1. YAZARLAR

  2. Mehmet ÖZÇELİK

  3. Çanakkale, imanın küfre hakimiyeti
Mehmet ÖZÇELİK

Mehmet ÖZÇELİK

Yazarın Tüm Yazıları >

Çanakkale, imanın küfre hakimiyeti

A+A-

Evet; Çanakkale imanın ve imanlının küfre ve küfranı dağıtıp savunanlara tarih boyunca hiç unutamayacakları bir tokat, bir şamardır. Osmanlı şamarı...
-Çanakkale İngiliz ve tebaaları (Avustralya, yeni Zelanda, Kanada, Yunanistan, Hindistan) toplam dört yüz bin askerle, Fransa’nın 80 bin, toplam 500 bine yakın askerleriyle,denizde yüzdürdükleri batan dağlarına karşı,batmayan kalelerin mücadelesinde;bir defa daha iman küfre meydan okumuştu.
Nusret gemisinin döşediği mayınların belirlediği sonuç ile,ilâhi nusretin desteği birleşmiş;gerçek nusret ve zafer tecelli etmişti.

Ve ilahi nusret Seyyid Çavuş eliyle de tecelli ediyordu. Zira Muhammed oğlu Seyyid 215 okkalık yani 276 kiloluk mermiyi beş basamak sırtında taşıyıp topun ağzına yerleştirerek Allah’ın adı ve izniyle son kurşun, son koz ve imkan idi. Savaşın sonunu belirleyecek son an idi ve öyle oldu. İngiliz zırhlı gemisi Ocean bacasından giren bu mermi ile, zırhlı bir yandan batarken, bir yandan da şaşkına dönen İngiliz ve Fransızlar şaşkınlığı kaçmakla teskin ediyorlardı.

Düşmanı şaşırtan olay ise; kimle çarpıştıklarının, karşılarındakinin görünenler mi, yoksa görünmeyenler mi olduğunun bilinememe ve çözülememesinde saklı idi.
Vehbi Vakkasoğlu Çanakkale ile ilgili hatırada: “Binbaşı Ömer Lütfi Bey'in 'Yetiş ya Muhammed; kitabın gidiyor!' feryadı Medine-i Münevvere'ye öyle bir ulaşmış ki Efendimiz'in geldiğini, ilahi yardımların yağmur gibi Mehmetçikler'in üzerine yağdığını idrak edememek mümkün değil. Rivayet o ki; 1915'de Hindistan'dan Peygamber sevgilisi bir zat, bölgedeki savaşa aldırmaz ve doğruca Medine'ye gider. Ama gider görür ki; Peygamber'in ruhaniyeti orada değildir. Ağlayıp sızlanır. Türbedarın kapısında bekleyen yaşlı bir adam, yolcuya üzülür. O gece rüyasında Peygamber'i görür. Ona der ki, "Hindistan'dan gelen ümmetime söyle. Ona görünmemem, adımı taşıyan asker evlatlarım Çanakkale'de zor durumda; onları yardım için orada bulunuyorum."

Binlerce yıldır bizi tanıyan düşman, başta İngiliz ve Fransız; Çanakkale’de daha iyi tanımış oldu. Çanakkale ordumuzun tarihi seyrinde tüm imkansızlıklar ve bitti denilen noktada yeniden sünbüllenebildiğimizin ifadesi olarak görünmemizi göstermiştir.
Ve hırsla dolu olan düşman;ne kadar büyük olursa olsun,manen,ruhen ve içinin boş olmasından dolayı yıkılabileceğini bir defa daha görmüş,görünmüş ve de tüm dünya ve tarih isbatlayarak göstermiştir.
Bizim için vatanın en küçük bir ferdi,düşmanın en büyük fertlerinden ve komutanlarından daha büyüktür.
Binaenaleyh;bu savaş bizim için bir “Yedek Subay” savaşı olmuştu.
Yılların emeği gelecek nesillere müstakbel yemeği hazırlamış,düşmana bu yemeği ve nimetleri zehir etmişti.
Ve yıllardır,belki de asırlardır o zehirin etkisiyle kıvranmış ve de kıvranacaklardır.
Güçler,diğer ifadeyle sıkletler eşit olmamasına rağmen bizler 253 bin şehid vermiş,düşman ise;252 bin ölüsünü bırakarak kaçmıştı...
Çünkü bizimkiler ölüme gülerek,düğüne koşar gibi giderken,düşman ölmemeye ve ölmemek için gidiyordu. Fark gayet net ve açık...

Çanakkale kilit noktası olduğundan çok önemliydi. Çünkü o şifre çözülürse,her şey çorap söküğü gibi sökülecekti.
İngiltere başbakanı Churcill’in dediği gibi;bunun çözülememesi,birinci dünya savaşının iki sene daha uzamasına sebeb olmuştur.
Bu Müslüman Türklere bu ruh,dinin bağlayıcı,kopma ve dağılmadan koruyucu esasından kaynaklanmaktaydı.
Yani;1. dünya harbinde tüm Müslümanları bir fetva cihada çağırmaya yetiyordu.

Bu arada ingiliz siyaseti ve ingiliz kini de,kinini kusmaktaydı.
Yani Anzakları da kendi hilelerine alet etmekteydiler. İşte bakınız;bir Anzak asker;”Bir gün çok susamıştım,su içmek için dereye indim. Bir Türk subaya başımda bir anda beliriverdi. Ödüm koptu. Fakat susuzluktan oraya geldiğimi anlayınca; Haydı iç ve çekil, git buradan dedi, bana dokunmadı.”
Bir diğer anzak da: ”Biz kaçarken ayaklarımıza çaput bağlıyorduk. Çünkü Türk askerinin ölüsüne (şehitlere) ayakkabımızla basarız da uyanırlar diye korkuyorduk.”
İki anzak,İngilizlerle  Çanakkale’ye gidecek olan iki tümen anzak askerini,200 kişilik süvari birliğine karşı koyarak geciktirmeyi başardılar.
Peki neden savaşa gidip,İngilizlere katıldıklarına gelince;bir çok sebeble beraber,-Halifeyi kurtarma- bahanesi onları sevk eden önemli faktörlerden idi.
Nitekim bunu teyiden Nezih Uzel’in konu ile ilgili yazısında:”Haydar paşa İngiliz mezarlığında,tesbit edilen 31 müteveffayı sıralarken bunların bir kısmı –isimsiz- büyük bir kısmı ise İslami isimlerdir

Evet,Çanakkale geçilmez. Doğru,geçilmez. Çünkü karşılarında duran Kim? Bilen kim? Kim biliyor? Melek mi? Cin mi? İns- mi? Dünyalıklar mı? Başka yurtların,ülkelerin mahlukları mı? Düşman;”Meçhul orduyla” savaşıyor. Meçhule kurşun sıkıyor,bombar duman yapıyor. Asker meçhul.. anıt meçhul.. Aman Allahım! Biz asırlarca meçhul askerler tarafından korunmuşuz da haberimiz yokmuş! Demek biz yalnız değilmişiz! Kimmiş bu meçhuller???
Çanakkale geçilmez. Çünki Stalin’in ilk hedefi Çanakkale boğazını ele geçirmek idi.
Eğer gayb perdesi açılsaydı,savaşın tüm safhalarının harikalarla dolu olduğu daha zahir ve net görülecekti.
Nitekim:”Batan düşman gemisinden ayağı yaralı yüzerek sahile çıkmaya çalışan düşman subayı,karşısına çıkan Türk neferinin kendisine yaptığını özetle şöyle anlatıyordu:”Türk askeri yanıma yaklaştı,yere diz çöktü,cebinden çıkardığı sargı bezi ile yaramı sardı,kaputunu çıkardı,titreyen ıslak vücuduma sardı. Mermi yağmuru altında koluma girdi. Yavaş yavaş geriye doğru yürüdük. Türkler siperlerinde bana sıcak çay ikram ettiler. Kendime geldim.”

Çanakkale askeri bedrin arslanlarını hatırlattığı gibi, bir cihetle Yavuz’un askerlerini de hatırlatmaktadır: İşte bir Çanakkale şehidi olan Hasan Etem’in 17-Nisan-1915’de annesine yazdığı uzun mektubun bir bölümü:
İşte bu geçen dakikalar anında,hizmet eri!
-Efendim,çayınız,buyurunuz içiniz,dedi.
-Pekala,dedim. Aldım baktım,sütlü çay...
-Mustafa bu sütü nereden aldın?dedim.
-Efendim,şu derenin kenarında yayıla yayıla giden sürü yok mu?
-Evet,dedim. Evet ne kadar güzel.
-İşte onun çobanından 10 paraya aldım. Bağlardan üzüm alıp,asmalarının altına Yavuz’un askerleri de parasını koymuştu. Ruh aynı ruh..

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum