1. HABERLER

  2. NUR TALEBELERİ

  3. DKM’de Sünnet-i Seniyye konulu üniversite semineri
DKM’de Sünnet-i Seniyye konulu üniversite semineri

DKM’de Sünnet-i Seniyye konulu üniversite semineri

DKM’de Sünnet-i Seniyye konulu üniversite semineri yapıldı.

A+A-

Risale Haber - Haber Merkezi

Sünnet-i Seniyye konulu üniversite seminerini, Ömer Oturmak; ‘’Sünnet ve Sünnet-i Senniye kavramları’’, ‘’Sünnetin menbaı ve çeşitleri’’, ‘’Güzel ahlak ve edep olan sünnet’’ ve ‘’Saadeti dareynin anahtarı sünneti Seniyyeye ittiba’’ başlıkları altında inceledi.

SÜNNET VE SÜNNETİ SENİYYE KAVRAMLARI başlığı altında Oturmak, sünnet ve Sünnet-i Seniyye kavramlarını irdeledi ve sünnet kavramının günlük hayatta Sünnet-i Seniyye ile eş anlamda kullanılsa da aslında yol ve prensip manasına geldiğini ve Sünnet-i Seniyyenin sünnetlerin en efdali olan Peygamber Efendimiz’in(a.s.m.) sünnetleri yani onun(a.s.m.) sözlerine, emirlerine ve harekâtına dair en yüksek ve kıymetli hâller, tavırlar, hareket düsturlar olduğunu belirtti.

 SÜNNETİ SENİYYENİN MENBAI VE ÇEŞİTLERİ başlığına geçerken Oturmak, ‘’Asıl konuya geçmeden önce mühim bir konuya değinmek gerekir. İslam dini vahye dayalı bir dindir. İnsanların karşılaşacağı her çeşit meseleyi çözüp hükme bağlayacak mükemmelliktedir. Bu dinin anayasası hükmünde olan Kuran-ı Kerim değişen bütün coğrafi, fiziki, sosyal, kültürel vb. şartlara, teknolojik gelişmelere ve daha birçok meseleyi ve sorunu çözüme kavuşturacak bir Kelamullahtır. Bir müminin hayat rehberidir. Peki, bu kadar meselelere ve bu kadar sorunlara nasıl yer vermiş diye kafamızda soru işaretleri oluşabilir’’ dedi

Kuran-ı Kerim’de geçen   وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍٍ اِلاَّ فِى كِتَابٍ مُبِينٍٍ  (Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır) EN’AM(59) Ayet-i Kerimeyi aktardı ve ‘’ayeti tefsir eden Üstadımızdan aldığımız dersle bilmekteyiz ki hemen her mesele Kur’an’da vardır. Ayrıca başka bir yönüyle de Kur’an bir Kitab-ı Hikmet’tir. İşte bu noktalardan hareketle şöyle bir çıkarımda bulunabiliriz. Kur’an’ı Kerim yaş kuru her meseleye her mevzuya hikmetin gerektirdiği ölçüde ve ehemmiyeti nispetinde yer vermiştir. Bu bağlam da hepsini aynı açıklıkta vermemiştir. İçerisinde çoğu kere ana esaslar, prensipler vardır ve bazı ayetler kapalıdır anlaşılması güçtür’’ dedi bazıları da açıklanması gerektiğini belirtti.

   ‘’Diğer taraftan Üstat Hazretleri vahyi iki kısma ayırıyor’’ dedi. ‘’Birincisi Vahyi Sarihi ikincisi ise Vahyi Zımnidir. Vahyi sarihi lafzı ve manası itibari ile Allah’ındır. Vahyi zımni ise Peygamber Efendimiz'in kalb-i şerifine Allah tarafından ilham edilmiş olan manaları, Resul-i Ekrem (A.S.M) kendi cümleleri ile insanlara anlatması ile olan vahidir yani sünnet-i seniyyedir belki bir yönüyle hadislerdir. (Bu hakikatle hadislerin ehemmiyetine de değinmiş olduk) İşte tüm bu hususları birlikte ele aldığımızda konuyu şöyle toparlayabiliriz; Resul-i Ekrem(A.S.M) kapalı olan ayetlerin açıklamasını yaparak ve bizlere emredilmiş olan ibadetlerin geçtiği ayetleri fiiliyata dökerek bizlere imam olur. Örneğin; Ayette “Namaz kılın” emri vardır. Ama namazın nasıl kılınacağı açıkça belirtilmemektedir. İşte bu hususu Resul-i Ekrem(A.S.M)’ın bizlere açıklayıp göstermesiyle bilebiliyoruz sair hac, zekât gibi ibadetleri de bu şekilde bilebiliyoruz.’’

    ‘’Evet, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın söyledikleri, yaptıkları tabir-i caizse vahyin gözetimindedir ve bu vahiy Resul-ı Ekrem (A.S.M)’ın her haline her tavrına her fiilline ve her sözüne yansımış olup her yönüyle bizlere rehber olmuştur. Şimdi de her yönünü kapsayan sünnetinin menbalarına bakalım

   Sünnet-i Seniyesinin menbaı üçtür: Akvali, ef'ali, ahvalidir. Akvali yani sözleridir. Alimler bu sözlerine hadis demişlerdir bazı alimler ise hadis ve sünneti birbirinin yerine kullanmışlardır. Neticede bu sözleri Sünnet-i Seniyye’sinin bir bölümünü teşkil etmiştir ve insanlara yol gösterici olmuştur. İkincisi olan ef’ali yani fiilleridir. Üçüncüsü ise hal ve tavırlarıdır. Yalnız bu hal ve tavırlarında değinilmesi gereken özel bir husus vardır ki oda takrirleridir. Takriri sünnet ise Peygamber Efendimiz (A.S.M)’in herhangi bir konu veya olay karşısında sükût etmesidir.’’ Âlimler de genel kaide olarak sükût ikrardandır demiş ve bu nevi sükutunda olayı ve hareketi kabul ve tasdik olduğunu söylemişlerdir. Bu menbalar genel olarak üç kısma ayrılıyor.

    Feraiz kısmı Allah’ın mutlaka yapmamızı ve terk etmemizi istediği her şeydir. Yani Allah’ın emir ve yasaklarıdır. Örneğin; namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, zina etmemek, haram yememek gibi… Nevafil kısmı Allah Resul’ünün (A.S.M) farzlar dışında yapmış olduğu kulluk cihetindeki ibadetleridir. Adatı hasene; Risale-i Nurda adap olarak tabir edilen kısım ise Resul-i Ekrem (A.S.M)’ın yatması, içmesi ve söylemesi gibi adetleridir.

 

3) GÜZEL AHLAK VE EDEP OLAN SÜNNET

    Üstad Hazretleri Resul-i Ekrem’in (A.S.M)’ın Zâtında ve vazifesinde ve dininde, en yüksek ve güzel ahlâkları ve en ulvî ve mükemmel seciyeleri ve en kıymetdar ve makbul hasletleri bulunuyor; elbette o zât, mevcudattaki kemalâtın ve ahlâk-ı âliyenin misali ve mümessili ve timsali ve üstadıdır. Mektubat ( 192 )  diye belirtmiştir.

    

   Yani Resul-i Ekrem (A.S.M), bütün yaratılmışların en şereflisi ve şanı en yüce olanıdır. Güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilmiştir.  Her güzel işte bizlere örnek O' dur, ölçü O'dur. Merhamet ve şefkati, cömertlik ve keremi, akıl ve zekâsı, güzellik ve yaratılışı, iyilik ve ihsanı, doğruluk ve adaleti, sabır ve kanaati, temizlik ve iffeti, şecaati ve kuvveti, velhasıl-ı kelam her üstünlük ve fazileti başkaları ile ölçülmesi mümkün olmayacak derecede yüksektir, alidir.

   

    Küçükleri sevip okşamak, hastaları arayıp sormak, hareketlerinde ölçülü olmak, herkese tatlı söz ve güler yüz göstermek, fakirlere ve düşkünlere yardımcı olmak, işi her zaman ehline vermek, aşırılığa ve gösterişe yüz vermemek, herkesin hakkını gözetmek gibi akla gelen her olgun ahlaka sahiptir.

     

   Koca Arap Yarımadası emri altında iken bir kuru ekmek parçasıyla karnını doyuracak, hatta açlığını gidermek için karnına taş bağlayacak derecede sebat ve metanet, kendisini öldürmek için saldıran ve yaralayanlara doğru yola gelmeleri için dua edecek kadar merhamet sahibidir. Her güzel ahlak, O'nda ayrı bir güzellik kazanmıştır.

   

    Nitekim O’nun ahlakının alililiğini, ulviyetini şu vereceğimiz örnekte de çok rahat müşahede edebiliriz. Hz Aişe’i Sıddıka Validemiz ve Sahabe Hazretleri Hz. Muhammed’in (A.S.M) ahlakını soranlara şu veciz cümleleri sarf etmişlerdir: “O’nun(A.S.M) ahlakı Kur’an’dır.”

    

    Yani Resul-i Ekrem (A.S.M) son peygamberdir. Ve son kitap da onunla indirilmiş olan Kur’an’ı Kerim’dir onun için kendisinde Kuran ahlakını benimseyip bizlere kıyamete kadar bu güzel yolla müminlere rahmet olacaktır. İşte Kuran’ı Kerim’in beyan etmiş olduğu güzel ve pak ahlakın en mükemmel misali Resul-i Ekrem (A.S.M)’dır. Fıtraten bu güzellikler bu mehasinler üzerinde yaratılmıştır.

     Yine Risale-i Nur’da Resul-i Ekrem (A.S.M) sünnetinin en efdal olduğu ve nasıl büyük bir örnek olduğu şu şekilde geçiyor.

    Hem bu kâinatı hadd ü hesaba gelmez tecelliyat-ı cemal ve kemalâtına mazhar eden o Zât-ı Cemil-i Zülkemal, elbette bilbedahe sevdiği ve izharını istediği cemal ve kemal ve esma ve san'atının en câmi' ve en mükemmel mikyas ve medarı olan bir zâta, her halde en ekmel bir vaziyet-i ubudiyeti verecek ve onun vaziyetini sairlerine nümune-i imtisal edip herkesi onun ittibaına sevkedecek, tâ ki o güzel vaziyeti başkalarında da görünsün. Lem'alar ( 53 )

    Yukarıdaki hakikaten anladığımız dersle bütün insanlar Allah’ u Teâlâ’nın sıfatlarının ve isimlerinin birer ayneleridir. İşte Resul- Ekrem(A.S.M) bütün isimlerinden azami derecede bulunup her yönüyle bizlere bir rehber bir muallim bir tabip, olmuştur. O (A.S.M) bize Halık-ı Kainatı sözüyle, fiilleriyle ve en güzel edebi en güzel ahlakıyla bizlere tanıttırıyor.

    Resul-i Ekrem(A.S.M)’ın Sünneti Seniyyesi Allah’ın isimlerine uygun bir yaşayış sergiler. İsimlerinin nasıl anlaşılması gerektiğini nasıl yaşanılacağını Sünneti Seniyye ile bile biliyoruz. Farzlar ve vacipler kısmı zaten Allah’ın doğrudan emrettiği ibadetler ve güzelliklerdir. Bunun dışında kalan adap kısmı yani edep diye tarif edilen kısımlar da Allah’ın sonsuz güzellikteki isimlerinin tecellileridir. Çünkü bir padişahın yanında nasıl davranmamız gerektiğini nasıl konuşmak gerektiğini nasıl edepli olacağımızı elbette ki yaveri ve en yakın elçisi ile bile biliriz. Bunun gibi bizlerde Allah’ın her an huzurundayız ve bu kâinatta nasıl davranmalıyız dünyada nasıl davranmalıyız, Allah bizden nasıl bir edep istiyor onu ancak Resul-ı Ekrem’in (A.S.M) hayatıyla, yaşayışıyla, bizlere emrettiğiyle bilebiliriz.

     

    Evet Allah bizden edebi istiyor bunun içinde en mükemmel olan elçisini göndermiştir. Ve bizlere model tayin etmiştir. Ve edebi bizden istemesinin sebebi başka şuur sahibi olan mahlûkların nazarında çirkin ve kötü durmamak içindir. Çünkü insan Ahsen-i Takvim derecesinde yaratılmıştır. Her cemal ve kemal sahibi kendi cemal ve kemalini görmek ve göstermek istemesi sırrınca Allah şu mükemmel sanatını şuur sahiplerine sergilerken, sanatının kemal ve güzelliğini çirkin hallerden uzak tutmak istiyor.

   

     Mesela bir ressam, resimlerini sergilemek için, bir seyir yeri açıyor. Bu seyir yerinin bazı çirkin duran yerlerini ve hallerini, o pak, temiz ortamı  bozmamak için  tedbir alıp, düzenliyor. Ta ki resimlerinin güzelliğine ve kemaline bir zarar gelmesin. Aynen bunun gibi, Allah, insan gibi bir sanatını bütün şuur sahibi varlıkların seyrine ve nazarına izhar ediyor. İzhar ederken de, onların nazarında komik ve çirkin duruma düşmemeleri için, Resulünün sünneti ile edebi ve tesettürü emrediyor. Allah Resulünün (A.S.M) sünnetindeki edep ve tesettür emri ile bakışlara ve nazar etmelere   kusur ve çirkin gibi duran  vaziyetler giderilmiş oluyor. Yani sünneti seniyye, eksiklikleri tamamlayan edebin ta kendisi oluyor. Sünnet; edebi tanımlayan ve tamamlayan bir faktör olduğu için, edep ile sünnet adeta bir bütün gibi oluyor.

     

      Resul-i Ekrem’in (A.S.M)’ın edebinin, ahlakının ve sair davranışlarının ve fiillerinin,   Allah’ın فَاسْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ (Emrolunduğun gibi dosdoğru ol) emrini tamamıyla imtisal ettiği için istikamet üzere olduğunu belirten Üstat Hazretleri bütün kuvvelerden vasat yolunu seçtiğini belirtmiştir. Mesela; kuvveyi akliyenin ifrat ve tefriti olan gabavet ve cerbezeden aklanarak ve haddi vasatı olan hikmet noktasında hareket etmiş. Kuvveyi gadabiyenin ifratı ve tefriti olan korkaklık ve tehevvürden() münezzeh olarak, haddi vasatı olan kusursuz ve noksansız cesaret ile hareket etmiş. Ve kuvveyi şeheviyesin ifrat ve tefriti olan humud ve fücurdan arınmış olarak haddi vasatı ve medarı istikameti olan iffet dairesi çerçevesinde yaşamıştır. İşte bundan da anlaşılacağı gibi Peygamberimiz Hz Muhammed (A.S.M) hayatının her safhasında haddi vasat yolunda hareket ederek bizlere Sırat ‘el Müstakim olan hak yolunu sunmuştur.

 

SAADETİ DAREYNİN TEMEL TAŞI SÜNNETİ SENİYYEYE İTTİBA

   Önceki başlıklarımızda Hz. Muhammed (A.S.M)’ın o en efdal olan edebinin, ahlakının, davranışlarının, fiillerinin güzelliklerinden bahsettik şimdi de bunlara ittibanın bizlere sağladığı faydalarına, Risale- Nur dairesi çerçevesinde değinmeye çalışacağız. Öncelikle hem bu dünyada hem de ahirette bizleri mutluluğa eriştirecek olan muhabetullah ve sünnet ilişkisinin geçtiği ayetin yorumuyla başlamak ümidindeyiz.  Bu ayeti Üstad Hazretleri şu şekilde yorumluyor.

قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِى يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ âyetinde i'cazlı bir îcaz vardır. Çünki çok cümleler, bu üç cümlenin içinde dercedilmiştir. Şöyle ki: Şu âyet diyor ki: Allah'a (celle celalühü) imanınız varsa, elbette Allah'ı seveceksiniz. Madem Allah'ı seversiniz, Allah'ın sevdiği tarzı yapacaksınız. Ve o sevdiği tarz ise, Allah'ın sevdiği zâta benzemelisiniz. Ona benzemek ise, ona ittiba etmektir. Ne vakit ona ittiba etseniz, Allah da sizi sevecek. Zâten siz Allah'ı seversiniz, tâ ki Allah da sizi sevsin."

 

    Yani biz insanların Allah’a karşı hadsiz bir muhabbet üzerine yaratıldığını ve beşerin fıtratında cemale karşı muhabbet sonra kemale karşı perestiş etmek, ibadet etmek ya da ihsana karşı sevmenin olduğunu belirterek insanların bu cemal, kemal ve ihsanata karşı derecesinin muhabbeti ziyadeleştirdiğini belirtiyor.

 

    İşte bu cemal, kemal ve ihsanı bilebilmek ve derecesini kendimizde artırmak veya tanımak için bize bunları en iyi bilen ve kâinatın Halık-ını en iyi tanıtan zatın rehberliğine başvurulmalı oda Resul-i Ekrem (A.S.M) dir. Çünkü sonsuz mükemmellikteki cemale karşı en çok muhabbeti, mükemmel kemale karşı ibedeti, ve ihsana karşı sevmeyi en muhteşem bir şekilde gerçekleştiren ve Allah’ın rızasına en fazla mazhar olan Zat, Hz Muhammed (A.S.M)’dir. Yani Muhabbetullah Allah’ın hoşnut olacağı razı olunacağı işleri, halleri yapmakla ve şeriatını en iyi uygulamakla oluşur nitekim bunda en güzel örnek yine Resul-i Ekrem (A.S.M) dir.

 

    Resul-i Ekrem (A.S.M)’ın, ittiba sonucu muhabbetullahın gerçekleşeceği sünnetlerinin birçoğu farz ve vaciplerdir. Bu farz ve vaciplere bütün müminlerin ittiba etmesi zorunludur. Çünkü bunlar doğrudan Allah’ın emri olup bizden yapılması istenen ibadetlerdir. Mesela namaz, oruç, zekât ve benzeri ibadetler hem sünnet hem farz kısmındadır ve bunları yaptığımız zaman zaten hem farz hem de sünnet sevabı kazanmış oluyoruz. Çünkü bizlere farz olan Allah Resul’üne (A.S.M) de farzdır.

2-002.jpg

Resul-i Ekrem (A.S.M)’ın farzlar dışında yaptığı kulluk cihetindeki ibadetlere uymak ise müstehabtır. Bu ibadetlere uyanlara çok büyük sevaplar vardır. Terkinde ise azap veya günah yoktur. Çünkü bunlar insan tercihine verilmiştir. Fakat bunları değiştirmek ve yahut yerine başka ibadetler koymak büyük hatadır.

    Ayrıca sünnet-i seniyyeye yaklaşımlarımızda Üstadımızın şu altın prensipleri bizlere mürşit olmalı.

   Sünnete ittiba etmeyen, tenbellik eder ise, hasaret-i azîme; ehemmiyetsiz görür ise, cinayet-i azîme; tekzibini işmam eden tenkid ise, dalalet-i azîmedir. Lem'alar ( 59 )

   Ve yine Üstat hazretleri özelikle ahir zamanda sünnete uymanın ne kadar karlı bir kazanç olacağının belirten Hadis-i Şerifini yorumlamıştır. Bizde ondan aldığımız dersle bu hadisi şerife değinmek istiyoruz.   مَنْ تَمَسَّكَ بِسُنَّتِى عِنْدَ فَسَادِ اُمَّتِى فَلَهُ اَجْرُ مِاَةِ شَهِيد ٍ Yani: "Fesad-ı ümmetim zamanında kim benim sünnetime temessük etse, yüz şehidin ecrini, sevabını kazanabilir."

   Ahir zamanda yani günahların çok olduğu bu dönemde bizleri selamete ulaştıracak olan sünneti seniyyedir. Çünkü sünneti seniyyenin birçok hikmetleri vardır. Genel olarak Müslümanların buna uymaları ile huzuru İlahiyi temin edilir ve de ömür sermayesi ibadete dönüştürülür. Özellikle bu ahir zamanda insanların bir sürü meşgaleleri oluyor. Ve günahların etkisiyle de ibadetlerin aksamasına dolayısıyla da imanın zayıflamasına sebep oluyor. İşte bunun gibi sorunların tek çözümü biz insanların takva sahibi olması ve Allah rızası dairesinde hareket etmesidir. İşte bunu da bizlere kazandıracak olan Resul-i Ekrem (A.S.M) Sünneti seniyyesidir. Çünkü Resul-i Ekrem Adettulllah’ı ve Sünnettullahı en iyi bilen ve en iyi yaşayandır. Bundan dolayı sıradan görünen bir adatı ve geleneği Resul-i Ekrem (A.S.M)’ın sünnetine göre yaşarsak o adat ibadete çevriliyor mesela sağ tarafa yatmak, yemeği sağ elle yemek, suyu oturarak ve üç yudumda içmek… gibi. Çünkü doğrudan sünneti seniyyeye ittiba Allah’ın (C.C) en fazla razı olduğu Zat yani kulu ve elçisi Resul-i Ekrem (A.S.M) hatıra geliyor ve dolayısıyla Ona o güzellikleri verip bizlere rehber eden Cenab-ı Hak hatıra geliyor. Ve bu da bizim günahlardan kaçmamıza yani takva sahibi olmamıza vesile oluyor. Ve ömrümüzün her dakikasını ibadetlerle geçirmiş oluruz. Bu da bizim Allah rızasının kazanılmasına ve hakiki bir iman sahibi olmamıza vesile oluyor.

   Elbette o zâtın sünneti, harekâtı, iktida edilecek en güzel nümunelerdir ve takib edilecek en sağlam rehberlerdir ve düstur ittihaz edilecek en muhkem kanunlardır. Bahtiyar odur ki, bu ittiba-ı Sünnette hissesi ziyade ola.

 

  

 

 

 

  

  

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum