Değişelim dememiş miydiniz?

Boğaziçi Üniversitesi ile Açık Toplum Enstitüsü’nce ortaklaşa hazırlanan “Türkiye'de farklı olmak, Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler” başlıklı rapor yeni bir tartışma başlattı. Belki bu tartışmaya ‘yeni’ de denemez. Çünkü tartışılan konular zaman zaman alevlenen ‘bildik’ mevzular...

13 şehirde yapılan araştırmada ortaya çıkan neticeye göre kadınlar mahallede gördükleri tepkiler nedeniyle etek giyemezken, erkekler saçlarını uzatmaktan, top sakal bırakmaktan, küpe takmaktan korkuyorlarmış. Konuyu manşete taşıyan bir gazete, “İşte değişen Türkiye” demiş. (Cumhuriyet, 20 Aralık 2008)

Araştırma sonucu ortaya çıkan bilgiler, kimi basın organlarınca bu şekilde sunularak; “Bakın, Türkiye’yi ne hale getirdiniz” denilmek istenmiş. Onlara göre bütün bu gelişmelerin sebebi, Türkiye’nin her geçen gün “daha fazla dindar” olması. Türkiye’de yaşayanların her geçen gün daha şuurlu ‘dindar’ olması onlara göre korkulacak bir şey. Doğru olduğuna inandığımız bu gelişmenin, bizce hiçbir mahzuru yok. Çünkü Türkiye’de yaşayanların “daha şuurlu ve dindar” olmasından kimseye zarar gelmez. Sadece “kötü”lüklerden beslenenler zarar görebilir ki bu da millete ayrı bir “fayda”dır.

Şunu ifade etmek gerekir ki, “değişim ve gelişim” hayatın bir parçası, belki de neticesidir. Değişmenin ve gelişmenin önüne geçmek, ilmen de mümkün değildir. Hem, yıllardan beri “değişelim, değişelim” diyenler kimdi? Ha, “değişelim” denince “bizim arzumuz istikametinde ‘yanlış’a doğru değişin!” demek mi istemiştiniz? “Değişelim” dediniz ve millet de değişti! O halde bu değişimden niçin ürküyorsunuz?

Araştırmayı doğrulamak için verilen örnekler belki yaşanmıştır. Ama burada suçu ve kabahati ‘din’e ‘dindar’lara atmaya ne gerek var? Hem şikâyetçi olduğunuz böyle konular varsa ve yaşanıyorsa, bu hadiselere karşı ‘çare’niz nedir? Millete kızarak, küserek ve hakaret etmek mi çaredir? Neymiş, meselâ; bir ilimizde ev kiralamak isteyen bir öğrenciye, “Başın açık ise sana ev vermeyiz” ya da “Evine gelen-gidenden haberimiz olmalı” denilmiş. Peki, bu hadisenin varlığını kabul edelim. Ama tam aksi hadiseler de yaşanmıyor mu? Bazı illerimizde de “Ben başı örtülü öğrenciye, çocuklu aileye kiralık ev vermem” diyen yok mu? Hatta ve hatta, bir önceki cumhurbaşkanının Ankara’daki evini kiraya vermek için “başı açık kiracı” aradığını bilmiyor muyuz?

Doğru ya da yanlış bunlar da Türkiye’nin bir gerçeği. Düzeltilmek isteniyorsa insanları ‘ikna’ edilmesi lâzım. Aynı şekilde araştırmada, saçı uzun erkeklere “kız mısın, erkek misin?” sorusu sorulmak suretiyle “baskı” yapıldığı ifade edilmiş. İyi de bunu söyleyenler illa ki ‘inancı’ gereği söylemez ki! Kendisi namazsız ve niyazsız olduğu halde, erkeklerin uzun saç bırakmasını ya da küpe takmasını doğru bulmayan, uygun şekilde ‘tepki’ gösterenler yok mu?

Netice olarak bütün bu tesbitlerden yola çıkılarak, “Aman, Türkiye’ye irtica geliyor” havası yayılmak isteniyorsa boşuna... Çünkü bu tepkileri ortaya koyanlar her toplumda vardır ve olabilir. Medya bu havayı yaymak suretiyle yangına körükle gitmesin. Bu arada, asıl baskı altında olanları unuttuğumuz sanılmasın. O konuları da gündeme taşımaya çalışacağız...

Yeni Asya

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.