1. YAZARLAR

  2. Musa Kazım YILMAZ

  3. Cemaat ve gizli teşkilat arasındaki farklar
Musa Kazım YILMAZ

Musa Kazım YILMAZ

Yazarın Tüm Yazıları >

Cemaat ve gizli teşkilat arasındaki farklar

A+A-

Cemaat” kavramı Kur’an’ın 62. Suresi olan Cuma Suresinde geçen kelime ile anlam bakımından yakın ilişki içindedir. Cemaat, özelde Cuma günü, genelde de diğer günlerde Camide toplanan müminlere verilen bir isimdir.

İslam tarihinde her caminin bir cemaati olmuştur. Başka bir ifadeyle yıldız gibi parlayan her âlimin etrafında bir cemaat oluşmuştur. Fakat fesat ve karışıklık zamanlarında bazen cemaat adı altında bir araya gelerek Müslümanları başka maksatlara yönlendirenler olmuştur. Askerlikten muaf olmak için Hacı Bayram-ı Veli’ye bağlılığını ilan eden binlerce sahte mürit gibi…

İslam tarihinde bazen de bir âlim, “cemaat” karakterine sahip olmayan bazı insanları bir araya getirmiş ve onları bir suç örgütü haline getirmiştir. Bunlar kendilerini cemaat ilan etseler de, artık onlar cemaatten çok örgüt ve gizli birer teşkilattırlar. Önce Hz. Ali’ye (r.a), daha sonra Emevi ve Abbasî halifelerine karşı gizlice teşkilatlanan hariciler, Simavna Kadısı Şeyh Bedrettin, Nizamiye medreselerinin öğretim üyelerine ve diğer İslam âlimlerine su-i kast tertip etmek maksadıyla kurulan Hasan Sabbah’ın teşkilatı [Haşhaşiler], böyle bir teşkilat karakterine sahip topluluklardır.

Bu gizli teşkilatların özelliği, gayri meşru bile olsa liderlerinin verdiği emri mutlaka yerine getirmeleri ve onun emrine asla aykırı davranmamalarıdır. Bir özelliği de, liderlerin aynı zamanda siyasî birer kişilik olmalarıdır. Camide ve tekkede dini vaazlar verirken, gizli mahfillerde tamamen siyasi konuşmalar yaparlar.

Oysa dini cemaatin özelliği, her şeyden önce gizli olmaması, bilinmeyenlerinin ve sırlarının fazla olmaması, liderin hem özde hem de sözde İslam’a bağlı olması ve siyasetten uzak durmasıdır. Dini bir cemaatin lideri, Müslümanların dava geleneğinde, devletle savaşmak diye bir şeyin bulunmadığını bilir. Bu itbarla cemaatin dini lideri zulüm dahi görse, hapse de girse, yanlış anlaşıldığını düşünür ve: “Ben ehl-i dünyanın değil kaderin mahkûmuyum” der ve çilesini çekmeye rıza gösterir.

Müslümanların dava geleneğinde devletle savaşmanın bulunmadığını gösteren en iyi örnek İmam Hasan-ı Basrî’nin Haccac-ı Zalim’e isyan edenlere gösterdiği tavırdır. Kufe ve Basra’daki ulema ve fakihler, Emevi halifesi Abdülmelik b. Mervân’ın Irak Valisi Haccac-ı Zalime karşı isyan ettiği halde, İmam Hasan-ı Basri bu isyana katılmadı ve tasvip de etmedi. Hasan Basri, “Halife’nin tayin ettiği valiye itaat etmek gerekir” dedi ve isyancılara katılmadı. Sonunda isyan edenlerin tümü (alimler dahil) kılıçtan geçirildiler.

Günümüzde değişik adlar altında Nur cemaatleri ve tarikatlar birer cemaat halinde hayatiyetlerini sürdürüyorlar. Bunlar birbirileriyle insani münasebetlerini de devam ettirirler. Ama 70’li yıllarda o cemaatlerden birisi olarak ortaya çıkan Gülen hareketi, öteden beri hep kendisini farklı hissettirmeye çalıştı. Bu yüzden sırları ve bilinmeyenleri çok fazla olan bu topluluk, kendisine “Hizmet Hareketi” veya “Hoca Efendi Cemaati” ismini verdiği halde hiçbir zaman Türk halkının bildiği “Cemaat” standartlarında bir cemaat olamadı. Bu yüzden bu topluluk, “Cemaat” ismini değil, “Örgüt” ve “Gizli teşkilat” isimlerini hak etmektedir.

İlk başlarda (1970’lerin başlarında) “Nurcularla hiçbir alakasının olmadığını” belirttiği halde, 1985’lerden sonra, Türkiye’nin en popüler cemaati olan Nur cemaatinden olduğunu her fırsatta söylemiş ve onlardan eleman devşirmek için çok çaba sarf etmiştir. Abdullah Aymaz, Cemal Uşşak, İhsan Atasoy, Said Alpsoy, Dr. Zeki Sarıtoprak ve bunların benzerleri birkaç kişi bunun açık örneğidir. Nur talebelerinden ilk kopuşunda Gülen ve adamları, Bediüzzaman’ın ismini bile ağızlarına almazlarken, sonraları Nur talebelerinin desteğini almak için her mahfilde onun yolunda olduğunu tabanlarına anlattılar. Ne var ki, Risale-i Nur Kitapları yerine hep kendi kitaplarının okunmasını emrettiler.

Denilebilir ki, dini cemaatlerin en gizli halleri olan malî durumlarıdır. Bu bile, o kadar kolay kontrol altına alınabilir ki, cumhuriyet tarihinde hiçbir dini cemaatin malî durumu, devlet için bir problem teşkil etmemiştir. Fakat bu örgütün mali kapasitesi, yüzlerce devletin ekonomik kapasitesinin çok üstünde bir seviyeye ulaşıp zamanla kontrol edilemez bir hal aldı. ABD’nin bile sadece 48 ülkede üsleri ve askerleri varken, 160’tan fazla ülkede 600’dan fazla okul açmak, her ülkeye “Zaman Gazetesi Temsilcisi” adı altında imam tayin etmek, ülke içinde her vilayete imam atamak, yüzlerce dershane, okul, üniversite, banka şubesi, lojistik nakliyat firmaları, kırtasiye ve konfeksiyon mağazaları v.s açmak, vatandaşlardan her yıl milyon dolarları bulan kurban parası, ayrıca “Hz. Peygamber için kurban keselim” safsatasıyla öğrencilerden bile 10’ar, 20’şer, 50’şer TL para almak… Bütün bunlar, holdingleşmenin de ötesinde bir ekonomik büyüme anlamına geliyor. Artık devlet onların ekonomik kapasitelerini kontrol edemez hale gelmişti. Nitekim bu ekonomik kapasiteyi fark eden yerli ve yabancı birçok holding onlara biat etmeye başlamıştı bile.

Buradan anlaşılıyor ki, ABD bile bu örgüt kadar para transferi yapamıyor. Peki, bu kadar büyük bir ekonomik kapasiteyi kim kontrol ediyor? Gülen’e her sorulduğunda, “Benim bu okullarla, üniversitelerle v.s diğer kurumlarla hiçbir alakam yoktur. Vatanını milletini seven ve hiss-i semahatle hareket eden Anadolu’nun yiğit evlatları böyle bir milli ve dini hizmetin içine girmişler, bu okulları yapmışlar. Benim emekli maaşım, kitaplarımın telif ücreti ve ceketimden başka hiçbir mamelekim yok” diyordu.

Ancak kimse “ABD’nin böyle bir teşkilattan hiç haberi yoktur” diyemez. Bu örgütün yurt dışındaki okullarında İngilizce öğretmeni olarak çalışan ABD’li öğretmenler, The Cemaatin ABD ile olan ilişkisinin güçlülük derecesini ortaya koymaktadır. Nitekim ABD, hiçbir zaman siyasal ilişki kuramadığı Kamboçya, Kuzey Kore ve benzeri ülkelere bu örgüt sayesinde ilişki kurmakta ve istihbarat toplamaktadır.

İşte 15 Temmuz 2016 gününde görüldüğü gibi, kendilerini halka “Cemaat” olarak lanse ettiren bu topluluk suç örgütü üretecek ve halkın üzerine bomba yağdıracak karakterde terörist bir örgüt haline gelmiştir. O gece yaşanan bunca olaydan sonra örgütün lideri ve diğerleri, “Bizim cuntacılarla alakamız yok” şeklinde bildik sözler söylediler ve söylemeye devam ediyorlar. Fakat örgüt çok gizli bir teşkilat yapısına sahip olduğu için, hayatları boyunca ustalıkla takiyye yapabilmişlerdir.

Bunları diğer dini cemaatlerle karıştırmamak gerekir. Hele bazılarının, onları diğer Nur talebeleriyle karıştırmaları ve:Tüm Nurcular Fetöcüdür” şeklinde bir yargıda bulunmaları büyük bir hatadır. Çünkü bu teşkilata bağlı olan birisi o liderden bir suç işleme emri aldığı zaman hemen o emri eksiksiz yerine getirir. Diğer cemaatlere mensup olan insanlar, faraza böyle bir emri aslalar bile yerine getirmezler. Söz gelimi, cemaatin kanaat önderi, “Gidin falancayı öldürün” dediği andan itibaren işler değişir ve onun etrafında bir tek kişi bile kalmaz. Çünkü onları bir araya getiren sadece dini duygulardır. Dini cemaatlerin gizli ve çok gizli kodlarına sahip teşkilat yasaları yoktur.

Gülen örgütü, gayri meşru ve gayri kanunî olan her türlü işi yapabilir. 20 yıl önce Gülen’in yurt dışı imamlığını yapan, daha sonra Gülen’le arası bozulduğu için geri hizmetlerde görevlendirilen bir zattan dinledim; şunu söyledi: “Gülen’in ‘Tamponluk adamlar’ prensibi vardır. Eğer kısmen de olsa cemaatin sırlarına vakıf olan bir eleman cemaatten ayrılırsa hoca onun için ‘Bu adam tamponluktur’ der ve işi bitirilirdi. Yolda yürürken bir adam, fazla zarar vermemek şartıyla arabasıyla arkadan ona çarpar. Adam yere düşer ve yaralanır. Sonra çarpan adam onu arabasına alır ve hastaneye götürür; onun tedavisiyle uğraşır. Tedavi sonunda tekrar cemaate dönmesi sağlanır veya sağlanmaz. Birisi cemaatten ayrıldığı zaman hoca ona ‘Bu tamponluk adamdır” derdi.”

Gülen henüz ABD'ye gitmemişken ve 90'lardan önce bu işi yapıyormuş. Cemaatin yurt dışı imamlığını da yapan, sonra Gülen ile ciddi ihtilafa düşerek pasif görevlere getirilen bu arkadaştan bunu dinleyince inanamadım. Ama arkadaş asla yalan söyleyen birisi değildi. Doğrusu Nurettin Veren ve Latif Erdoğan’a da “Tamponluk Adamlar” meselesi sorulabilir.

Kısacası, darbeden önceki ve sonraki bütün veriler bu topluluğun bir gizli örgüt olduğunu ve diğer dini cemaatlerle hiçbir alakasının bulunmadığını ortaya koyuyor.

Mukayese sizde…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum