1. YAZARLAR

  2. Selahattin GEZER

  3. Dalda üzüm, daha sonra iki gözüm
Selahattin GEZER

Selahattin GEZER

Yazarın Tüm Yazıları >

Dalda üzüm, daha sonra iki gözüm

A+A-

Tefekkür laboratuarı olan Risale-i Nurlar, okundukça daha iyi düşünmemizi, anlamamızı sağlıyor. Allah’a, zerrelerin misli ile şükürler olsun. Düşünmeye sevk eden bizdeki bu azıcık şaşkınlık ve hayranlık, Bediüzzaman’da, hangi büyüklükte olduğunu eserleri gösteriyor. Her meselede hayranlık uyandıran izahı olduğu gibi, israf mevzusunda da vicdana ışık tutuyor. Bediüzzaman: “Ey iktisatsız, israflı insan! Bütün kâinatın en esaslı düsturu olan iktisadı yapmadığından, ne kadar hilâf-ı hakikat hareket ettiğini bil” diyor. Yine Bediüzzaman: “Elhasıl, israf, kanaatsizliği intaç eder. Kanaatsizlik ise, çalışmanın şevkini kırar, tembelliğe atar, hayatından şekvâ kapısını açar, mütemadiyen şekvâ ettirir. Hem ihlâsı kırar, riyâ kapısını açar. Hemizzetini kırar, dilencilik yolunu gösterir.” diyor

Meyvenin dalda, sebzenin bostanda nazlı bekleyişi, tefekküre sebep olması haricinde, devam eden öyle çok güzellikleri var ki. Tüm gıdalar, güzellikleri ile göze ve tüm duygulara hitap etmesinden başka vücuda girdikten sonra, Sevk-i ilahi ile konuşma, işitme, hayal, dokunma, eğilip kalkma, atılan adım oluyor... Nimetler, cenneti olan insan vücudunda, önce mide haşrini yaşıyor, daha sonra İlahi sevkle, vücutta bir organa yerleşip, nöbeti teslim alıyor, tüm fonksiyonların yerine gelmesini sağlıyor. Harika bir durum, daldaki meyve, tabaktaki gıda, mideye girdikten sonra, her şey. Belki de bir zeytin tanesi, daha sonra:

“Seni seviyorum anne”  kelimesi, ya da “ Ne büyüksün Allah’ım” tefekkürü olabilir. Dalda bir salkım üzüm, evladına “İki gözüm” Kelimesini kullanmaya vesile olacak hücre.

İnsan, sevdiğine ait eşyayı, hatırayı, lüzumsuz yere kaldırıp atmaz. Hiçbir sanatkâr, eserinin hor kullanılmasını, imha edilmesini istemez. Sevgililerin en Yücesinin, bize gönderdiklerini, lüzum dâhilinde kullanmak, ihtiram göstermek, israf etmemek, hediyeyi gönderene, O’ sevgiliye minnettarlık ifadesinin başlangıcıdır. Biraz düşünüldüğünde, insanı büyüleyen inkılâplar oluyor. Et yiyoruz, et konuşuyor, et görüyor. Bundandır ki israftan, ciddi şekilde kaçınmak lazım.

İsrafın, haram olmakla beraber iğrenç bir tarafı daha var. Allah’ın sanatkârlığının tecelli ettiği o muhteşem gıdalar, insan bedenine girip, belki Allah’ı zikreden bir zerre olması mümkünken, nimete cehennem olan israfla, çöpe atılması, faydasız hale gelmesi, bu özelliklerden mahrum kalması, onlar adına da hesabın sorulmasına sebep olacaktır. Allah korusun, bütün meyvelerin, nimetlerin yan yana dizilip hesap gününde “ Şikâyetçiyiz Ya Rab! Bizde insan vücudunda zerre olup sistemin çalışmasına vesile olabilirdik. Secdeye giden vücut yerine çöpe gittik.” diye şikâyette bulunabilirler. Vücutta zerre olup, Allah’ın sıfatlarının tecellisine vesile olmağa engel olan israf, akıllı insana yakışmıyor.

Bir komutan, askerinin gereksiz yere zayiatını ve mühimmat israfını göze almaz. Ama insan, yedekteki kuvveti, bedendeki askeri güç olan hücrelerine enerji olacak gıdasını, suyunu israf etmekle yok ediyor, kırıyor. Bize sunulan nimetler, çöpe gitmesi için, ya da vücutta başka bir kıyım olan, aşırı yiyip içmek için verilmemiş ki. Ölçülü yiyip içmek, onların Allah’ın sanatını vücutta yerine getirmelerine sebep olmak, şuurlu şükürdür. Her nimete cennettir, Allah’a kulluk eden bir bedene girmek, zerre olup, insan müzesinde sergilenmek.

İsrafın başka bir iğrenç yönü daha var. O’ gıdaya ihtiyacı olanların vücudunda zere olup, işe yaramaya, bu alçak israf engel oluyor. Çöpe değil de onların vücuduna girse idi, yürümeleri, konuşmaları, anlamaları, düşünmeleri olacaktı. “Eee, canım! Her yiyen bu şuurlu halleri göstermiyor ki.” Diye aklıdan şeytani bir üfleme geçebilir, ama bu bizim sorunumuz değil ki, israf etmemek, çöp yerine ihtiyaç sahibine gitmesine sebep olmak, bizim görevimiz. İhtiyaç sahibinin, vücuduna girmesinden sonra, o nimetlere, gereken şükrü yapıp, yapmamaları onların sorunu. Onların vücudunda zerre olduktan sonra, nasıl bir hal sergileyeceği, bizi aşan bir durum.

Bizde, nimetlerin neticesi önemli. Ruhun komutasında uzuvların, duyguların kulluğu sergilemede vesile olması önemli. Biraz önce, tabakta bulunan bir kaşık yemek ya da bir dilim meyve, mideye girdikten sonra, bizde “ Ne büyüksün, ne kudret sahibisin Allah’ım.” Cümlesi, tefekkür enerjisi, Peygamber sevgisi ile, kasılıp gevşeyen kalbe sinir hücresi, insanlara tebessüm, yaradılış gayemizi anlamamıza sebep olan beyin hücresi olabiliyorsa, o bizim için önemli. Bunları da, anlamak için, ömrümüzü israf etmemeliyiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum