1. YAZARLAR

  2. Muhammet BENEK

  3. Charlie Chaplin’in fark edemedikleri
Muhammet BENEK

Muhammet BENEK

Yazarın Tüm Yazıları >

Charlie Chaplin’in fark edemedikleri

A+A-

Esnek bastonu, melon şapkası, ince küçük bıyıkları, dar ceketi, gevşek biçimsiz bol pantolonu ve fazlasıyla büyük ayakkabıları…

Dünyaca meşhur Şarlo (Charlot) tiplemesinden tanırsınız Charlie Chaplin’i. Gerçek adıyla Charles Spencer Chaplin. 

Chaplin, sessiz sinemanın üstadı olmuştu yaşadığı dönemde. Daha sonrasında da onu geride bırakan birisinin olduğu söylenemez.

Sessizliği onun sesi olmuştu.

“Konuşursam beni sadece İngilizce bilenler anlayacak ama sessiz bir filmi herkes anlayabilir ve dünya İngiltere'den ibaret değil” sözü ile evrensel bir iş yaptığını özetliyordu.

Susarak konuşmuş ve herkese kendini anlatabilmişti. Anlaşılmıştı…

Zordur anlaşılmak, hedef kitleniz büyüdükçe daha da zor bir hal alır.

Farklılıklar çoğaldıkça, birlik güçleşir.

Anlaşılmak için muhatabınızla en az bir noktada “birlik” sağlamak gerekir.

Bu duyguların birliği olabilir; fikir, lisan, değerler birliği vs. olabilir…

Chaplin, “Şarlo’da sanırım onun muhteşem tevazusu sayesinde çok sevildim. Kesinkes çok evrensel bir tevazuydu bu” diyor.

Evet, ‘evrensel bir tevazu’ olarak nitelendirdiği bir bağ ile anlaşılabilir olmuştu Chaplin.

İnsanlarda bulunduğunu düşündüğü ‘evrensel bir tevazu’yu insanların fark etmelerini sağlamıştı. İnsanlara fark ettirdiği andan itibaren ise, istediği birliği sağladı ve anlaşılabildi.

İnsanlar; izledikleri, gördükleri karakterin kendileriyle ortak bir paydasının olduğunun farkına vardılar.

“Bence Şarlo’nun sırrı insanların ondaki insaniyeti fark edebilmeleridir” diyor Charlie Chaplin.

O, bu farkındalığı kurgulanmış bir sanat dalında, sinemada gösterdi. Dünyevi bir farkındalıktı bu.

Farkı, farkındalık oluşturmaktı ama kendisinin fark edemedikleri vardı. Kendi ifadelerinden paylaşacağım kısımlar fark edemediklerini anlamamızı sağlayacaktır:

“Varoluşun amacı nedir? Bilmiyorum. Her şeyi olduğu gibi kabul ediyorum. İnsanın kendini bu tip sorgulamalara adamasının ne değeri var ki? Burada olmamız, daha önce olan her şeyin sonucunda bizim ortaya çıkmış olmamız yeterli. Yarın ne olacağının ne önemi var?

“Ruhsallığa inanmıyorum ve açıkçası, ölümden sonraki hayata da inanmıyorum. Hayat buradaki haliyle yeterince ilgi çekici, elimizden geldiğince faydalanabilelim bu hayattan.”

“Bu benim doğuştan gelen espri anlayışımdan, koşulların beni yaratmaya zorladığı karakterden duyduğum nefretten, maddenin irademe dayattığı sınırların yol açtığı ruhsal tatminsizlikten kaynaklanan bir tepki olabilir. Tek kurtuluş yalnızlık. O zaman da hayal dünyası en büyük gerçeklik; gerçek dünya ise bir yanılsama oluyor.”

Fark edememişti varoluş amacını.

Dünyanın cazibesine kapıldığından, ahiretin varlığına kendi dünyasında ihtiyaç duymamış ve inanmamıştı ölümden sonraki hayata.

Ruhsal tatminsizliğine tek çare olarak yalnızlığı düşündüğü için ötesini sorgulamamıştı.

Hayal dünyasında, kendi gerçeklerini oluşturmuştu.

Keşke Chaplin; kendi döneminde yaşamış olan, çağın vicdanının, zamanın eşsizinin, Kur-an’ın satırlarını değil sadrını okuyan Bediüzzaman’ın, ‘lisânları kalplerine tercümanlık edemeyenlere’ verdiği derslerden istifade edebilseydi,

Kalplerin ancak Allah’ı anmakla huzur bulacağını Said Nursi’den dinleseydi,

Ruhun ışığının hayat olduğunu, şuurun ise hayatın nuru olduğunu dile getiren Üstadımızı duysaydı da farkında olmadığı hakikatleri fark edebilseydi…

Said Nursi iman şuuruyla, kainatın ve küçük bir kainat olan insanın şifrelerini çözdü.

Farkına vardığı hakikatleri haykırdı kalplere, vicdanlara…

Muhatapları kalplerdi, vicdanlardı ve bu sebeple evrenseldi.

Ve herkese söyleyecek bir sözü vardı.

Tüm dünyaya kendini fark ettirmiş ama kendisi dünyayı fark edememiş, ruhsal tatminsizliği karşısında yalnızlığı tek çare zannetmiş olan Charlie Chaplin’e de söyleyecekleri vardı elbet:

“Ey insan! Senin nokta-i istinadın (dayanak noktan) ancak ve ancak Allah’a olan imandır. Ruhuna, vicdanına nokta-i istimdat (yardım alacak yer) ise ancak âhirete olan imandır. Binaenaleyh (bundan dolayı), bu her iki noktadan haberi olmayan bir insanın kalbi, ruhu tevahhuş eder (korkar, üzüntüye kapılır), vicdanı daima muazzep olur (eziyet çeker, sıkıntı görür).”

https://twitter.com/muhammetbenek

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.