1. YAZARLAR

  2. Cezmi HUYUT

  3. Cemaatler bu milletin birliğine hizmet ediyor
Cezmi HUYUT

Cezmi HUYUT

Yazarın Tüm Yazıları >

Cemaatler bu milletin birliğine hizmet ediyor

A+A-

İslam memleketi olan bu aziz vatanı dinsizleştirmek, Müslümanları  İslamiyet’ten koparıp ahlaksızlaştırmak ve idealsiz, gayesiz yapmak ve sadece hayvan gibi rahatını ve yaşamasını düşünen varlıklar haline getirmek, İlây-ı Kelimetullah aşkını ve şevkini kırmak, nesilleri serseri yapıp anarşiye yuvarlamak, bu vatanı bölüp parçalamak, ecnebi oyuncağı yapmak hatta bütün İslam Âlemini de aynı menfur gayelerle maddi ve manevi esaret altına almak, bölüp parçalamak için asırlardır dış ve iç  düşmanlar çalışmaktadırlar. Bu menfur emellerine kısmen de olsa muvaffak olmuşlardır.

Bu cümleden olarak: Alem-i İslamın kahraman kumandanı, Kur’an’ın bin senelik hizmetkarı ve muhafızı ve hamisi ve bayraktarı olan şanlı Osmanlı Devleti tarih sahnesinden silinmiş, hilafet hitam bulmuş ve yıkılan devlet-i İslamiyenin altından kırkın üzerinde, birbirinden kopuk, birlikten, bir arada bulunmaktan korkan ve İslami kimlik taşımaktan çekinir devletler zuhur etmiştir.

Bu topraklarda kurulan yeni devlet ise laikliği dinsizlik şeklinde anlayarak düzenini kurmuş, İslami liderlik kimliğini bir tarafa bırakmış. Din tamamen tasfiyeye tabi tutulmuş, halkın dinini diyanetini öğrendiği medrese, tekke ve zaviyeler kapatılmış ve din işlerini (din adamlarını atama gibi ufak tefek işler için) yürütmek üzere de devlet bakanlığına bağlı genel müdürlük düzeyinden biraz farklı bir  başkanlık sistemi ihdas edilmiştir. Yıllarca  keyfi bir şekilde, imamlar, hizmetli veya en alt memur statüsünde çalıştırılmıştır. Halk dinden bihaber yetişmiş, 50 öncesinde bazı yerlerde cenaze namazı kılacak insan bulunamadığından cenazeler ortada kalmıştır.

Sivrisinekler tantanasını, balarıları demdemelerini bozmuş istihale ve tasaffi mühmel, bal kovanları balsız, ağızlar tadsız kalmıştır.
Bütün bunlar olurken, fıtraten dindar olup, Kur’an’a bağlı ve aşık, fıtratı temiz bu millet elbette boş duracak değildi.

Çobanları hain, köpekleri beceriksiz çıkan sürünün başıboş kalması karşısında, hamiyet-i galeyana gelen ve her birisi bir muhafız çoban kesilen köylüler misali, hamisiz ve müdafaasız kalan Kur’an ve İslamiyet’in müdafaası ve damlardan, pencerelerden evin haremine kadar giren düşmanla mücadele ve defetmek vazifesi her Müslüman’a farzı ayn olmuştur.

Bu nedenle, değişik nam ve şekillerde başlayan hizmetler ve daha sonra bu hizmete gönül verenlerin aynı hizmette yoğunlaşmaları neticesi cemaat şeklinde isimlendirme ve tarif etme ihtiyacını ve neticesini doğurmuştur.

Nur talebesi veya nurcu, Bediüzzaman’ın Risale-i Nur eserlerini okumayı gaye ve merak edinenlere deniyor. Bu ismi ilk defa kamuoyuna duyuran Cumhuriyet gazetesi mensuplarıdır. Nurcu: Risale-i Nurları okuyan, okudukları istikametinde hizmet etmek gayesiyle aynı gayeye matuf olarak bir araya toplanan insanları tarif ediyor. Bu şekilde isimlendirilmek Nur talebelerinin de hoşuna gitmiş ve bu şekilde ifade edilmelerinde bir sakınca görmemişlerdir. Öyle ya sonuçta nurcu deniyor, bir başka ifade ile aydın insan deniyor. Nurlarla alakalı, nurları seven, nurlarla rapt olmuş anlamında. Gayet güzel bir isim.

Diğer cemaatlerde de bu özellik farklı değil Fethullahçılar, Süleymancılar, Nakşi veya Kadiri adındaki tarikatlar vs.vs. hepsi bir vesile ile isimlendirilmiş yani önce hizmet etmişler, insanların gönlünde taht kurmuşlar daha sonra bu insanlar o cemaatlere layık oldukları isimleri takıvermiş. Planlayarak ortaya çıkmış bir sonuç değil.

Fethullah Hocayı veya Süleymen Efendiyi sevenler, onun tavsiyeleri doğrultusunda hizmet verenler, Risale-i Nur’u okuyanlar ve o eserler doğrultusunda hizmet etmeye çalışan dindar kitleler hepsi samimi Müslümanlardır .

Cemaatler, Anadolu’da, şarkta ve tüm dünyada iman ve İslamiyet ve Kur'an hizmeti ile İslam kardeşliğini, muhabbet ve uhuvveti, bu vatan evlatlarının birlik ve beraberliğine fahri olarak hizmet eden kitlelerdir.
Bugüne kadar yapılan taharrilerde ne cemiyetvari bir çalışma, ne gizli bir plan, ne de yer altına gömülmüş bomba veya silah bulunmuş. Bir çakı bıçağı bile bulunamamış.

Uzun seneler Nur talebelerini mahkemelere verdiler, hapsettiler, evleri, işyerleri, her şeyleri arandı tarandı, tecessüs edildi, 2000’den fazla dava açıldı. Sonuç: Neticede yüzlerce kaziye-i muhkeme halini almış beraatlar, tahliyeler ve masumiyetlerinin ilanı.

Bu taharrilerde Nurcularda buldukları ve suç unsuru diye addettikleri şeyler nelerdi? El-cevap: Her defasında kitap, kitap ve yine kitap, sonra, takke, tespih, seccade, bir de en önemlisi mahiyeti meçhul sopalar (yani misvak diş fırçaları). Seksen senedir Nur talebelerinde suç unsuru diye bula bula bunları buldular. Bugün tarih yazanlar bunları görünce ne diyor acaba?

Dini cemaatlerin yaptığı işe gelince: Bu vatanda yerleştirilmek istenen dinsizlik, zındıklık, anarşistlik ırkçılık ve bölme ve parçalama arzuları üzerine kurulu davalara büyük darbe vuruyor ve onların arzularını, gayelerini engelliyor, heveslerini kursaklarında bırakıyor.

İşte bu hakikate binaen PKK lideri geçenlerde gazetelere yaptığı açıklamalarında bir takım çevreler gibi o da cemaatlerden yakınıyordu. “Biz çekilirsek doğu cemaatlerin eline geçer” diye. Sanki, Türkiye’yi çok düşünüyor da, Türkiye’ye çok üzülüyor da onun için, sanki o nedenle dağa çıkmışlarmış da gibi bir sürü hezeyanvari beyanatlar... Kargaları bile güldürecek cinsten.

Aslında PKK’nın sözde liderleri çok iyi biliyor ki, kendilerine en büyük darbe cemaatlerden geliyor. Ve bu aziz memleketi bölmeye en büyük engel dindarlar ve dini cemaatlerdir. O nedenle de -kendilerince haklı olarak- dini cemaatlerden şikayet ediyorlar. Bunu gayet iyi anlıyoruz ve kendilerine hak veriyoruz da. Asıl bizi kahreden ve üzen, bu aziz vatanda oturup, bu milletin ekmeğini yiyen, her türlü nimetinden faydalanan bazı etkili ve yetkili ağızların, PKK ağzı ile konuşuyor olmalarıdır. İşte bunu anlayamıyoruz, buna üzülüyoruz.

Halbuki PKK’yı düşman ilan eden ve düşman diye tarif eden bu çevrelerin, PKK’nın düşman diye belirlediği ve hedef gösterdiği dini cemaatleri dost edinmesi, onları sahiplenmesi, hizmetlerini takdir etmesi gerekmez mi? ”Zira düşmanın düşmanı düşman kaldıkça dosttur hakikati” bunu gerektirir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.