1. YAZARLAR

  2. Cemil KARAKULLUKÇU

  3. Dostuma mektup (13)
Cemil KARAKULLUKÇU

Cemil KARAKULLUKÇU

Yazarın Tüm Yazıları >

Dostuma mektup (13)

A+A-

Sevgili dostum;
Beni derinden etkileyen ve bir o kadar da düşündüren mektubunu aldım. Sen mektubunla benim biricik dostum olduğunu kaçıncı kez kanıtladığını bir bilsen! Bir bilsen bana neler kazandırdığını; bir bilsen duygularımın nasıl bayram yaptığını, bir bilsen içimin cümbüşünü…

Mektubunda yazdıklarının tümüne imzamı basarım; aklıma yattığı gibi duygularımın da hepsine birden sahip çıktığını bilesin. Yalnız şaka yollu da olsa, katıla katıla gülmek de nerden çıktı dedin ya, onda kafam takıldı biraz. Kafamın takılması değil aslında; sen benim kafamı karıştıracak yazmazsın çünkü. Bir cümlen bile mektubumun konusunu bulmama yetti bile.

O ortak paydamız olan dostumuzla yıllar sonra bir gafleti andırırcasına gülmemizi yerinde olduğuna da inan ki aynı imzamı basarım. Hem senin onayını da destek alarak… Gerçi sana rağmen ya da senin için yazmıyorum bunu. Senin de onaylayacağını inandığım için ve bir karşılıklı sohbet olsun diye yazıyorum. Harbi söyleyeyim ki, gülmek olduğu gibi tüm bedenin gevşemesidir, banyosudur, güneşidir.

Gevşeme deyince, ünlü bir Zen ustası hatırıma geldi. İşte bu ustanın ziyaretine Çin imparatoru gitmişmiş. Gördüğü manzara karşısında şaşırmış. Gözlerine inanamamış. Gözlerini silip bir kez daha dikkatlice bakınca, ünlü Zen ustası gülmekten yerlerde yuvarlanıyormuş. İmparator utanmış. Ama yine de söyleyeceğini söylemiş. “Bu çok görgüsüzce bir şey! Senden böyle bir davranış beklemiyordum. Bu delice bir şey, saçmalık!” demiş.

Zen ustası da yaptığını savunma adına değil belki, ama bir davranışı açıklama açısından İmparatoru şöyle bir süzmüş. Savaşçı olmanın bir işareti olarak bir yay taşıyormuş İmparator. Yayını işaret ederek İmparatora “sen bunu her zaman gergin mi tutarsın yoksa ara sıra gevşetir misin?” diye sormuş. İmparator da “Olur mu her zaman gergin tutmak? O zaman esnekliğini kaybeder ve ondan bekleneni yapamaz” diye cevap vererek, işin gerçeğini, tekniğini söylemiş. “İşte” demiş Zen ustası, “benim yaptığım da bu.”

Banyodan sonra nasıl ki beden dinlenir, gevşer ve rahatlar, öyle de gülmekle hem beden ve hem de tüm duygular gerilimden bir anlık da olsa kurtulurlar. Sıkıcı atmosferden kendilerini çekip alırlar. Bir başka dünyaya dalarlar. Yoksa beden tekdüzelikten kaskatı hale gelir de içten ve dıştan baskılanarak bir cenderenin içine girer. Bu ise bizim hapishanemizdir. Duygulara ne kadar pranga vurulmasa da hapishanede kısmen de olsa özgür değildirler; en azından havasız bir ortamın tutsağıdırlar. Senin bedeninin olmadığı bir ortamda, o ortak dostumla gülerken, tüm duygularımızın zincirleri çözülmüş ve bir güzel nefeslenmişler. Duyguların banyosunda gevşedik sevgili dostum!

Gülmek ve şakalaşmak insanın en büyük ihtiyacı değil mi sevgili dostum? Yeri gelince duygulanıp ağlarız, tamam; yeri gelince kızıp etrafa olumsuz dalgalar saçarız, bu da tamam ve yeri gelince güleriz, meltemimsi bir havaya bürünürüz; işte bu da bizim baharımız, yazımız. Gece gündüzsüz olmaz, kış da baharsız. Dört mevsim bütün güzelliklerin teşhiridir; ancak o zaman güzelliğin bütünü ortaya çıkar. Yalnız tek mevsim kutuplarda var; orada da ancak Eskimolar yaşar.

Şaka gülmeyi tetikleyen bir kültür… Her milletin şakası da değişik olunca, milletten millete gülmek de farklılaşıyor. Şakayla gülmeyi doğuran da genelde fıkralardır. Irkların fıkralar karşısındaki tepkilerini hiç duydun mu sevgili dostum? Duymadınsa, hazır gülmeden söz etmişken, benden duy bari. İngilizler, fıkrayı dinlediğinde iki defa gülermiş. Biri fıkrayı ilk dinlediğinde yalnızca gülmek için, yani herkes güldüğü için, kibarlık için gülermiş; diğeri de fıkrayı gecenin bilmem hangi saatinde tekrar hatırlayıp espriyi anladığında. Almanlar,  herkesin güldüğünü gördüklerinde bir kez, fıkrayı anlamadıkları başkaları tarafından anlaşılmaması için gülerlermiş. Yahudiler, fıkrayı dinlediklerinde gülmemeleri normal; çünkü fıkranın aslının öyle olmadığını söyleyecekler. Fıkra konusunda becerikli insanlardır Yahudiler ve derler ki, Yahudi kökenli olmayan çok az fıkra var. Türkler de fıkranın sonundaki espriyi anladıkları için ilk kez güldükleri gibi, sonradan hatırladıklarında tekrar tekrar gülerlermiş. Fıkrası az ya da hiç olmayan millet de Hintlilermiş. Budizm inanların bütün esnekliklerini silip süpürmüş.

İşte böyle sevgili dostum! Biz hem güleriz ve hem ağlarız. Biz bir bütünüz. Dört mevsimi bir bedende yaşarız. Baharın ve yazın güzellikleri varsa, sonbaharın ve kışın da kendine göre güzellikleri var. Dört mevsimi yaşamayan tekdüze olan kutuplarda yaşayanlardır ki, onlar da haşinliği yaşamak zorundadır.

Şaka da olsa, şunu söylemek zorundayım: Bana çok görme gülmeyi, yüzümün baharını. Çünkü ona hasret kaldım uzun zaman. Seni bekliyorum bugünlerde, birlikte güleceğimiz günleri ve istersen birlikte ağlayacağımız günleri de iple çekiyorum. Üstelik bahar geldi ve yaza da az kaldı.

Kal sağlıcakla sevgili dostum.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.