Mehmet Ali KAYA

Mehmet Ali KAYA

Yazarın Tüm Yazıları >

Cennet hayatı

A+A-

“Yeşil ağaçlı ve çiçekli bahçe” anlamına gelen cennet, din dilinde “iman edip salih amel işleyenler için ahirette ebedi kalacakları altından ırmaklar akan ağaçlı, meyveli ve çiçekli bahçeler” anlamına gelmektedir. Çoğulu “cinan” ve “Cennât”tır.

Cennet, iman ve salih amelin mükâfatıdır. Yüce Allah “Cennet takva sahiplerine yakınlaştırılmış” (Kâf, 50:31-33) ve “takva sahipleri için hazırlamıştır” (Âl-i İmran, 3:133) buyurur. Yine cennet günahtan temizlenenlerin mükâfatıdır. Onlar orada ebedi kalacaklardır. (Tâhâ, 20:76) Cennette köşkler ve güzel meskenler vardır. (Zümer, 39:20; Tövbe, 9:27)

Peygamberimiz (sav) bir kutsi hadiste “Salih kullarım için cennette hiç gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, insan aklına gelmeyecek olan nimetler hazırladım” (Mansur Ali Nâsıf, Tâc, 5:402) buyurur. Cennete en son girecek olan bir mü’min için “bu dünya büyüklüğünde veya bu dünyanın on misli büyüklüğünde cennet verilecektir. (Tecrid-i Sarih, 4:264-275)

İbn-i Abbas’ın (ra) rivayetine göre insanın amellerine göre cennetin de sekiz tabakası vardır. Bunlar:

Cennetü’n- Naîm: (Şuarâ, 26:85; Mâide, 5:65; Tevbe, 9:21; Yunus, 10:9)
Cennetü’l  Adn: (Beyyine, 98:8; Tevbe, 9:72; Ra’d, 13:23; Nahl, 16:31)
Cennetü’l- Firevs: (Kehf, 18:107; Mü’minûn, 23:11)
Cennetü’l-Me’vâ: (Secde, 32:19; Necm, 53:15)
Dâru’s-Selâm: (Yunus, 10:25; En’âm, 6:127)
Dâru’l-Huld: (Fatır, 35:35)
Daru’l-Karar: (Mü’min, 40:39)
İlliyyûn: (Mutaffifîn, 83:19)

Peygamberimiz (sav) “Allah’tan Firdevs cennetini isteyin. Çünkü Firdevs, Cennetin ortası ve en yükseğidir. Firdevs’ten cennet nehirleri doğar” (Buhari, Cihad, 4) buyurmuşlardır. İslam bilginleri Firdevs’i cennetin ortası, (vasat) en üstünü olarak yorumlarlar. Ümmet-i Muhammed’in (sav) girecekleri cennet burası olacaktır. Çünkü ümmet-i Muhammed de Kur’ân-ı Kerimde “Biz sizi vasat (Bakara, 2:143) ve en hayırlı ümmet kıldık” (Âl-i İmran, 3:110) ayetlerine uygundur.

İmanın karşılığı cennet ve saadet-i ebediye, amel-i salihin karşılığı ise cennette yüce mertebelerdir. Saadet-i ebediye ise iki kısımdır. Birincisi, Allah’ın rızasına, lutfuna, tecellisine, kurbiyetine mazhar olmaktır. İkincisi ise “Saadet-i cismaniye”dir. Bunun esasları ise mesken, ekl, nikâh olmak üzere üçtür. Bu üç esasın da derecelerine göre saadeti cismaniye tebeddül eder. Bu kısım saadet ikmal ve itmam eden, hulûd ve devamdır. Çünkü saadet devam etmezse, zıddına inkılâp eder. Birinci saadetin aksamı, tafsilden müstağnidir veya gayr-ı kabildir. İkinci kısım saadetin aksamı ise: Evet, meskenin en latifi, en câzibedar şekli, etraf-ı erbaası türlü türlü gül ve çiçeklerle müzeyyen, bağ ve bahçelerle muhat, altından sular, nehirler akan kasır ve köşklerdir. Evet, camid kalbleri aşk ve şevkle ihya eden, sönmüş olan ruhları şen ve şad eden, şairlere sermaye olarak şairâne teşbihleri, temsilleri, üslûpları ilham eden, sular ile hazravat ve nebatattır.   

Saadetin ikinci esası olan ekl ise: Me'kûlât (yiyecek) kuvvet verdiği cihetle, en iyisi, en lezizi, me'lûf olan kısımdır. Yani, insana garip, vahşî olmayan şeylerdir. Çünkü ülfetle, o nimetin derece-i kıymeti bilinir. Lezzet verdiği cihetle de lezzetin en büyük lezzeti, teceddüd ve tebeddülündedir. Ve keza, ekl lezzetini ikmal eden esbabdan biri de, o rızkın, kendi amelinin ücreti olduğunu bilmektir. İkinci bir sebep de, o rızkın menbaının daima göz önünde hazır bulunmasıdır ki, kalbi mutmain olsun, rızık için telâş etmesin.

Saadetin esaslarından nikâh ise: Evet, insanın en fazla ihtiyacını tatmin eden, kalbine mukabil bir kalbin mevcut bulunmasıdır ki, her iki taraf sevgilerini, aşklarını, şevklerini mübadele etsinler ve lezaizde birbirine ortak, gam ve kederli şeylerde de yekdiğerine muavin ve yardımcı olsunlar.

Evet, bir işte mütehayyir kalan veya bir şeye dalarak tefekkür eden adam, velev zihnen olsun, ister ki, birisi gelsin, kendisiyle o hayreti, o tefekkürü paylaşsın. Kalplerin en lâtifi, en şefiki, "kısm-ı sâni" ile tâbir edilen kadın kalbidir. Fakat kadın ile ruhî imtizacı (geçimi) ikmal eden, kalbî ünsiyet ve ülfeti itmam eden, sûrî ve zahiri olan arkadaşlığı samimileştiren, kadının iffetiyle, ahlâk-ı seyyieden temiz ve pâk bulunması ve çirkin ârızalardan hâli olmasıdır. (İşaratu’l-İ’câz, 2006, s. 325-326)

Ebedi alem olan cennetin dünya hayatına benzetilmesi kıyas-ı maalfârıktır. Yani aralarında çok farklar bulunduğundan birbirine benzemez. İbn-i Abbas (ra) bu sebeple “Cennette, dünya nimetlerinin yalnız isimleri vardır” (İşaratu’l-İ’câz, 328) yani, isimleri birdir, fakat lezzetleri ayrıdır, demiştir.

Cennette lezzetin devamı meselesi ise: Evet, lezzetin hakikî lezzet olması, zeval görmeyip devam etmesindendir. Zira elemin zevali lezzet olduğu gibi, lezzetin zevali de elemdir, hattâ zevalinin tasavvuru bile elemdir. Evet bütün mecazî âşıkların enînleri, bağırıp çağırmaları, bu kısım elemdendir ve bütün dîvanlarıyla yaptıkları ağlamalar, vaveylâlar, hep mahbupların firak ve zevallerinin tasavvurundan neş'et eden elemdendir.

Evet, pek çok muvakkat lezzetler var ki, zevalleri dâimî elemleri intaç ettiği gibi; çok elemlerin zevali de, leziz lezzetlere bâis olur. Lezzet ve nimet ise, devam etmek şartıyla lezzet ve nimet sayılabilir.

Hülâsa: İnsan, ebed için yaratılmıştır. Onun hakikî lezzetleri, ancak marifetullah, muhabbetullah, ilim gibi umur-u ebediyededir. (İşaratu’l-İ’câz, 328)

Yüce Allah bu anlatılan hususlara “İman eden ve Salih amel işleyen kullarıma müjde ver ki, altından nehirler akan Cennetler onlarındır. O cennetlerden bir meyve yediklerinde ‘Bu dünyada yediğimiz meyvedir’ derler. Birbirine benzer surette rızıkları getirilip verilir. Ve o cennetlerde onlar için temiz kadınlar vardır. Ve onlar orada ebedi kalacaklardır” (Bakara, 2:25) ayeti ile işaret eder.

Kur’ân-ı Kerimde ve hadis-i şeriflerde cennet çok mükemmel tasvirleri yapılmıştır. Bununla inananların cennete olan iştiyaklarını artırmak ve rağbetlerini uyandırmak istenmiştir. Nitekim yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Rabbinizin affına ve genişliği yerle gökler kadar olan ve Allah’tan korkanlar için hazırlanan cennete koşun” (Âl-i İmran, 3:133) emredilmiştir.

Muhammed Suresinde cennetin tasviri şöyle yapılır. “Allah’tan korkan muttakiler için hazırlanan cennetin durumu şöyledir: Orada tadı asla bozulmayan süt ırmakları, lezzeti çok güzel olan ve içene zevk veren içecekler ve süzme bal ırmakları vardır. Yine orada onlar için meyvelerin her çeşidi mevcuttur. Allah onların her türlü hata ve günahlarını da bağışlamıştır. Cennette bu derece zevk ve safa içinde olanlar hiç ateşten kurtulma ümidi olmayan ve içtikleri suların bağırsaklarını parçaladığı kimseler gibi olur mu?” (Muhammed, 47:15)

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde insanı ebed için yarattığından dolayı “İnsan Suresinde” ve rahmetinin en geniş tecellisi olduğu için “Rahman Suresinde” cennetin tasvirini başka beyana ihtiyaç bırakmayacak güzellikte yapmıştır. Allah’ın güzel dediği şeyin güzelliği ve mükemmelliği anlatmaya imkân var mıdır? Cennetin nimetleri akıl ve hayalimizin ötesindedir. Şu kadarı vardır ki yüce Allah insana dünyada hikmeti gereği elinin yetiştiği kadar nimet verirken cennette kudreti ile hayal ettiği kadar verecektir.

Biz bu konuda peygamberimizin (sav) şu Hadis-i Kutsisi ile yetinelim: “Yüce Allah buyurdu ki, Ben, salih kullarım için gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, insan aklına ve hayaline gelmeyen nimetler hazırladım.” (Buhari, Tefsir, 32; Tevhit, 35; Müslim, Cennet, 1; Tirmizi, Tefsir, 32)

Cennetin Nimetleri:

Cennette Allah’ın nimetleri sonsuzdur. Dünya yüce Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisi olduğu halde nimetlerinin ne derece sonsuz olduğunu yaşayarak görmekteyiz. Cennet ise yüce Allah’ın isim ve sıfatlarının temessülüdür. Temessül, tecelliden ne derece yüksek ise, Cennet de dünyadan o derece yüksektir. (Sözler, 2004, s. 1058)

Biz burada cennetin nimetlerini sayamayız. Ancak Kur’ân-ı Kerimde ve Hadis-i Şeriflerde geçen hususları bir parça anlamak için maddeler halinde bazı hususlara işaret ederiz.

1. Cennete en son girecek bir mü’mine dünyanın on misli büyük bir cennet verilir. (Tecrid-i Sarih, 2:845; 4: 264–275) Bu cennet mü’minin haremi ve özel yeridir. Ayrıca yüce Allah umumî cennetten 500 yıllık bir cenneti o mü’minin emrine tahsis eder. Burada m’minler ruh hafifliğinde ve hayal hızında bulunacaklardır. (Sözler, 814; Tirmizi, Cennet, 17) 

2. Bu derece büyük ve geniş cennetin dağları, denizleri, ormanları, ülkeleri, şehirleri, kasabaları ve köyleri vardır. Buralarda saraylar, köşkler, evler bulunmakta ve altından ırmaklar akan bahçelerde mü’min istediği gibi hareket edebilecektir. 

3. Yüce Allah bu cenneti dolduracak, şenlendirecek ve düzenleyecek olan melekleri, cinleri, hurileri ve gılmanları o mü’minin emrine verir. Bunlar cennetin ve mü’minin emrinde dolaşan cennet ehli hizmetkârlardır. Dünyada göremediği bu nurani ve ruhâni varlıkları mü’min cennette görebilecektir.

4. Cennetteki bu nimetlerden daha önemli olan burada ebedi olarak kalabilmektir. Çünkü nimetin zevali elemdir. Nimetin elden çıkması büyük bir azaptır. Bunun için cennette ebediyet cennetten değerlidir. Yüce Allah bu nimeti ve bununla beraber ebedi bir gençlik nimeti verecektir.

5. Her mü’min milyonlar sakini ve hizmet edeni bulunan bu cennet ülkesinin padişahı olacaktır. Gittiği yerde törenle karşılanacak ve törenle uğurlanacaktır. Yüce Allah her mü’mine padişahlık zevki ve lezzetini cennette ebedi olarak tattıracaktır. Bazı rivayetlerde cennette bir mü’ine bütün dünya krallarına verilen mülkün ve saltanatın tamamı verileceği ifade edilmiştir.

6. Mü’minlerin eşleri de cennetin hurilerinden çok daha mükemmel olarak ebedi bir eş ve arkadaş olarak cennette kraliçe durumunda bulunacaktır. Cennette bütün güzel ahlaklar ve faziletler kâmil manada olduğu için, namus ve iffetli bir hayat da kâmil manada olacaktır. Huri ve gılmanlar cennetin hizmetçileridir. Buradan yola çıkarak hurilerin ve gılmanların durumu anlaşılabilir.

7. Cennette her şey canlıdır. Bu husus Kur’ân-ı Kerim ile sabittir. (Ankebut, 29:64)  Böyle olunca cennetin taşı da sözü anlar ve dinler. Ağaçları insanlar gibi emri anlar ve dinlerler. Bir ağaca ‘yanıma gel ve şu meyveyi bana ver’ derseniz verir. Hayvanları insanlar gibi akıllı ve şuurludur. Evleri emre itaat eder, istediği yere gider ve sahibini götürür. Canlı olduğu için devamlı değişir. Bundan dolayı asla bir defa girdiğin yere hiç girmezsin, bir yediğini bir daha yemezsin. Tadı da şekli de değişir ve insan şunu der: “Ben daha önce bunu asla görmedim, bunu daha önce asla tatmadım.” Bir defa girdiğin saraya bir daha aynı şekilde girilmez, çünkü tamamen değişmiştir. Bu durumda cennette asla usanma olmaz.

8. Cennette o kadar büyük zenginlik ve refah olacaktır ki bir kişi bütün cennet ehlini kendi hususi cennetine davet eder, ziyafet verir ve giderlerken her birisine taşıyamayacağı kadar hediyeler verir. Buna cennetin en fakiri denir. (İnsan, 76:20; Münziri, Terğib ve Terhib, 4:508-509 )

9. Cennette kişi sevdiği ile beraberdir. (Buhari, Edeb, 96; Müslim, Birr, 165; Tirmizi, Zühd, 50) Çünkü bir kişi bir anda pek çok yerlerde bulunur, bulunduğu yerlerden istifade eder, bir işi diğerine karışmaz. Meleklere ait bu özellik cennette mü’minlere verilecektir. Ruh hafifliğinde ve hayal hızında olan insan bendi ile bütün bu imkânsız gibi görünen hususları yaşayacaktır. Dünyada imkânsız olan şeyler cennetin adiyatından sayılacaktır. Dünyada televizyon aracılığı ile sureten olan bu durum, cennette bedenen ve aynen vaki olacaktır. Ancak istifade kabiliyetlere ve kişinin imanı ve ameline göre farklı olacaktır. (Sözler, 2004, s. 811) Peygamberimizin (sav) ile bir mü’min aynı yerde bulunduğu halde istifade farklı olacaktır. Bu bilinen bir husustur.

10. Mü’minler her Cuma günü rü’yete mazhar olacaklardır. Bu Cuma namazı kılan mü’minlerdir. Kişinin Allah’a olan yakınlığına göre her gün ve her an rü’yete mazhar olanlar elbette olacaktır. Bu ayrı bir husustur. (Heysemi, Mecmauzzevâid, 10:422)

11. Cennette yok yoktur. Yüce Allah vermek istemezse istemek vermez. Allah vermek istediklerini ihtiyaç olarak insana verir. İnsan da Allah’tan ister. Allah da verir. Allah’ın dünyada da ahirette de âdeti budur. Allah dünyada insana gücü yettiği kadar verirken ahirette hayal ettiği kadar verecektir.

12. Cennette bizim dünyada mükellef tutulduğumuz şekilde bir ibadet yoktur. Ancak Kur’ân-ı Kerim Allah’ın ezelî kelâmı olduğu için cennette okunacaktır. Hatta biz Kur’ân-ı Kerimi yüce Allah’tan bizzat dinleme şerefine de ereceğiz. Bunun dışında ibadet, Allah’ın razı olacağı amelleri işlemek anlamına gelince cennette yapılan her şey itaat ve rıza kapsamında olduğu için ibadet sayılacaktır.

Bütün bunlarla beraber:

“İdrâk-i meâlî bu küçük akla gerekmez / Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez.”

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum