1. YAZARLAR

  2. Nurettin HUYUT

  3. Demokratlar mecburdurlar ki
Nurettin HUYUT

Nurettin HUYUT

Yazarın Tüm Yazıları >

Demokratlar mecburdurlar ki

A+A-

“Demokratlar mecburdurlar ki hem Nurcuları, hem ulemâyı, hem milleti memnun ve minnettar etmek”

80’lik Demirel 70’lik arkadaşları ile neden yeniden siyaset dedi? Niçin 28 Şubat sürecinde arkadaşlarına boğdurduğu partiyi, şimdi aynı ekiple diriltmeye çalışıyor?
Refahyol iktidarını kurdurduğu parti ile alaşağı eden ve ANAP ile CHP’ye iktidarı teslim eden kendisi değil miydi? Peki ne oldu da birden bu fikrinden vazgeçmiş görünerek yeniden demokratları diriltme çabasına girdi?
Bu soruların cevabını bulmak ve siyaseti doğru yorumlayabilmek için, Türkiye’nin demokratik sürecine bakmak gerekiyor. Diğer bir ifade ile on yılda bir engellenmek istenen demokrasi serüvenini iyi değerlendirmek gerekiyor. Ancak bu şekilde bu sorulara cevap vermek mümkün olur aksi takdirde her zaman bir şeyler eksik kalır.

Bediüzzaman hazretleri:
“Nurcular hangi tarafa meyletseler ulema dahi taraftar olur. Çünkü onlardan daha kuvvetli bir cereyan yok ki, ona girsinler.”
“Demokratlar mecburdurlar ki hem Nurcuları, hem ulemâyı, hem milleti memnun ve minnettar etmek..” (Emirdağ L. Sh. 272)

1950’den 60 ihtilaline kadar, bu ikaza uyulduğunu açık ve net bir şekilde görüyoruz.  Demokratlar gerçekten Üstadın saydığı kesimlerin desteğini alacak şekilde siyaset yaptılar ve hak ettikleri desteği de aldılar. Bizzat Üstadımız her vesile ile onları desteklediğini açıkladı ve dindarların da desteklemesi için çaba sarf etti.
İhtilalin etkisinin azaldığı 1965’ten 1980’e kadar bu açıdan bakıldığında demokratlarda farklı bir durum görülmüyor. Erbakan 73’de dindarların az bir kısmını demokratlardan koparmayı başardıysa da 77 seçimlerinde Nurcuların canla başla çalışmaları sonuç vermiş ve 1977’de tekrar istikrar sağlanmıştı. 1979 ara seçimlerinde bu durum tavan yapmıştı.

İki tespit:
1- Demokratlarla dindarların birlikte olduğu süreçlerde demokrasi gelişmiş, insan hakları anlamında iyileşmeler sağlanmış, geçmişe nispeten hayli mesafeler alınmıştır. Demokratların şemsiyesi altında Nurcular ve dindar kesim rahat bir şekilde hizmetlerine devam edebilmişlerdir.
2- Biz 1960 ve sonrasında yapılan ihtilallerin ve darbelerin tamamının  “dindar ve dine hürmetkâr demokrat” ittifaka yapıldığına inandık, geçen süre içinde aksini ispat edecek herhangi bir olguya da rastlamadık. Yani, tarih bizi bu noktada doğruladı. Bu iki tespitten sonra:

Konumuza dönersek, 1980’den önceki dönem için söylediklerimizi 1980 sonrası için de söylememiz mümkün görülmüyor. 1980’den sonra darbeciler 60 ihtilalinden ders almışlardı. Bir kısım siyasileri yasak kapsamına aldılar. Bu durum demokratların önünün kesilmesine neden oldu. Büyük ümitlerle kurulmuş olan Büyük Türkiye Partisinin de ilave olarak önü kesildi ve 80 ihtilaliyle ceza almamış olan demokratlar da bu vesile ile devre dışı bırakılmış oldu. Özetle demokratlar tamamen siyaset dışı bırakıldılar. Özal’a (Bir önceki seçimde MSP den aday olmuştu) kurdurulan devlet güdümlü bir parti demokrat diye lanse edildi. Nurcular hiç arzu etmese de alternatifsiz kalan tercihlerini bu yönde kullandı.

Sadece bir gurup, devlet müsaadeli bu üç partinin üçüne de mührü basmak suretiyle oylarını geçersiz kılarak bir şekilde bu durumu protesto etmişlerdi. Ama dindarlar ve ulama bir kısım Nurcular ile birlikte ANAP’ı desteklediler.
Bu durum on yıl gibi uzun bir süre devam etti. Yasaklar 87’de kaldırıldı ama yasaksız seçimler ancak 91’de yapılabildi. Demokratlar yasakların kısmen kalktığı 87’de % 19 oy almayı başardı. Nurcuların büyük kısmı geri dönmüştü. Ama Ulema ve diğer dindarlar bir kısım nurcularla birlikte ANAP’ta kalmaya devam etmişti. 1991’de seçime gidilirken halkoylarıyla yasaklar tamamen kaldırılmıştı. Bu durum siyasetin yeniden mecrasına girmeye başladığını gösteriyordu. Siyaset toparlanma sürecine girmişti.

Ancak fazla devam etmedi yapılan propagandalar, Zincirbozan’da yaşananlar ve derin devletin planları tekrar devreye girdi. Özal bir şekilde hakkın rahmetine kavuştu. Ondan boşalan Cumhurbaşkanlığı makamı büyük fırsat doğurmuştu. Derin devlet veya Ergenekoncular bu makamı altın tasta Demirel’e sundular. En güçlü rakibi böylece pasifize etmişlerdi. Demirel’in Demokratları yalnız bırakması mecrasına girmek üzere olan siyaseti yeniden içinden çıkılmaz bir noktaya getirdi. Yerine seçilmiş olan Tansu Çiller aynı beceriyi gösteremedi ve geri gelmiş nurcuların bir kısmını da bir şekilde kaçırarak ikinci parti durumuna düşürmeye neden oldu. Bu dönemi en iyi şekilde kullanan Erbakan oldu.
Erbakan, “değiştim” diyerek ve çevresine de “değişti” propagandaları yaptırarak demokratlardan boşalan koltuğa oturmaya aday olduğunu 1995 seçimlerinden %21 oy almak ve iktidara gelmek suretiyle göstermiş oldu.  Yani, Nurcuların bir kısmı ve ulema ile diğer dindarlar havanın dumanlı olması, akın kara görünmesi nedeniyle bu defa Refah Partisi demişti.

Tüm bunlara rağmen Refahyol tarzı bir formül ile bu sakatlık giderilmeye çalışıldıysa da tutmadı. Siyasal İslamın güç kazanmış olması ve bir parti çatısı altında demokratların da önüne geçerek iktidarı ele geçirmesi malum çevreleri fazlasıyla ürkütmüştü.  Her seferinde demokratlarla beraber dindarlara yapılan darbenin yönü değişmiş bu defa dindarlara yönelmişti. 28 Şubat darbesi direk Müslümanlara yapılmıştı.
Derin mahfiller kendi dünyalarında işi kotarmış ve Demirel’i Cumhurbaşkanı yapmak suretiyle demokratları kendi saflarına çekmeyi başarmışlardı.
Üstadın Celal Bayar’a tebrik mektubu yazdığında kendisine sorulan bir suale verdiği cevap bu vesile ile gerçekleşmişti. Ne demişti Bediüzzaman Hazretleri: (mealen söylüyorum) Ben bu tebriği yazmasaydım İnönü, Celal Bayar’a “Said Nursi ne senden yanadır ne benden yana öyle ise gel birlikte ezelim” dediğinde, Celal Bayar “hayır Said Nursi bizimle dosttur” der ve onun davetine icabet etmez.” Tespiti gerçek olmuştu.

O gün İsmet İnönü’nün başaramadığını 28 Şubatçılar başarmıştı.  Demokratları bir şekilde Nurcuların ve dindarların aleyhine geçirerek geçmişte başaramadığı birçok yasağı demokratların desteği ile gerçekleştirmişti. Bu başarı onu azgınlaştırmış ve dindarların otuz senelik mahsulünü ateşe vererek hizmetlerin elli sene geri gitmesine neden olmuştur. Elde edilen tüm kazanımlar bir çırpıda yok edilmiştir.
Bediüzzaman Hazretlerinin bu meseleye ışık tutacak şöyle bir ifadesi var. Diyor ki, “Hem umumun mâl-ı mukaddesi olan dini, inhisar zihniyetiyle kendi meslektaşlarına daha ziyade has göstermekle, kavî bir ekseriyette dine aleyhtarlık meyli uyandırmakla nazardan düşürmek ise, muharriki tarafgirliktir.” (Sünuhat Sh. 66)

Yapılan bu post modern darbeden sonra din aleyhtarlığı hayli yükselmiş ve demokratların da dindarları bırakarak karşı safta yer almaları sağlamıştı. Artık iki cephe vardı. Biri “değiştim” diyen ve büyük oranda da başarı elde eden Siyasal İslamcılar, diğer tarafta her türlü solu ve din aleyhtarlarını bünyesinde barındıran Ergenekoncular.
Nurcular bu durumda oynanan oyunun farkına varamadan kendilerini Siyasal İslamcıların yanında buldular. Onlar destek verince diğer ulema ve dindarlar da destek verdi, saflar belirginleşti ve siyaset de dönüşü olmayan bir çıkmaza girdi.
Nurculardan bir gurup bütün bu şaşırtmalara rağmen yerinde durmayı başarmışsa da geçen süreçte o da fazlasıyla yara almış ve inandırıcılığını kaybetmiş olduğundan tesir edemedi. Zira bölünmenin yaşandığı dönemlerde etkili kişiler kendilerinden koparılmış, seslerini duyuramaz durumuna düşürülmüşlerdi.
Demokratların bir kısmının Demirel’in önderliğinde cepheleşmede karşı tarafta yer alması ve söylemleri ile destek vermesi hatta geride kalan demokratları boğmaya çalışması sonucu bu gurubun yaptığı canhıraş çağrıların önünü kesti ve istenen netice alınamadı.

Özetlersek; Nurcuların bu oyuna gelmelerindeki en önemli neden şudur.
Seksenden sonra demokratların önünün kesilmesi ve demokrat olmayanların sahneye konulması önemli bir nedendir. Yasaklı dönemde ve sonrasında demokratların bir şekilde korkutulması veya onların da şaşırtılarak dindarlara sahip çıkmalarının engellenmesi de ikinci neden olarak aklımıza gelmektedir.
Bugüne gelirsek, bütün bunlar siyaseti içinden çıkılmaz bir noktaya getirmiştir. Ama, süreç devam etmektedir. Cepheleşme 27 Nisan e-muhtırası ve 367 problemi ile zirve yapmıştır. Şaşırma had safhaya varmıştır. Saflar belirginleşmiş, kılıçlar çekilmiş Ergenekon olayıyla iş intikam alma noktasına kadar gelmiştir.
Nurcular ile demokratlar biribirinden bütünüyle ayrılmıştır.

Böyle bir aşamada Demirel ve ekibinin DP’nin başına geçmesi bu çatışmanın farklı bir boyutunu oluşturmaktadır. DP Süleyman Soylu ile nurcuların gönlüne su serpmiş, siyasetin normal zeminine oturmasını sağlayan çıkışı yapmıştı. O nedenle yerel seçimlerde nurcuların bir kısmı gönül ferahlığı içinde gidip bu partiye oylarını vermişti. Zaten o partiyi diri tutan da bu oylardı.
Bu durum Ergenekoncuların dikkatini çekmiş olacak. Siyasal İslamcıları devre dışı bırakmanın yollarını ararken yeniden demokratların ve nurcuların bir araya gelmesi endişelendirmiştir. O nedenle buna engel olmak için adeta çırpınırcasına ortaya atılmışlar ve bu durumu bozmak için böyle bir süreci başlatmışlardır. Niyetlerinin halis olduğuna inanmak zor görünüyor. Bu konuda yanılmayı umuyorum. Çünkü, demokratlara ve nurcuların birliğine bu milletin fazlasıyla ihtiyacı var.

Demirel ve arkadaşları Cindoruk’u öne sürerek başlattıkları bu süreçte ve söylediklerinde samimi iseler ve siyasetin hakiki mecrasına oturmasını sağlamak istiyorlarsa Bediüzzaman Hazretlerinin uyarısını dikkate almaları gerekir.
Ne diyordu Bediüzzaman hazretleri:
“Nurcular hangi tarafa meyletseler ulema dahi taraftar olur. Çünkü onlardan daha kuvvetli bir cereyan yok ki, ona girsinler.”
“Demokratlar mecburdurlar ki hem Nurcuları, hem ulemâyı, hem milleti memnun ve minnettar etmek..” (Emirdağ L. Sh. 272)
Yakalamış oldukları bu fırsatı kaçırmamak adına onlardan bekliyoruz.
Bunu yapmazlarsa hem tarih nezdinde hem de İndallah da mesuldürler.
Ayrıca, bilmeliler ki, biri çıkar bunu yapar.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum