1. YAZARLAR

  2. Mustafa ÖZCAN

  3. Çağdaş Gazali muhipleri
Mustafa ÖZCAN

Mustafa ÖZCAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Çağdaş Gazali muhipleri

A+A-

Mevlana Celaleddin Rumi dili Farsça olmasından dolayı  Araplar tarafından fazla tanınmamıştır. Derinlemesine öğrenilememiştir. Halep ve Şam geçmişine rağmen yine de Arap dünyasında fazla makes bulmamıştır. Mevlana’nın kültürel havzası Horasan ve Anadolu’dur ve bundan dolayı da etkisi bu bölge ile sınırlı kalmış ve Arap dünyasında fazla yankılanmamıştır. Kullandığı ince ve yüksek dili de çevirisini zorlaştırmıştır.  Abbasiler döneminde şuubiler milliyet gayretiyle ve asabiyetle ve biraz da devletin teşvikiyle klasik Pers kültürünü Arapçaya aktarmışlardır. Lakin daha sonra Mevlana’nın eserleri ve Farsça hikemiyat ürünleri yeteri kadar Arapçaya çevrilememiştir.  Mısırlı ünlü düşünür Abbas Mahmut Akkad, Celaleddin Rumi hakkında nadir makalelerden birisini yazmıştır. Rahmetli dostumuz Ahmet Behçet de Mevlana Hazretlerini çok severdi.   Dilinden dolayı Mevlana aşinalığı yeterli olmasa da Arapça yazmasından ve içtenliğinden dolayı Gazali, Araplar ve İslam milletleri tarafından benimsenmiş ve onun ötesinde özümsenmiştir. Akkad, Gazali ile hatime yapmak istemiştir. Yani Gazali’yi yazarak ölmek istemiştir. Gerçekten de Gazali’nin ölüm sahnesi Mevlana’nın ölümü tasvirine benzer. Gazali cemmü edeple ölümü hazırlanmış Hazreti İsmail gibi ölüme teslim olmuş ve bu sahneyi düğüne ve bayrama gider gibi karşılamıştır. Akkad da Hazreti Peygamberden sonra İslam’ın en büyüğü olarak saydığı ve tanımladığı Gazali’yi yazarak yazarlığını taçlandırmak istemiştir. Lakin nasip olmamıştır. Elbette bütün edebiyatçılar gibi Akkad da mübalağacıdır. Gazali konusunda söyledikleri mübalağa mesleğine yorulabilir. Lakin Gazali daima bir cazibe odağı olmuş ve yüzyıllar boyu sürekli olarak sevilmiş ve okunmuştur.

*
Mustafa Meraği Sudan’a yargıçlık yapmak üzere giderken hocası Muhammed Abduh ile vedalaşmaktadır. Vedalaşma sırasında Muhammed Abduh, Mustafa Meraği’ye şunu söyler: ”Yanında İhyau Ulumiddin var mı?” O da olduğunu söyler ve böylece Muhammed Abduh talebesinin Sudan seferinde manevi azığında bir eksiği olmadığını görür. Gazali’nin kitapları ve özellikle hulasası İhya herkes için yol ve ahret azığıdır. Çağdaş birçok yazar da Gazali’den istiğna edememiştir. Bunlardan birisi Muhammed İmare ve diğeri de Mısırlı Muhammed Gazali’dir. Muhammed İmare bir yazısında Gazali’nin Aristo ve Sokrat’tan daha büyük olduğunu söyler. Bir zayıf hadiste ‘ümmetimin uleması Beni İsrail peygamberleri gibidir’ denmektedir. Şii hadis koleksiyonlarında da bu hadise rastlanmaktadır. Hadis zayıftır, değildir ayrı bir konu. Lakin Muhammed İmara’ya göre, Gazali gibi alimler sadece Beni İsrail peygamberlerine benzemiyor aynı zamanda Yunan filozoflarını da geçiyor. Muhammed İmare Gazali’nin Farsça risalelerinin önünde kendisini ilginç bir halet-i ruhiyeye kaptırdığını söylüyor. Şöyle yazıyor: ”Ebu Hamid’in risaleleri önünde adeta kendimden geçtim. Gazali ilahi aşk ve sevgiyle meşbu ve dolu bir zat idi. Onun sevgisi ve aşkı beşere pay edilse ve dağıtılsaydı eminim ki bütün beşer arifi billahlıktan hissemend ve nasipdar olurdu.” Bu Maiz’in tevbesi meselesine benziyor. Hadiste denildiği gibi Maiz öyle bir tevbe etti ki, bir topluluğa dağıtılsaydı hepsine yeterdi.
 
*
Mısır’da Mecelletü’l Ezher Yayın Yönetmeni Muhammed İmare,  Gazali ile ilişkilerini şöyle tanımlar: ”Gazali’ye ilgim başta tarafsız bir ilgiydi. Büyüdükçe ve tanıdıkça kendisini sevdim ve bir daha bırakamadım. Zira onda gördüğüm aşk ve bağlılık bende onun insanlığın zirvesinde dolaştığı intibaını uyandırdı. Zamanla onun mübtelası oldum. Halbuki ben ona göre tasavvuftan ziyade akılcılığa meyilliydim…” Yusuf Karadavi de aynı şekilde Gazali’yi tanıdıktan sonra bırakamadığını söyler. Münekkitleri ile Severleri Arasında Gazali adlı küçük hacimli kitabı sahasındaki eşsiz eserlerden birisidir. Bununla birlikte hem Muhammed İmare hem de Yusuf Karadavi Gazali ile beraberliklerinin kendilerini İbni Teymiye gibi farklı zevattan da koparmadığını söylerler.

Sevginin hazinesi elbette ki Allah’ı tanımak ve bilmektedir. O'nu bilmeye giden yolların adı da tasavvuftur. Lakin tasavvufun ismine ve resmine takılanların bu yolculukta nasipleri yoktur. Zira isimle uğraşmak kışır yani öz değil kabuktur. Mesele isim üzerinden başkalarıyla cedel ve kavga ederek bağcı dövmek değil üzüm yemektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.