1. YAZARLAR

  2. Mustafa ÖZCAN

  3. Cevdet Said, Halis Çelebi ve Bediüzzaman
Mustafa ÖZCAN

Mustafa ÖZCAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Cevdet Said, Halis Çelebi ve Bediüzzaman

A+A-

Cevdet Said, Suriye’de çatışmaların Kunaytıra bölgesine sıçraması ve savaş ve yalızların Golan Tepelerini de sarmasıyla birlikte Türkiye’ye hicret etti. Kimileri buna hicret değil kaçış diyor. Fetihten sonra hicretin kalmadığı hadislerle beyan edilmiştir. Bununla birlikte şartlar gereği bölgesinde tutunamayanlar için başka beldelere hicretin veya göçün kapısı mazeretlere binaen açıktır. Her zaman bir açık kapı vardır.  Cevdet Said, kardeşi Muhammed Said’in Suriye rejimine ait tanklarının açtığı ateş sonucu vefat etmesi sonrasında yol ayrımına geldiği ve ‘hicrete’ karar verdiği anlaşılıyor.  Muhammed Said’in vefatı üzerine Cevdet Said’in Suriye olayları karşısındaki tutumuyla alakalı bir analiz yazmak istiyordum. Elim ermedi. Cevdet Said’in Türkiye’ye gelişi fikri dünyamızı veya fikri fezamızı hareketlendirdi.

Resul Tosun ve Sibel Eraslan hanımın Hilal TV’de Cevdet Said’le birlikte yaptıkları Suriye meselesine dair yöntem değerlendirmesi ses getirdi ve polemiklere neden oldu. Başta Suriye devrimine destek veren Cevdet Said sonrasında muhaliflerin de silaha başvurmalarıyla birlikte bu desteğini çekmiştir. Hilal TV’de bunun gerekçelerini anlatıyor. Programı dinleyemedim ama yankılarını duydum ve okudum. Lehte ve aleyhte değerlendirmeler oldu. Kimi Risale-i Nur şakirtleri ile İran yandaşları Cevdet Said’in çıkışını tutumlarının haklılığına mesnet olarak ele aldılar ve takdim ettiler.  Buna mukabil, Hayrettin Karaman Hoca ile Bülent Şahin Erdeğer konuşmayı tenkit zemininde ele aldılar. Hakan Albayrak da keza Cevdet Said’e muhabbetlerini arz etmekle birlikte Suriye konusunda kendisinden ayrıldığını söyledi. Aristo’nun hocası ve muallimi Eflatun’dan ayrılması gibi.  Genel anlamıyla anti şiddet mesleğiyle ilgili çekincelerini ortaya koymuştur. Erdeğer ise Haksöz dergisinde yayınlanan tahlil yazısında Cevdet Said’in eteğine tutunarak Suriye’deki mezalimi meşrulaştırmak ve aklamak isteyen İran yandaşlarına şöyle cevap veriyor: ”Bu, ibretlik bir durumdur (aynı zamanda ibretlik bir çarpıtma.) ‘Direniş cephesi’ adına Esat’a arka çıkan bu kesimler, Said’in ‘direniş cephesine’ de direniş’e de kökünden karşı olduğunu, İran’ı diktatörlük olarak gördüğünü itina ile gizliyorlar…”

*

Cevdet Said’in çizgisini sürdüren Suriye asıllı çerkeszade Halis Çelebi de devrim günlerinde İran’a gitmiş (1979 sonrasında) ama gördüğü çarpıklıklar nedeniyle devrimle ilişkisini üç talakla boşamış bir adamdır. Suriye rejimine de kökten karşıdır. Doğrusu Arap yazarlar arasında en fazla okuduklarım arasında Halis Çelebi ve yazdıkları gelmektedir. Elbette bazı çekincelerle birlikte.  Bilgi olarak kendisinden yeni şeyler öğrendiğim gibi tahlilleri de az çok bana yakın gelir ve isabetli bulurum. Bununla birlikte onların yöntemiyle fazla barışık olmadım. Sivil itaatsizlik (Civil Disobedience) meselesi bana daima arızalı görünmüştür. Ya da meseleye hiçbir zaman kategorik olarak bakmadım. 

Bu şu demektir: Her şartta şiddet kullanmak gayri meşru addedilemez. Muhakkak ki istisnaları vardır. Bu anlamda, Bediüzzaman’ı Sokrates, Henry David Thoreau ile kategoride ele almak veya damara nispet etmek bana pek isabetli ve sevimli görünmüyor. Sokrates’i istisna ediyorum. Dolayısıyla Bediüzzaman’ı sivil itaatsizlik mesleği içinde göstermek kanaatimce doğru değildir. Bunun yerine onu manevi cihad bağlamında yöntem olarak şiddetten uzak duran İslami bir hizmet anlayış ve damara isnat etmek daha doğru olur. Onu bu hizmet anlayışının halkalarından biri olarak ele almak daha isabetli olacaktır. Hasan Basri, İmam Cafer-i Sadık, İmam Malik gibiler bu çizgiyi temsil etmiştir. İmam Ebu Hanife İmam Zeyd’in çıkışını desteklerken Cafer-i Sadık buna mesafeli durmuştur. Şiiler bunu farklı yorumlar biz ise farklı yorumlarız. Merhum Ekrem Sağıroğlu da ‘ilk sivil direnişçi Hasan Basri’ adıyla yazdığı eserinde Hasan Basri’nin bu anlayışını öne çıkarmıştır. Hasan Basri Hazreti Peygamberin manevi bir veled-i hükmünde olduğu gibi Hazreti Ali’nin de yol çocuğudur.

*

Cevdet Said’e göre, ilk sivil itaatsizlik cereyanını temsil eden kişi Adem Aleyhisselamın iki oğlundan biri olan Habil’dir. Kabil’e elini uzatmamış ve ona aynı şekilde karşılık vermek istememiştir.  Ve hadislerde Hazreti Peygamber ahirzaman müslümanına Adem’in iki oğlundan biri (Habil) gibi olmayı tavsiye etmektedir. İmamü’l müslimin ve cemeatu’l müslimin bulunamayınca himmet ferdi daireye hasredilir. Veya siyasi daire yerine en fazla içtimai ve ferdi daireye hasredilir. Siyasi daire bir vasat ve ortam meselesidir. Habil meselesinden bir sistem çıkarmak mümkün müdür? Hadislerde, katil ile maktulün cehennemde olduğu beyan edilir. Zira her ikisi de yekdiğerini öldürmek istemiştir. Lakin buna muvaffak olan iki kötü niyetliden birisidir ve biri fiilinden diğeri de niyetinden dolayı katildir. Dolayısıyla iptidaen her ikisi de mütecavizdir. Bununla birlikte, diğer kategorilerde kendisini mütecavizen öldürme kastı olmadan savunan adam saldırganı öldürse bundan sorumlu değildir. Canını, malını ve namusunu korurken ölen adam şehit olurken; saldırganı bertaraf etmekte de mazurdur. Nefs-i müdafaa yapmıştır.

Bediüzzaman’ı sivil itaatsizlik akımı arasında mütalaa etmek kanaatimce onu seküler bir zemine çekmektir.  Kanaatimce Bediüzzaman’ı Gandi mesleğine sokmak doğru olmadığı gibi Cevdet Said anlayışıyla irtibatandırmak da isabetli değildir. Anlaşıldığı kadarıyla Cevdet Said son yıllarda İbni Teymiye ve Malik Binnebi çizgisini biraz daha genişleterek veya aşarak Bediüzzaman’ı da fikir mehazları veya kaynakları arasına katmıştır. Bu sevindiricidir. Bununla birlikte, ben iki meslek arasında tam bir mutabakat ve bir uyum görmüyorum.

Bediüzzaman’ın şiddete mesafe koyması tamamen hizmet anlayışıyla ve hizmet sistemiyle alakalı bir durumdur. Bu hususta Bediüzzaman’ı  Geylani ve Gazali ekolleriyle karşılaştırmak mümkündür. Şiddete mesafeli tutumu seçici değildir zira bu ihlası kırar. Bununla birlikte, kategorik de değildir. İstisnai halleri vardır. Onun ötesinde şiddete mesafe sistemin tamamı değil, bir parçasıdır. Daha doğrusu ihlas ve iman hizmeti üzerine kurulu altyapı hizmetlerinde cihad-ı manevi ve tezkiye esastır. Gazali’nin Haçlı saldırılarından önce Kudüs’te yaşamasına rağmen neden kitaplarında bir cihad bahsi açmadığı ve yazmadığı sorulur. Bu bir zafiyet hali olarak algılanır. Halbuki, Macid, ‘Arsan Geylani Hakeza zahara Cilu Salahaddin Hakeza Adet el Kuds’ kitabında bunun analizini yapmıştır. Gazali ve Geylani bir altyapı hizmeti kahramanı, Nureddin Zengi ve Salahaddin Eyyübi ise onların çığırını fiili düzeye sokan bir üst yapı kahramanıdır. Geniş dairede Salahaddin Eyyübi,  Gazali ve Geylani’nin temsilcisidir. Birinciler cihad-ı manevinin temsilcileri ötekiler fiili cihadın komutanlarıdırlar. 

Yusuf Karadavi de, ‘El Gazali beyne madihihi ve kadihihi (Sevenleri ve Yerenleri arasında Gazali)’ kitabında bu meseleyi ele almaktadır. Demek ki Gazali, Geylani ve günümüzde Bediüzzaman bir devrenin temsilcileridirler. Buna iman hizmetleri dairesi veya dar daire hizmetleri de denilebilir. Nitekim, Bediüzzaman’ın geniş dairenin sahipleri dediği zevat herhalde Nureddin Zengi ve Salahaddin Eyyübi emsali zevat olmalıdır.

*

Suriye meselesine gelince: Gerçekten de Bediüzzaman yaşasaydı Abdulkadir Badıllı’nın çizgisinde mi olurdu yoksa Cevdet Said’in mi? Bence Cevdet Said tefrit makamını temsil ediyor ve Fehim Taştekin gibi bu tefrit çizgisi altında Beşşar Esat’a mazeret veya meşruiyet üretenlere zemin ihzar ediyor. Ya da bu çizgi bu şekilde istismar ediliyor. Bu kategorik yaklaşım meseleyi toptan çıkmaza sokuyor.   Yöntemine sadakatini korumak için Suriye halkına olan sadakatini kaybediyor.  Bununla birlikte yine de Buti’den sonra Cevdet Said’i ikinci kategoride görmemiz lazım. Buti’nin yaklaşımı ilkeli olmaktan ziyade pratik ve pragmatik görülüyor. Burada ulema arasında bir silsile-i meratip var. Buti tefrit çizgisinin en dibini ve altını temsil ediyor. İkinci kategoride ise Cevdet Said ve onun gibi düşünenler var. İtidal çizgisinde ise Üsame Rüfai ve Kerim Racih gibi ulema yer almaktadır.

Kanaatime göre, adem-i şiddet Bediüzzaman’da külli sistemin bir cüzüdür ve  bu külli sistemdeki davet zemininin bir prensibidir. Bu ise diğer parçalarda ve devrelerde bunun mümkün olmadığı anlamına gelmez. Bu şu gibidir: Risale-i Nurlar İttihad-ı İslam siyasetine bile alet edilemez. Lakin ittihad-ı İslam Risale-i Nurun samimi hedefleri arasındadır. Cevdet Said de ise pasifizm sistemin tamamı gibi görülüyor. O da toptan fiili cihada karşı çıkmıyor lakin yine de fiiliyatta buna hiç imkan tanımıyor ve geçit vermiyor. Cihad-ı manevi ve fiili cihad hizmetin meratibiyle ve devreleriyle alakalı bir durum ve tutumdur. İkisinin öncüleri ve temsilcileri farklıdır. Bir olsalardı yine Risale-i Nur ifadesiyle birbirlerini cerh etmemeleri mümkün olmazdı.  Ya da kaçınılmaz olurdu.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum