1. YAZARLAR

  2. Hüseyin KARA

  3. Doğrunun daha doğrusu
Hüseyin KARA

Hüseyin KARA

Yazarın Tüm Yazıları >

Doğrunun daha doğrusu

A+A-

 

Hz. Ali (ra)’nin halifelik döneminde vuku bulan Cemel Vakası, İslam tarihinin en acıklı olaylarından biri olma özelliğiyle, çiçeği burnunda mucize toplumunun bir ibret levhasıdır.

Olayın tam içinde ve bir tarafın mensubu olan Hz. Zübeyr, bu garip gelişmeler için “Müslümanlar bir kaya gibi sağlam iken bugün bu kayayı kendi elleriyle parçalıyorlar” diyerek, şaşkınlığını ve bu yüzden duyduğu üzüntüsünü açığa vurmuştu. Daha doğrunun nerede olduğunu kestirmenin zor olduğu Cemel Vakası kadar bir olay yaşanmamıştı desek doğrudur. Çünkü Hz. Aişe (ra) tarafında Hz. Talha (ra) ve Hz. Zübeyr (ra) gibi sahabeler olduğu gibi, Hz. Ali (ra) yanında da güzide sahabeler vardı. Kimin kime ne için kılıç çektiği bilinemeyen ve akılları durduran garip bir olaydı Cemel Vakası. İşin ilginç yanı da hiçbir tarafın sahipleri tarafından kan dökülmek ve savaş istenilmemesiydi. 

Elbette sahabeleri de titreten bu savaşın başlama ve körüklenmesinde Haricî zihniyetin rolü büyüktür. Cemel Vakası, o gün olduğu gibi bugün de ders alınması gereken İslam tarihinin önemli olaylarından. Belki de alınan derslerden dolayıdır ki, o gün de ve hâlâ bugün de yaşanan bu acıyı unutturmamaktadır. Müminlerin annesi Hz. Aişe, elinde olmadan çıkan bu savaş nedeniyle “Keşke ben yirmi yıl önce ölmüş olsaydım” diyerek, derin üzüntü ve pişmanlığını dile getirmişti. Bir içtihattan kaynaklanan bu savaşın taraflarını sorumlu hale sokmuş olmayabilirdi. Ama yine de o mucize topluma yakışan bir olay değildi. Bu savaşta Bedir ve Uhud kahramanları birbirlerine kılıç çekmişti.

İşte bu savaş sırasında alınması gereken çok derslerden biri de Hz. Ali (ra) ile Hz. Zübeyr (ra) arasında geçen bir diyalogdur.

Savaşın tam ortasında, Hz. Ali, atını Hz. Zübeyr’den yana sürerek tam karşısında duruyor ve  “Abdullah’ın babası! Hatırlıyor musun, bir gün Resul-i Ekrem sana ‘Ali’yi seviyor musun?’ diye sormuştu da sen de ‘evet, ya Resulullah, severim!” demiştin. Sonra Resul-i Ekrem sana  ‘bir gün gelecek sen haksız yere Ali ile mücadele edeceksin’ demişti. Hatırlıyor musun bunları, ey Zübeyr!” diye hitap etmişti. Hz. Zübeyr de hiç tereddüt etmeden “hatırladım” diye karşılık vermişti.

Savaşın en kızgın bir anında, duyguların kıyasıya çarpıştığı bir ortamda,  Peygamberimizin bir buyruk ve davanın bir ilkesi olarak algılanan bu aziz hatırası, kılıcını kınına sokmaya yetmişti Hz. Zübeyr’in. Hz. Ali’ye “Keşke daha önceden bana hatırlatsaydın, yerimden kımıldamazdım!” demişti Hz. Zübeyr.

Hz. Zübeyr bir doğrunun, davasının bir ilkesinin karşısındaydı. Ona düşen bu ilkenin gereğini yerine getirmek ve daha önce yaptığından pişman olmaktı. Hangi şartlarda olursa olsun, dava adamına yakışan da buydu. Hz. Zübeyr bu mucize toplumunun bir incisi ve bir yıldızıydı. Çağırdı oğlu Abdullah’ı da. “Oğlum! Ali bana öyle bir olayı hatırlattı ki, ondan sonra asla hiçbir surette dövüşmem. Sen de bu mücadeleden vazgeç!” diye uyarısını yapma gereğini duymuştu. Bu duruma vakıf olan Hz. Talha’da da bir duraklama oldu. Onun bu sarsıntısına tanık olan Mervan da zehirli okunu atarak Hz. Talha’yı şehit etmişti. Hz. Zübeyr de eşyasını toplayarak savaş alanından epey uzaklaştıktan sonra, arkasından takip eden İbn-i Cürmüz adında bir sebeist de onu şehit etmişti. Hz. Zübeyr’in şehitlik haberi ulaştırılan Hz. Ali ise son derece üzülmüştü.

Sahabeleri büyük yapan, doğrunun karşısında boyunlarının kıldan ince olmasıydı. Hz. Zübeyr bir insandı ve bir içtihat hatası yapmıştı. Davasının sadece bir ilkesi onu uyarmada yetmişti. Artık bu andan sonra bütün ordu ona saldırmış olsaydı, kendini savunmada asla kılıç kullanmazdı. Biraz daha fitne kazanının fokurdamasına yardım etmezdi ve ne olursa olsun sonuca katlanırdı. İşte bu uyanışın ve bu farkındalığın ödülünü de biraz sonra şehit olmayla alıyordu.

İhlas da, davaya teslimiyet de buydu. Öfkenin zirvede olduğu bir anda inandığı doğru karşısında önüne çıkan daha büyük bir doğrudan yana tavır takınmaktır mertlik, cesaret ve içtenlik. En büyük günah da doğruyu, hakikati ve istikameti gördükten ve duyduktan sonra yanlışa ısrarcı olmaktır.

Nefsî çıkarda davanın ya da hakikatin hatırını üstün tutmak olayıdır bu, bir büyük özgürlük örneğidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.