1. YAZARLAR

  2. Himmet UÇ

  3. Dini Türkçe anlatan Bediüzzaman
Himmet UÇ

Himmet UÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Dini Türkçe anlatan Bediüzzaman

A+A-

İsmet Özel’e Özel bir cevap-3

Müslümanların dini hayatında Türkçe’nin ne kadar yeri var? Dinin aslı Arapça metinlere dayanıyor. Kur’an-ı Azimüşşan ve Ehadis-i Şerife ve dini konularda yapılan yorum ve münakaşalar Arapça. Dini hayatımızda Türkçe pek itibar görmemiş. Kayınpederimin ölümü nedeniyle Erzurum’a gitmiştik. Gelenlerden Hafız Efendiler, bazı ayetleri ve sureleri okuyor, sonra Elhükmülillah deyip, Fatiha okuduktan sonra gidiyor. Bediüzzaman’ın ölüm ve benzeri olaylar hakkındaki metinleri geleneksel dini toplantıların mahiyetini değiştiriyor.  İnsanlar anladıkları kendilerinden olan düşünceler ile buluşuyorlar, bir şeyler anlıyorlar.

Bediüzzaman eserlerini yazarken Türkçe olarak kaleme alması neden? O da Arapça yazabilirdi. Ne değişirdi. Teorik mülahazalar yapmamış ama eserlerini Türkçe kaleme almakla insanların bir şeyler anlamasını sağlamış. Mucizat-ı Kur’an’iye isimli eseri bir şahaser. Acaba bu eserini kaleme alırken neler düşündü? Ben bu eseri müteaddid defalar okudum. Eserin yüzde kaçını anladığım söylenebilir, ayrı bir konu. Orada öyle bahisler var ki o bahisleri en muktedir ulemaların bile anlayacağını sanmıyorum.

“Derece-i icazda belagat-ı Kur’an’iyedir. O belagat ise, nazmın cezaletinden ve hüsn ü metanetinden ve üslubların bedaatinden, garip ve müstahsenliğinden ve beyanının beraatinden, faik ve safvetinden ve maanisinin kuvvet ve hakkaniyetinden ve lafzının fesahatinden, selasetinden tevellüd eden bir belagat-ı harikuladedir ki beni ademin en dahi ediplerini, en harika hatiplerini, en mütebahhir ülemasını muarazaya davet edip bin üç yüz senedir meydan okuyor. Onların damarlarına şiddetle dokunuyor. Muarazaya davet ettiği halde, kibir ve gururlarından başını semavata vuran o dâhiler o muaraza için ağız açamayıp kemal-i zilletle boyun eğdiler.“ (Sözler 368)

Belağatın tarifini yapmış Bediüzzaman:

1-Nazmın cezaletinden

2-Hüsnü metanetinden

3-Üslupların bedaatinden

4-Garip ve müstahsenliğinden

5-Beyanının beraatinden

6-Faik ve safvetinden 

7-Maanisinin kuvvet ve hakkaniyetinden

8-Lafzının fesahatinden

9-Selasetinden tevellüd eden bir belagat-ı harikuladedir.

Dokuz şubeli belagat tarifi tam bir şiir. Sen bunu günümüz dili ile ifade et, edebilirsen, helal olsun. Sen bu Everest tepesinin eteğinde ancak ona küçük taşlar atabilirsin. Sen değil Türkiye’den birtakım mütehassıs adamlar şu yukarıdaki dokuz şubenin biri konusunda düşünsünler. Bediüzzaman’ın izahına uzaktan yakın cümleler kursunlar hadi bakalım. Bazı insanların tavrı Kureyş’in Kuran’a muarızlarının tavrına benziyor. O gün öyleydi, bugün böyle. Öldüklerinde baktıkları ayna ile kalktıklarında bakacakları ayna ne olur bilemem.

Muallim Naci Efendi Merhum ve Diyanet işlerinin yayınladığı kavramlar lügatine baktım. Belagatın böyle bir tarif yok. Denizli’de hakim Feyzi Abiye sorar, “sen şu şehrin en büyük, alimisin şu doğulu yaşlı adamda ne buluyorsun?” Mübarek Fevzi Abi ”Sana ne diyeyim Efendim o dediğin adam o Bediüzzaman var ya onun bir sahife eseri bir çok eserin tamamına eşdeğer, bunu sana nasıl anlatabilirim ki?“

İstanbul’a geldiğinden bir han odasında bütün İstanbul uleması akın akın onu ziyaret ederler. Mahir İz anlatıyor: “Bediüzzaman İstanbul’a geldiği zaman çok genç idi. Milli kıyafetle dolaşırdı. Bahhas bir zat idi. Natuktu. Şarkın yetiştirdiği zekalardan cevelan eden bir zattı. Fevkalade bahhas idi. Ve ulemayı münazaraya davet etmişti. Kendisine güvenen bir zat idi. Hodri meydan diye bütün ulemaya meydan okumuştu.” (Şahiner, 89)

Temyiz Mahkemesi Reislerinden Ali Himmet Berki anlatıyor: “Ben o zaman hukuk fakültesinde talebe idim. Birden bire bir şayia çıktı. Şarktan garip kıyafetli Bediüzzaman isminde bir zat gelmiş, her suale  cevap veriyormuş. Merakla biz de gittik. Biz gittiğimizde sofistlerin felsefesini çürüten mantıki deliller ileri sürüyordu. Hakikaten Bediüzzaman ismine layıktı. Benim kanaatim şudur ki İslamiyetin felsefesi denen kelam ilminde ve bir de lügat ilminde onun bilgisine son yoktur.” (Şahiner 98)

Ayaklı Kütüphane, hayatında hiç dersini kaçırmamış bir zat, bir gün sırf Bediüzzaman’ı görmek için Şekerci Han’ına gider. Döndüğünde talebelerine “Böylesi görülmemiştir. Böyle bir zat görülmemiştir. Böyle gibisi henüz gelmemiştir. Bu zat bir nadire-i hilkattir“ der. (Şahiner 90)

Dehri Efendi isimli bir zat da hangi soruyu sorarsa Bediüzzaman cevap verir. Sonunda kendisine sorulur korkusu ile acele ile çıkmak ister. Bediüzzaman tam çıkarken “Kardeşim sen talebe misin, yoksa hoca mısın.“ O da ”Efendim ben talebeyim“ der hızla uzaklaşır. (Şahiner 91)

Mucizat-ı Kur’an’iye isimli eserinden, üslubundaki bedaat-ı harikayı anlatırken şöyle tarif eder: ”Evet Kur’an’ın üslubları hem gariptir,(1) hem bedidir, (2) hem aciptir, (3) hem muknidir. (4) Hiçbir şeyi hiçbir kimseyi taklid etmemiş. Hiç kimse de onu taklid edemiyor. (5) Nasıl gelmiş o üslublar taravetini, (6) gençliğini, (7) garabetini daima muhafaza etmiş ve ediyor.“ (Sözler 374)

Bedaat-i Harika yedi şubeli. Her biri başlı başına bir bahis. Bediüzzaman, “Kur’anımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa cenneti de istemem“ demiş. Bizim gibi cumhuriyetin okullarında kırık dökük din dersi bir iki sure okuyabilen insanları Kur’an’ın mana iklimine getiren şu adama müteşekkir olmamız gerekmez mi? Ya sen arkadaşım?

Üniversitede profesör olan çok arkadaşım var, doğru dürüst Kur’an okuyamıyor. Bir arkadaş elli yaşına gelmiş yine okuyamıyor. Israr ettim, “bak öğrenmelisin, sana bir mektup göndermiş Allah. Alemin sırlarını anlatan, senin ne olduğunu anlatan, neden onu anlamıyorsun.” Kendisi fizik profesörü, Ramazan‘da cehd etti okudu. Sonra birgün dedi ki  “Fizikte çözemediğim yıllardır katmerli problemleri çözer oldum.” “Kur’an’ın himmetidir” dedim. Midenin gıdası yemekse letaif-i insaniyeti gıdası da Kur’an’dır.

Ahmet Vefik Paşa Türkçülerin piridir. Sonra Süleyman Paşa, Ahmet Mithat, Muallim Naci özellikle Naci ve Mithat Efendi Kur’an’ın iklimine şöyle bir uğramışlar. O günden bugüne Türkçülük tarihinde hiç kimse Bediüzzaman kadar Türkçe ile dinini öğretememiştir insanımıza. Ülema sıra üstü kişilere Bediüzzaman ise farklı tahsil düzeylerini ve avama aynı derse oturtur, herkes iktidarınca alır. İstersen araştıralım.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum