürekli gündemimizi işgal edeceği yerde, afakî olaylara daha çok ilgi duymamız düşündürücü değil mi? İç dünyamızın sorunları ikinci derecede hatta en sonda kalmakla beklenen, içimizin kaosundan başka değildir. Afakî diyebileceğimiz sosyal ve siyasal konuların birinci gündemimizi işgal etmesi ise, insanın merkeziliği ve amacına da terstir. İşte özgürlüğümüzün kısıtlanması, birilerine kul köle olunması, acılar çekilmesi, korkular ve ümitsizlikler, önceliklerin sırasının bozulması nispetinde artarak sürüp gider.  

Bilgi insanın kendini yenileme, güçlü olma ve sağını solunu bilme aracıdır. Kendini yenilemeyen ya taassuptadır ya da bildiğinden başka bir bilginin olmadığını sanarak bilgiçlik taslamakla gurur içindedir. İkisi de özgürlüğümüzün engelidir. Bu iki tutum gelişimimizin önünde aşılmaz duvardır. Bilmeyen, tutsaklık zincirlerini nasıl kırabilir? Bilmeyen ve kendini sürekli yenilemeyen, bir korku içindedir üstelik, uyum özürlüdür; kendini muhatabına kabul ettirmek için baskı uygulamaktan başka çaresi yoktur. Aksi halde, ya sosyal konumundan, ya çıkarından olmakla karşı karşıya kaldığını sanır. Bilgi ile sürekli desteklenmeyenlerde daha yoğundur bu hal; bunlar ya birilerinin himayesine girerek ya da birilerine hükmederek mazoşist ve sadist eğilimlerini ancak tatmin edebilirler. Diğer taraftan kendini yenilemeyenler yeniliklere de karşıdır; olumlu bakmaktan uzaktırlar. İşte bu nedenle çevreyi, ülkeyi ve sonra dünyayı tanımak, bilmek son derece önemlidir.

Bu üç konuda ne yaptıklarımız ve hangi adımları attıklarımızla doğru orantılıdır özgürlüğümüz. Alışkanlıklardan ne denli uzaksak, nefsimizle ne denli kavgalı isek ve ne denli bilgi donanımına sahipsek engin ufuklara doğru kanat vurmamız o denli kuvvetli olur. Hiç olmazsa bu üç konuda bir şeycikler yapabildiğimizin farkında olmaya çalışalım. Bu üç nokta, kendimizde olmanın üç adımıdır. Ancak bu üç adımla kendinde olmaya çalışan, eksiğinin farkında olabilir.
Eksiklerinin, kusurlarının ve hatta tutsaklıklarının bile farkında olmayan nicelerimiz var!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum