1. HABERLER

  2. İSLAM

  3. Cennette gece-gündüz, kış-yaz gibi doğa olayları var mı?
Cennette gece-gündüz, kış-yaz gibi doğa olayları var mı?

Cennette gece-gündüz, kış-yaz gibi doğa olayları var mı?

Kaynaklarda görebildiğimiz kadarıyla, cennette söz konusu doğa olayları yoktur. Adı geçen doğa olaylarının, güneş sisteminde yer alan yerkürenin hareketi ve onu çevreleyen atmosferle ilgili olduğunu düşündüğümüzde, böyle olayların cennette bulunma ...

A+A-

Kaynaklarda görebildiğimiz kadarıyla, cennette söz konusu doğa olayları yoktur. Adı geçen doğa olaylarının, güneş sisteminde yer alan yerkürenin hareketi ve onu çevreleyen atmosferle ilgili olduğunu düşündüğümüzde, böyle olayların cennette bulunma ihtimalinin olmadığı görülür.

Aslında –hikmetle bakıldığında- beka aleminin zaman çarkının dışında kalması, onun sonsuza dek devam etmesinin de bir gereğidir. Çünkü, zaman seline kapılan her şey ölüme mahkumdur. Cennette ölüm olmadığına göre, bu anlamdaki bir zamandan da söz edilemez. Oysa, doğa olaylarının hemen hepsi zaman mefhumuna bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. İnsanların dinlenmek, rahat etmek için tercih ettikleri mekanlar da hep doğal güzelliklerle iç içedirler. İnsanın doğal güzellik arayışı içinde olmasının sebeplerinden biri, Allah'ın insanı

"Çeşit çeşit 'inceliklere ve güzelliklere' (veya her türden sık ağaçlara) sahiptirler." (Rahman Suresi, 55/48)

ayetiyle bildirdiği cennet güzelliklerinden zevk alacak şekilde yaratmış olmasıdır.

Tüm doğa güzelliklerinin yanı sıra cennet ortamında dünyadakinden farklı olarak ne sıcak ne de soğuk olan, insan nefsinin en hoşlanacağı tam kararında bir iklim olacağı da Kur'an'da bildirilmiştir:

"…Ve onları, 'ne sıcak-ne soğuk, tam kararında gölgeliğe' sokacağız." (Nisa Suresi, 4/57)

Kur’an-ı Kerim ve sahih hadislerde mevcut beyanlara dayanarak cennet nimetlerinin ana özelliklerini şu şekilde tespit etmek mümkündür:

1. Sonsuz lüks ve konfor.

2. Sürekli barış ve huzur.

3. Cennet ehlinin hem bedenî, hem ruhî bakımdan son derece güçlü ve yetenekli olmaları.

4. Manevî tatmin (rızâ).

5. Allah’ı görmek, O’nunla konuşmak.

6. Bütün bunları saran bir ebediyet.

Dinler tarihine dair araştırmalar, hemen her din ve inanç sisteminde ölüm sonrası hesaplaşmanın, ceza veya mükâfatın varlığının kabul edildiğini göstermiştir. Genel olarak İslâm âlimlerinin cennet tasviri hakkında benimsedikleri görüş, onun mahiyetinin bilinemeyeceği şeklindedir. Çünkü mü'min kullar için ahiret hayatında hazırlanmış mutluluk vesilelerinin hiç kimse tarafından tahayyül edilemeyeceğini ifade eden ayetten (Secde, 32/17) başka, kudsi hadis olarak rivayet edilen meşhur metin de bu hususu açıkça belirtmektedir:

"Ben, sâlih kullarım için, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı ve hiçbir beşer zihninin tasavvur edemeyeceği mutluluklar hazırladım." (Buhâri, Tefsir 1; Müslim, Cennet 2-5)

Dünya hayatında beş duyu ve akıl alanlarındaki idrakler, tabiat şartlarıyla kayıtlı olduğuna göre naslarda geçen tasvirleri aynı şartlar çerçevesinde veya hayal gücüyle değiştirerek algılamak gerekir. Nitekim bazı ayetlerde, cennet ve nimetleriyle ilgili dünya ve ahiret idrakleri arasında benzerliklerin bulunduğu ifade edilmiştir (Bakara, 2/25; Muhammed, 47/6). İbn Abbas'tan yaygın olarak rivayet edilen

"Cennette isimlerden başka dünyayı andıran hiçbir şey yoktur." (Makdisi 1/194)

ifadesi, ikisi arasındaki mahiyet farklılığını belirten bir söz olsa gerektir.

Cennetin, göklerin ve yerin “arz”ı/genişliği kadar olduğunu ifade eden ayetlerin (Âl-i İmran, 3/133; Hadid, 21) tefsiri için şu farklı görüşler ileri sürülmüştür:

1. Cennetin tasavvur edilemeyecek kadar geniş olduğunu ifade eden bir benzetmedir. Buna göre arz; en, yani genişlik demektir. Bir alanın dar cephesini genellikle onun genişliği oluşturduğuna göre cennetin uzunluğu bu teşbih çerçevesinde çok daha fazla olacaktır.

2. Cennet, dünya hayatında insanoğlu tarafından kavranabilen kâinat kadar değerlidir.

3. Madde âleminin insan idrakine sunuluşu gibi cennet de onun bilgi ve idrakine sunulmuştur

Bununla ilgili bir hadiste, Allah yolunda cihad edenlere hazırlanan cennetin “yüz derece” olduğu ve her derecenin gökle yer arasındaki mesafe kadar birbirinden uzak bulunduğu haber verilmiştir. (Buhâri, Cihad 4; Müslim, İmâre 116). Sahip oldukları nimetler açısından farklı mekânlar olduğu anlaşılan bu derecelerin imanın hasletleri (şubeleri) kadar yetmiş küsür olacağı, bu hasletleri kendisinde toplayanların bütün dereceleri elde edeceği de söylenmiştir.

Cenneti tasvir eden bazı ayetler, orada su pınarlarının da bulunduğunu haber verir:

“Kötülüklerden korunanlar bahçelerde, gölgelerde ve pınarların başında bulunacaklardır.” (Hıcr, 15/45; Mürselât, 77/41).

Rahman ve Ğâşiye surelerinde, akan pınarlardan söz edilmekte, diğer bazı ayetlerde de cennet ehlinin bu pınarlardan su içeceği haber verilmektedir (bk. Rahman, 55/50, 66; Ğaşiye, 88/12; İnsan, 76/6, 18; Mutaffifin, 83/28).

Sözlük anlamı “bağ, bahçe” olan cennette ağaçların bulunması doğaldır. Çeşitli ayetlerde gölgelerden, dallardan, sarmaş dolaş olmuş koyu yeşilliklerden, meyveleri kolayca toplanabilen ağaçlardan bahsedildiği gibi, özel olarak hurma, nar, reyhan, kiraz, muz gibi ağaç ve bitkilerden de söz edilir. (Rahman, 55/12, 68; Vâkıa, 56/28-29). Buhâri ile Müslim’in rivayet ettiği bir hadiste Hz. Peygamber (sav) "cennette, idmanlı ve hızlı bir binicisinin, gölgesinde yüz yıl koştuğu halde sonuna ulaşamayacağı kadar büyük bir ağacın bulunduğunu" ifade etmiştir (Buhâri, Bed’ü’l-halk 8; Müslim, Cennet 6-8) Fahreddin Râzi'nin de belirttiği gibi Tuba kelimesine "ebedî saadete vesile olan her güzel şey" manası verildiği takdirde bağ, bahçe ve ağaçlar da dahil olmak üzere her imkân kelimenin kapsamına alınmış olur.

Bir hadislerinde Rasülullah (s.a.s.) cennetin gümüş ve altın kerpiçten yapıldığını, harcının misk, taşlarının inci ve yakut olduğunu, oraya girenlerin bolluk ve refah içinde, üzüntüsüz ve kedersiz yaşayacağını, ebedî kalacaklarını, ölmeyeceklerini, elbiselerinin eskimeyeceğini ve gençliklerinin yok olmayacağını ifade eder. (et-Tâc, c. 5, s. 402)

İslam dini Allah’ın seçkin kullarına nasıl bir cennet hayatı vaad etmektedir? Bu hayatın konu ile ilgili nasların birleştiği ve önemle vurguladığı iki özelliği vardır: Arzulanan her şey ve ebediyet. Bir ayet-i kerimede şöyle denilmektedir:

“Gönüllerin özleyeceği, gözlerin hoşlanacağı her şey orada vardır. Ve siz orada ebediyen kalacaksınız.” (Zuhruf, 43/71)

Dünya hayatında duyu organlarıyla algılanamayan meleklerin insanlara hizmet ettiği, onları koruduğu, Allah yolunda yürüyenler için esenlik dilediği Kur’an’ın çeşitli beyanlarından anlaşılmaktadır. Ahiret âleminde melekler inançlı ve dürüst insanlara görünmeye başlayacaklar ve yeni hayata intibakları sırasında korku ve üzüntüye düşmemelerini telkin ederek onlara şöyle diyeceklerdir:

“Biz dünya hayatında da ahirette de sizin dostlarınızız. Canlarınız ne isterse, gönlünüz ne dilerse burada sizin için hazırdır. Bütün bunlar, merhamet eden ve bağışlayan Allah’ın bir ikramıdır.” (Fussılet, 41/30-32).

Hz. Peygamber (sav), çeşitli münasebetlerle cennetteki sınırsız imkân ve mutluluklardan söz ettiğinde yanında bulunanlar zaman zaman cennette at, deve vb. şeylerin de bulunup bulunmadığını sormuşlar, o da,

“Allah sizi cennete koyarsa orada canınızın arzuladığı ve gözünüzün hoşlandığı her şeyi bulursunuz.” (Tirmizî, Sıfatü’l-cennet 11)

şeklinde cevap vermiştir.  Hz. Peygamber (sav), cennet hayatının imkân ve nimetlerinin genel anlamda fevkalâde olduğunu belirtmekle birlikte ayrıntılı tasvirlere girmemiştir. Cennet halkının arzu ettiği her şeyin gerçekleşeceği ilkesine karşı, “başkalarına zarar verici, erdemsiz, çelişkili oluşu sebebiyle imkânsız şeyler talep edilirse durum ne olacak?” şeklinde teorik olarak bir itiraz ileri sürülebilirse de, cennete girecek insanlar fizyolojik ve psikolojik kusurlardan arınmış olacaklarından, pratikte böyle bir talebin vuku bulmayacağı açıktır.

Buhâri, Müslim ve Tirmizî’nin çeşitli rivayet kanallarından aktardıkları hadislere göre (Buhâri, Bed’ü’l-halk 8; Müslim, Cennet 14-22; Tirmizî, Sıfatü’l-cennet 7) mü’minler dolunay veya parlak yıldızlar gibi ışıklar saçarak cennete girecekler, orada diledikleri gibi yiyip içtikleri halde abdest bozma ihtiyacı hissetmeyecekler, sümkürüp tükürmeyeceklerdir. Aldıkları gıdaların sindirimi hoş kokulu geğirti ve terden başka bir külfet getirmeyecektir. Cennet halkına yorgunluk ve usanç gelmeyeceği için (Fâtır, 35/35) uykuya da ihtiyaç duymayacaklardır. Cennet ehlinin imkânlarını dile getiren bir hadiste onlara şöyle nida edileceği kaydedilir:

“Daima sağlıklı olacak, asla hastalanmayacaksınız; sonsuza kadar yaşayacak, hiç ölmeyeceksiniz; her an gençliğinizi koruyacak ve hiçbir zaman ihtiyarlamayacaksınız; sürekli nimetler içinde olacak ve asla güçlükle karşılaşmayacaksınız.” (Müslim, Cennet 22)

Konu ile ilgili hadislerin bazı rivayetlerinde cennete girecek erkeklerin ataları Adem’inki gibi bir bünyeye sahip olacakları, hatta 60 arşın boyunda bulunacakları anlatılır. Ayrıca bu erkeklerin daima 33 yaşında olmakla birlikte bıyıkları yeni terlemiş sakalsız gençler görünümü arzedeceklerinden de söz edilir. Kadınların ise çok güzel tenli ve çok değerli elbiselere bürünmüş halde bulunacakları ifade edilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Etiketler :
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.