1. YAZARLAR

  2. Abdulkadir MENEK

  3. Diktatörlük tartışmaları
Abdulkadir MENEK

Abdulkadir MENEK

Yazarın Tüm Yazıları >

Diktatörlük tartışmaları

A+A-

Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın TBMM Genel Kurulunda yaptığı konuşma ile gündeme gelen Mustafa Kemal ile ilgili diktatörlük tartışmaları, hızını biraz yavaşlatmış olsa da devam ediyor. Bu tartışmaların uzun süre devam edeceği şüphe götürmez.

Konu ile ilgili çok şeyler yazılıp çizilmiştir. Bazı görüş ve iddialar da ancak dolaylı olarak ifade edilmektedir. Çünkü Mustafa Kemal ile ilgili olarak bazı görüşleri ifade eden çok sayıda kitabın yasaklandığı ve çok sayıda gazeteci, araştırmacı ve yazarın hapislere atıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu nedenlerden dolayı da konu ile ilgili olarak yazıp çizmek de o kadar kolay değildir.

Anayasa Mahkemesi eski raportörü Doç. Dr. Osman Can’ın Timaş Yayınları arasında çıkan ‘’Darbe Yargısının Sonu’’ adlı kitabında ilginç bir anekdot nakledilir. Bu anekdotta ‘’Hitler’in, Atatürk’ün birinci talebesinin Mussolini, ikinci talebesinin de kendisi olduğunu ifade ettiği’’ nakledilmekte ve ayrıca ‘’Şef’’ kelimesinin Almanca karşılığının da ‘’Führer’’ olduğu ifade edilmektedir. (Sayfa, 33)

Aslında bu konuda yapılan tartışmaların sağlıklı bir zeminde yürütüldüğünü ifade etmek imkânsızdır. Çünkü dünyada ancak geri kalmış ülkeler ile diktatörlük ile idare edilen üçüncü sınıf ülkelerde benzerine rastlanan ‘’bir kişiyi koruma kanunu’’ yürürlükte oldukça, bu tartışmanın sağlıklı bir zeminde yapılması ve bütün yönleri ile gerçekleri ortaya çıkararak sona ermesi mümkün değildir.

Bilindiği üzere 5816 Sayılı ‘’Atatürk’ü Koruma Kanunu’’ Adnan Menderes’in Başbakan olduğu 31 Temmuz 1951 tarihinde Resmi Gazete’ de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. O günlerde Ticaniler tarafından heykel ve büstlere yapılan saldırılar üzerine CHP ve İsmet İnönü büyük bir yaygara koparmışlar ve Demokrat Parti hükümetini bu nazik günlerde ve demokrasiye geçiş döneminde ‘’Atatürk düşmanlığı’’ ile suçlayarak bazı güçleri tahrik etmeye çalışmışlardır.

Beş maddeden oluşan bu kanunun yürürlüğe girmesi ile birlikte, her şeyin konuşulması ile sonuçlanabilecek bir demokratik dönemin üzerine gölge düşmüş ve bu kanun bazı gerçekleri konuşmak ve yazmak isteyen araştırmacıların başı üzerinde ‘’Demokles’in kılıcı’’ gibi sallanmaya başlamıştır.

Böylece dine hizmet ettikleri inancıyla heykel ve büstlere saldıran muhakeme-i akliyeden nakıs bazı insanların, bu maksada ne kadar hizmet edebildikleri de bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Bu kanun çıkarıldıktan sonra bir kısım Nur Talebeleri Üstad Said Nursi’nin yanına gelerek Adnan Menderes ve hükümetini böyle bir kanun çıkardığı için tenkit etmişler, ancak Üstad Said Nursi, onların bu tenkitlerine katılmamış ve Menderes’in ‘’Masonlara rüşvet verdiğini’’ ifade etmiştir.

Aslında 5816 sayılı kanun ile çok kişinin hayatı karatılmış ve birçok yayının önüne geçilmiştir. Böyle bir kanunun demokrasiye ve çağdaş yönetim anlayışının ruhuna uygun olmadığı herkes tarafından bilinmektedir.

Ancak bunca demokratik gelişime ve dönüşüme rağmen, demokrasimizin sırtında bir kambur gibi duran böyle bir kanunun kaldırılması için bugüne kadar ciddi bir adım atılmış değildir. Bu kanunun kaldırılması halinde yapılacak tartışmalar hür bir ortamda ve korkusuzca yapılabilecek, Türkiye, demokrasisine hiç yakışmayan ve hiçbir gelişmiş demokraside emsaline rastlanmayan büyük bir ayıptan da kurtulmuş olacaktır.

Geçenlerde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun basına yansıyan bir demecine göre, 5816 sayılı kanunun kaldırılabileceğini ve CHP’nin buna itiraz etmeyeceğini sevinçle öğrendik. Fakat Kılıçdaroğlu’nun bu konuda ne kadar samimi olduğunu kestirmek kolay değildir. Siyasi hayatları boyunca her daim Mustafa Kemal’in arkasına sığınmış ve bu konuyu siyasi çalışmalarının en büyük argümanı olarak kullanan bir zihniyetin samimiyetini, ancak atacakları adımlar ile öğrenme imlanı bulacağız.

Aslında bu demeci bir taahhüt olarak kabul edip, bu istikamette bir adım atmalarını beklemek gerekir. Fakat bugüne kadar her ne sebepten olursa olsun böyle bir adım atılamadı. Bu adımın CHP’ye düştüğünü de burada söylemek gerekiyor. Çünkü iktidar partisinin böyle bir adım atması halinde koparılacak yaygarayı ve laik devletin canına okunduğu iddialarını şimdiden duyar gibi oluyorum.

Mademki CHP Genel Başkanı böyle bir görüşünü kamuoyu ile paylaştı, samimiyetini ortaya koymak ve Türkiye’yi de böyle bir kamburdan kurtarmak için, gerekli olan adımı atma cesaretini ve demokrasiye inancını göstermelidir.

Böyle bir adımın CHP tarafından atılması, bu parti ile ilgili büyük imaj değişikliği de yapacaktır. Geçmişin günahlarından bir nebze de olsun kurtulmak ve inşa edilecek geleceğin Türkiye’sinde söz sahibi olmak için bu adımı atma cesareti gösterecek bir Kılıçdaroğlu, gerçek bir lider olma yolunda da çok önemli bir eşiği geçmiş olacaktır.
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri CHP Genel Sekreteri Hilmi Uran’a bir mektup yazmıştı. Emirdağ Lahikası’nda yayınlanan bu mektubun bugünkü CHP yöneticileri tarafından dikkatle okunması ve dersler çıkarılması gerekmektedir.

‘’Eğer şimdi siz katib-i umumi olduğunuz hamiyetperver, milliyetperver adamlar, şimdiye kadar cereyan eden ve medeniyet hesabına mukaddesatı çiğneyen usulleri muhafazaya çalışıp, üç dört şahsın inkılâp namında yaptıkları icraatı esas tutarak mevcut haseneleri ve inkılâp iyiliklerini onlara verip ve mevcut dehşetli kusurları millete verilse, o vakit üç dört adamın seyyiesi üç dört milyon seyyie olup bu kahraman ve dindar milleti ve İslam ordusu olan Türk milletinin geçmiş asırlardaki milyarlar şerefli merhum ordularına ve milyonlarla şehidlerine ve milletine büyük bir muhalefet ve ervahına bir manevi azap ve şerefsizlik olmakla beraber; o üç dört inkılapçı adamın pek az hisseleri bulunan ve millet ve ordunun kuvvet ve himmetiyle vücut bulan haseneleri o üç dört adama verilse, o üç dört milyon iyilikler, üç dört haseneye inhisar edip küçülür, hiçe iner; daha dehşetli kusurlara kefaret olamaz.’’(Emirdağ Lahikası, sayfa;191)

O günlerdeki CHP yöneticileri bu ikazlara kulak asmadılar. Bugün Dersim’li bir siyasetçi olarak CHP’nin başında bulunan ve son kongrelerle yerini daha da sağlamlaştırdığı görüntüsü veren Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’yi statükonun etkisinden kurtarıp, demokratikleşmesinin yolunu açmak için ciddi adımlar atacak mıdır? Şimdiye kadar verdikleri görüntü ile buna evet cevabını vermek hiç de kolay değildir.
Fakat CHP’nin millete mal olması ve hayırlı bir hizmete imza atmasının yolu, Türkiye’nin gerçek anlamda demokratikleşmesi için, üzerine düşen görevi yerine getirmekle mümkün olacaktır. Bakalım Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP, geçmişin günahlarından bir nebze de olsun kurtulmak, yepyeni bir sayfa açarak samimi bir özeleştiri yapmak, geçmişi ile hesaplaşmak ve geçmişin kir ve tozlarını üzerinden atmak için silkinmek hakperestliğini gösterecek midir?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
10 Yorum