1. YAZARLAR

  2. Cezmi HUYUT

  3. Darvin ve Darvincilerin körlüğü-4
Cezmi HUYUT

Cezmi HUYUT

Yazarın Tüm Yazıları >

Darvin ve Darvincilerin körlüğü-4

A+A-

Bir şeyin vücuda gelmesi için o şeyin diğer eşyadan ayrı tüm hususiyetleriyle bilinmesi gerekir. Yani İlim sahibi birisi yapacağı ve vücut vereceği şeyi diğer hadsiz eşyalardan ayıran tüm özellikleriyle ve yönleriyle ve neticeleriyle bilmesi gerekir.
Sonra mahiyetini bildiği binler şey içinde birisini tercih ederek, iradesini kullanarak o şeyi yapmak hususunda ona yönelmesi ve o şeyi yapmayı istemesi lazım.
Sonra mahiyetini bildiği ve yapmayı irade edip yapmaya karar verdiği o şeyi yapmaya güç ve kudretinin ve imkânının yeterli olması lazım.

Zira bilmek yalnız başına bir şey ifade etmez. Her şeyi bütün şuunatıyla, yönleriyle bilmenin yanında yapılacak olanı tercih edecek irade de lazım. Yani o şeyi yapmağa istek lazım... Yani hadsiz bildiği şeyler içinden birini seçip yapmayı irade etmesi, istemesi ve onu yapmayı tercih etmesi gerekiyor.

Sonra vücuda getirilen şeye beka yani devamlılık vermek için “Basar, Sem’, Kelam” sıfatları lazım. Yani yaptığı şeyi yerli yerinde yapmak üzere onu ve ihtiyaçlarını görmesi, noksanını eksiğini istediği zaman işitsin, aralarında vasıta bulunduğu takdirde o vasıta ile konuşsun.
İşte baştan bir şeyin vücud sahasına getirilmesi için saydığımız,”İlim, İrade, Kudret, Basar, Sem’ ve Kelam sıfatı ve bütün bu sıfatların bulunması lazım gelen HAYAT sıfatının olması zarureti.
Zira bu altı sıfatın menşei camit ve cemet ve ölü olamaz, bunların lemaen ettiği kaynadığı yer HAYAT’tır.

Demek âlemin bir nüvesi ve kâinatın bir misali musağğarı olan en küçük bir zihayat bu yedi sıfat-ı Subutiye sahibi olan bir Zat’ı Zülcelaldir ki O bütün semavi kitapların ve 124 bin peygamberin (AS) haber verdiği Halık-ı Zülcelâl ALLAH’tır.
Âlem-i anasırda dağınık menbalarda bulunan hücre ve zihayata menşe olacak zerreler muntazam bir düstur ile hususi bir nizam ile toplanır bir araya getirilir. Garip ve acip tavırlardan geçirilir. Bulunduğu yerin nizam ve kanunlarına göre terbiye ve hareket ettirilir ve vazife yapacağı yere hatasız ulaştırılır.

Şuursuz akılsız ve hedefsiz o zerreye bu muntazam ve hedefli hareketinden anlaşılıyorki o zerre bir memurdur. Mizansız ve muvazenesiz ve düstursuz hareket etmemesi gösteriyor ki o zerre hep bir kast, bir irade ve bir hikmet doğrultusunda hareket ederek vazifelendirildiği yere giderek görevini kusursuz yapıyor.
İşte gerek ilmi ve gerekse akli ve mantıki bir bakış açısıyla dikkat edilirse anlaşılır ki varlık yani hayat bulma vücuda gelme ve zerrelerin bu muntazam sevk ve idareleri körü körüne tesadüf eseri değildir.
“Çünkü o zerre hangi mertebeye girerse, o mertebenin nizamına tabi olur. Ve hangi bir tavra intikal etmiş ise, onun muayyen kanuniyle amel etmiştir. Ve hangi bir tabakaya misafir gitmiş ise, muntazam bir hareket ile sevk edilmiştir” (İşarat-ül İ’caz sh.62)

Güneşlerin dönmesinden ve yıldızların seyr-ü seyahatlerinden tut, ta zerrelerin hareketlerine ve faaliyetlerine kadar her an gözümüz önünde kâinatta bütün cereyan eden hareketler ilim, irade kudretle bir emir altında cereyan ettiği biraz dikkatle bakılırsa anlaşılacaktır.
Fakat Darvinciler ve maddeci nazar nedense enfüsi ve afakî dediğimiz, gerek vücudumuzda ve gerekse her an etrafımızdaki hadsiz harika ve mucizevî olay ve faaliyetleri görmeyerek adeta bakar körler gibi davranıp, tarihin karanlıklarına fikren insanları götürüp farazi ve hayali tahminlerle var oluşu, hayatı izah etmeye illa uğraşmaktalar.

Hâlbuki Halıkını arayan insanın yaratanını bulmada ve vücut ve var oluşun sırrına ve var olmanın mahiyet ve keyfiyetine etrafına bakarak ulaşabilir ve bilebilir.
İster biraz aklı olsun veyahut aklı ermeyen birisi fenni bir nazarla teemmülü neticesinde görecektir;
Her şey her şeyiyle ve bütün şuunatıyla yeniden yeniye yaratılıyor.
Şu anda her zerre her bir mevcut her bir canlı bir asker gibi, nasıl asker orduda değişik dairelerde o askerin ayrı ayrı vazifeleri, diğer askerlere göre bir vazifesi ve nisbeti ve görevi var olduğu gibi; her bir zerre ve her bir hayat sahibi dahi öyledir.
Mesela şu anda gözümüzde çalışan bir zerrenin, gözün hücresinde ve gözde, gözün vücutla münasebetinde ve atar toplardamarlarda vücudun sair aza ve asaplarına karşı birer vazifesi ve o nisbetlere göre birer faydası vardır.

Bütün zerratı bu zerreye kıyaslamak mümkündür ki hangi canlının vücudundaki hangi zerre olursa olsun o zerrenin o zihayatın hücresine, aza ve asaplarına ve vücudunun nizmatına yararı ve faydasına bir faaliyeti vardır.
Buna göre; her bir zerre eğer memur olmaz ve bütün zihayatı bütün hususiyat ve çalışma tarzıyla bilen bir zatın emriyle hareket ediyor olmazsa: o zerrenin her şeyi bilir bir ilmi ve her şeyi görür bir gözü her şeye geçer bir sözü ve her şeyi yapmaya muktedir bir kudreti ve bütün zerrelere hükmü geçer bir hâkimiyeti olması lazımdır.
Yani zerre camit ve cansız olması ve mutlak acziyle yani kabiliyetsizliğiyle birlikte güç ve kuvvetinin hadsiz derece üstünde bir iktidarı varmış gibi olağanüstü işlere hizmet etmesi ve de nizamatı ve çalışma sistemleri farklı ve değişik olan bütün camlıların bütün özelliklerini biliyor gibi hareket etmesi hakikatı.

Çünkü zerre zihayatın teşekkülat proğramlarını ve çalışma sistemlerini bilemez.
Biz insanlar gelişen teknolojiye rağmen zihayatın hücrelerinde yazılan teşekkülat nizamnamesi olan DNA ve RNA daki yazıları henüz tam okuyamıyoruz.
Binlerce senedir canlıların teşekkülat hususiyetlerinin yazıldığı programları zerreler neyle, hangi gözle okuyor, nasıl okuyor, ne olduğunu nasıl anlıyor.
Daha da önemlisi programı uygulamaya nasıl karar veriyor buna göre bütün zerrelerle ortak hareket ederek o canlının inşasına meydana gelmesine veya hayatının devamına yanlışsız nasıl adım atıyor.
Hiç bir kâfir zerrede, tüm canlı programlarını okuyacak ve ona göre hareket edecek bir göz ve bilgi ve karar merkezi ile bunları uygulama alanına koyacak güç olduğunu iddia edemez.

Bunu iddia etmek, plandan programdan, projeden, mühendislik ve mimarlık ilminden hiç haberi olmayan elsiz, gözsüz akılsız ve şuursuz tımarhanedeki delilerin kendiliklerinden kâğıt üzerindeki imar planlarına göre her yönüyle mükemmel ve muntazam bir modern şehir kurmalarına inşa etmelerine benzer ki hiçbir akıl sahibi bunu iddia edemez.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum