1. YAZARLAR

  2. Mehmet EVREN

  3. Darül Erkam’dan Barla’ya
Mehmet EVREN

Mehmet EVREN

Yazarın Tüm Yazıları >

Darül Erkam’dan Barla’ya

A+A-

Barla! Bir İman ve Kur’an aksiyonu olan Risale-i Nur hizmetinin başlatıldığı mübarek bir mekândır. Barla! Saadet Asrında Kur’an ve İman hizmetinin yayılmasında benzer olayların yaşandığı ve sahne olduğu bir yerdir. Barla, Mekke dönemindeki Müslümanlara yapılan baskı ve zulmü çağrıştıran ve sembolize eden önemli bir misyonu haiz stratejik bir yerdir..  

Barla esprisini anlamak için hayalen Kur’anın ilk nazil olduğu zamana giderek orayı görmek ve yaşamak gerekir. İslam’ın hangi şartlar altında yayıldığını ve Müslümanların maruz kaldıkları baskı ve zulümler karşısında Mekke’deki Erkam bin Ebi’l Erkam’ın evinde yaşananları hatırlamak gerekir. Erkam bin Ebi’l Erkam, iman ettiğinde henüz 18 yaşlarında bir gençti. İman edince İslam’ın daha emin bir ortamda tebliğ edilmesi için evinin kapısını Allah’ın Resulüne açarak bağışta bulundu. Peygamber Efendimiz (asm), evini iman ve Kur’an hizmetine açmak isteyen bu gencin teklifini kabul etti, vakit kaybetmeden hemen gerekli hazırlıkları yaparak tebliğe başladı. “Darü’l İslam” yani İslam’ın davet edildiği ve anlatıldığı yer olarak isimlendirildi bu ev… Peygamberliğin 6. yılına kadar İslam’ın yayılması için, gerekli eğitim, plan ve programların temeli burada atıldı. Bir okul ve medrese görevini yaptı. Böylece İslam’ın yayılmasına münbit bir zemin oldu. Diğer bir ifadeyle İslam’ın bir merkezi ve üssü görevini yaptı.

Barla’nın ve Bediüzzamanın bu olayla yani “Darül Erkamla” olan ilintisi nedir ve buraya neden sürgün edildi? Sorusuna gelince:

Bediüzzan Hazretlerini İnsanlarla olan bağlarını tamamen koparmak, “Kalabalık şehirlerden uzaklaştırıp, böyle ücra bir köye atılarak ruhunda mevcud hamiyet-i İslâmiyenin feveran etmesine mani' olmak, onu konuşturmamak, söyletmemek, İslâmî imanî eserler yazdırmamak, âtıl bir vaziyete düşürüp imansızlıkla mücahededen ve Kur'ana hizmetten men'etmek idi. ” Bediüzzaman ise, kurulan bu planların aksine “bir an bile boş durmayarak, ‘kuş uçmaz kervan geçmez’ Barla gibi tenha bir yerde Kur'an ve iman hakikatlarını ders veren Risale-i Nur eserlerini ‘sırren tenevveret’ düsturuyla te'lif ederek neşrine” muvaffak oldu. Bu muvaffakıyet ve muzafferiyet, akılları hayrette bırakan muazzam bir galibiyet idi. Çünkü “o öyle bir dönemdi ki, din adamlarının yok edilip susturulduğu ve bir tek dini eserin yazdırılmadığı, hatta olanların imha edilip yakıldığı” bir dönemdi. Fakat uyuşmuş kalb ve akılları ihtizaza getiren Bediüzzaman'ı ve telif ettiği İslâmî ve imanî hakikatlere mani' olamamışlardı. ” Böylece 8, 5 yıl gibi bir zamanda Risale-i Nurların yazıldığı, yayıldığı ve bütün âleme duyurulmaya çalışıldığı bir merkez haline geldi.

Sanki “Kader, Anadolu’da, muhteşem bir yıkılıştan sonra Nuh Tufanında olduğu gibi insanlığın ikinci varoluş ve uyanış destanının yazılmasına karar vermişti. Bu destanın nüveleri selâm ve barış mânalarına gelen Isparta’nın Barla Kasabasında ekiliyordu. ”

 “Barla, ehl-i imanın manevî imdadına gönderilen Risale-i Nur Külliyatı'nın te'lif edilmeye başlandığı ilk merkezdir. Barla, Millet-i İslâmiyenin, hususan Anadolu halkının başına gelen dehşetli bir dalalet ve dinsizlik cereyanına karşı, Kur'andan gelen bir hidayet nurunun, bir saadet güneşinin tulû' ettiği beldedir. Barla, rahmet-i İlahiyenin ve ihsan-ı Rabbanînin ve lütf-u Yezdanînin bu mübarek Anadolu hakkında, bu kahraman İslâm Milletinin evlâdları ve Âlem-i İslâm hakkında, hayat ve mematlarının, ebedî saadetlerinin medarı olan eserlerin lemaan ettiği bahtiyar yerdir. ”

Onun için Barla’nın Risale-i Nur hizmetinde ayrı bir yeri vardır. Barla, Bediüzzaman’ı misafir etmekle değer kazanmış ve bir cazibe merkezi haline gelmiş, Türkiye’nin ve dünyanın bir çok ülkelerine ismini duyurmuş. Bu nedenle Barla dendiğinde ilk etapta Bediüzzaman ve Risale-i Nur akla gelmektedir. Çünkü Barla; Bediüzzaman ve Risale-i Nurla bütünleşen bir sembolü oömuştur.

Barla; Kur’an’ı Kerimin bu asra bakan ayetlerinden süzülen Nurların, katreler halinde Kevser-i Kur’anî ismine lâyık büyük bir havuzda biriktiği, “elmas kalemler ve kevser mürekkeplerle yazılıp, satırlara döküldüğü, oradan da sadırlara, sinelere, gönüllere ve ruhlara Hızır Çeşmesinin mâ-i zülâli gibi gıda, aşk ve şevk bahşedildiği” bereketli bir yerdir. Buradan nebaan eden âb-ı hayattan içenlere, adeta Saadet Asrını yaşatan nurani ve ulvi bir hava teneffüs ettiriyodu.

Çünkü “Kalb-i umûmî ve vicdan-ı umumî” yaralanmıştı... Bu asrın her şeyi maddede arayan bir hastalığı olan materyalist anlayışı ile hesaplaşacak, iman esaslarını akla, mantığa, kalbe kabul ettirecek müeyyidelere ihtiyaç vardı. “Dağlar büyüklüğünde taşlardan inşa edilmiş, İslamiyeti içine alan muazzam bir kaleye ihtiyaç vardı…” Ta ki, burada imanlar korunsun, yaralara merhem sürülsün, kalbî hayat açısından büyük inkişaflar sağlansın. Âdeta Zülkarneyn Aleyhisselamın seddi gibi inkâr-ı Ulûhiyete karşı bir set inşâ edilsin. İşte Bediüzzaman Hazretlerinin Barla’da başlattığı İman ve Kur’an hareketindeki temel espri bunları ifade ediyordu.

Bediüzzaman Hazretleri Barla’ya, 1926 Baharında Eğirdir’den jandarma nezâretinde bir kayıkla sürgün ediliyordu. Darül Erkam’ın evini hatırlatan Muhacir Hâfız Ahmed’in evine misafir oluyordu. Bu ev, asrın müceddidi olan Bediüzzaman ile şerefyab oluyordu.          Daha sonra Ebu Eyyübel Ensari hazretlerinin evini peygamberimize (asm) tamamen bıraktığı gibi, Muhâcir Hafız Ahmed de, evini Bediüzzaman Hazretlerine bırakacaktı... Artık bundan sonra bu ev, İman ve Kur’an hizmeti olan Risale-i Nurlar’ın yazılmasına ev sahipliği yapacaktı.

Evet, Barla ve Isparta civarındaki bahadır, fedâkâr, cefâkâr ve kahramanlar heyeti, çağımızı ve gelecek çağları cihan çapında aydınlatacak eserleri büyük bir aşk ve şevkle yazıyor, çoğaltıyor ve her tarafa neşrediyorlardı. Herkesin sus pus olduğu ve ümitsizliğe düştüğü böyle sıkıntılı anlarda bile zerre kadar hiç bir tereddüt eseri göstermeden “Merak etmeyin kardeşlerim! Bu Nurlar parlayacaklar!” diyordu.

Artık Ona Erkam Bin Ebil Erkam gibi evini açan Muhâcir Hafız Ahmedler ve Ebubekir-i Sıddık’ın sıddıkıyeti gibi sadakat gösteren Sıddık Süleymanlar gibi arkadaşları ve talebeleri vardı.

Bediüzzaman Hazretleri Barlada iken Onu ziyaret edip talebe olanların sayısı her geçen gün çoğalıyordu. Bunlardan en önde gelenlerden Eğirdir’de subay olan Hulûsi Beydir. Üstad onu yeğeni Abdurrahman yerine birinci talebe olarak kabul etmişti. Sorduğu sorularla Mektubatın yazılmasına bir nevi vesile olmuş ve pek çok mektupları da Barla Lâhikasına girmiş ve ömrünün sonuna kadar bu birinciliği devam ettirmiştir.

Yüzbaşı Re’fet Bey ise, Bediüzzaman Hazretlerinin Barla’da olduğunu öğrenince Bekir Ağa ile beraber Barla’ya giderek ziyaret eder. Ondan sonra Risaleleri okuyup yazmaya başlar. O da sorduğu pek çok sorularla Lem’alar Risalesinin yazılmasına bir nevi vesile olmuş, onun da pek çok mektupları Barla Lâhikasına girmiştir. İlk talebelerinin bir çoğu burada yetişmiştir. Bunlardan Hafız Ali, Santral Sabri, Şamlı Hafız Tevfik, Ahmed Hüsrev, Bekir Ağa, Hakkı Tığlı Efendi, Binbaşı Asım, Ahmed Galip, Seyyid Şefik, Hafız Zühtü, Zekai, Rüştü, Lütfi gibi ve daha bir çok talebeleri…

Sonuç olarak:

Peygamber Efendimiz (asm) sayı itibarıyla az olan sahabeleriyle müşriklerin baskısı ve zulmü karşısında Erkam Bin Ebil Erkam’ın evinde 6 yıl sürgün gibi bir hayatı yaşamıştı. Fakat toprağa atılmış çekirdekler misali filizlenerek dünyaya dal budak salan bir ağaç olup insanlık âlemine yıldız misal sahabe meyvelerini sunmuştu.

O Risalet ağacından tevarüs eden tohumlardan Bediüzzaman da Barla’ya sürgün ediliyor. Muhacir Hafız Ahmed de ona evini açarak hoş amedi ediyor. 8, 5 senelik bir zaman zarfındaki sürgün hayatında, Barla bostanında ektiği iman tohumları nur meyvelerini vermiş, Türkiye’nin ve dünyanın bir çok ülkelerine yayılmış.

Bediüzzamanın, tâ o günlerde bu güzellikleri manen hissettiği ve gördüğü için bu günkü nesle yani bizlere şöyle sesleniyor:” Ey üç yüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve sâkitane Nur'un sözünü dinleyen ve bir nazar-ı hafî-i gaybî ile bizi temaşa eden Said'ler, Hamza'lar, Ömer'ler, Osman'lar, Tahir'ler, Yusuf'lar, Ahmed'ler vesaireler!..  

Sizlere hitab ediyorum. Başlarınızı kaldırınız, "Sadakte" deyiniz. Ve böyle demek sizlere borç olsun. Şu muasırlarım, varsın beni dinlemesinler. Tarih denilen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrafla sizin ile konuşuyorum.

Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz.
Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır.

Biz hizmetimizin ücreti olarak sizden şunu bekliyoruz ki: Mazi kıt'asına geçmek için geldiğiniz vakit, mezarımıza uğrayınız; o bahar hediyelerinden birkaç tanesini medresemin (Haşiye) mezar taşı denilen ve kemiklerimizi misafir eden ve Horhor toprağının kapıcısı olan kal'anın başına takınız. Kapıcıya tenbih edeceğiz; bizi çağırınız. Mezarımızdan هَنِيئًا لَكُمْ (afiyet olsun) sadâsını işiteceksiniz.

Şu zamanın memesinden bizimle süt emen ve gözleri arkada maziye bakan ve tasavvuratları kendileri gibi hakikatsız ve ayrılmış olan bu çocuklar, varsınlar şu kitabın hakaikını hayal tevehhüm etsinler.

Zira ben biliyorum ki; şu kitabın mesaili hakikat olarak sizde tahakkuk edecektir.
Ey muhatablarım! Ben çok bağırıyorum. Zira asr-ı sâlis-i aşrın (yani onüçüncü asrın) minaresinin başında durmuşum, sureten medenî ve dinde lâkayd ve fikren mazinin en derin derelerinde olanları câmiye davet ediyorum.

İşte ey iki hayatın ruhu hükmünde olan İslâmiyet'i bırakan iki ayaklı mezar-ı müteharrik bedbahtlar! Gelen neslin kapısında durmayınız. Mezar sizi bekliyor, çekiliniz; tâ ki, hakikat-ı İslâmiyeyi hakkıyla kâinat üzerinde temevvücsâz edecek olan nesl-i cedid gelsin!”

Cenab-ı Hak, Barla Lahikası Sempozyumuna emeği geçenleri Üstadın beklediği o nesl-i cedid olma liyakatına nail eylesin!..  

KANAKÇA

1.  Nursi, Tarihçe-i Hayat, Söz Basım Yayın, İst. 20012, S. 192

2.  Aymaz, Barla Lahikası Üzerine, Şahdamar Yayınları, İst. 20011.

3.  Nursi, İlk Dönem Eserleri, Münazarat, Söz Basım Yayın, İst. 20012, S. 438

  1. Yıldırım, Nebevi Eğitim Modeli, Darü'l Erkam, İst. Siyer Yayınları

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.