1. YAZARLAR

  2. Dursun SİVRİ

  3. Bursa Bediüzzaman’ı Anma ve Anlama programlarından notlar…
Dursun SİVRİ

Dursun SİVRİ

Yazarın Tüm Yazıları >

Bursa Bediüzzaman’ı Anma ve Anlama programlarından notlar…

A+A-

Bursa Bediüzzaman’ı Anma ve Anlama programlarından notlar…

 

Vefatının 52. Yıldönümünde Türkiye’nin bir çok yerinde hatta yeryüzü coğrafyasında Bediüzzaman Said Nursi’yi Anma ve Anlama programları yapılıyor. Her yıl bu vesile ile yapılan programlar bir öncekine göre daha kapsamlı, daha anlamlı oluyor.

Bursa Bediüzzaman’ı Anma ve Anlama Platformu’nun bu yıl (2012) programı da tüm zamanların en anlamlısı denilebilecek güzellikte gerçekleşmiştir.

 

Olaya sadece günümüz konjonktür ve perspektifinden bakacak olursak değerlendirmeleri abartılı görülebilir. Elli iki (52) yıl öncesi ile şu içinde bulunduğumuz ve gelinen noktayı mukayese edersek “Nereden nereye!…” demekten kendimizi alamıyoruz.

Sosyal faaliyetlerin haber değerini artıran programda yer alan isimlerin konumları ve popülerliğidir. Bu programda da resim aynı görülebilir. Ancak anlamı çok farklı

Evet Bursa Bediüzzaman’ın Anma ve Anlama Programına Başbakan Vekili sıfatı ile sayın Bülent Arınç’ın katılması başlı başına öneme haiz bir konudur. Bursa Valisinin, Üniversite Rektörlerinin katılımı ve konuşma yapmaları hem haber değeri bakımından hem de konuşmaların içeriği, verilen mesajlar bakımından da çok önemlidir. Programın haberi bir çok gazete ve haber sitelerinde yayınlandı. Haberlere bakıldığında herkes kendince önemli bulduğu bir cümleyi ve enstantaneyi öne çıkarmış olduğu görülüyor. Halbuki programın ifade ettiği anlamı kadar içeriğinde değerlendirilmesi gereken çok şeylerin olduğudur

 

Programı izlemeye Bursa’ya gittik. İki günlük programın her karesini takip edip daha detaylı değerlendirebilmek istedik. Haberin sıcağı sıcağına verilmesi haberciliğin doğası gereğidir. Sonradan yapılan değerlendirmeler hem haber değeri hem de dünyanın en ücra köşesinden merak ederek takip edenlerle sevincin paylaşılması bakımından önemli kabul edilmelidir. Gözlem, tespit ve yorumlarımızın şevke medar olacağını temenni ediyoruz. Programın muhtevasından dolayı yazı haliyle biraz uzun olacaktır.

 

(Fotoğraflar için TIKLAYINIZ)

 

Bursa Bediüzzman’ın Anma ve Anlama Platformu

 

Bu yıl ikincisi gerçekleşen platform, Risale-i Nur eksenli hizmet grupları, Bursa Büyükşehir Belediyesi, akademisyenlerden teşekkül eden bir yapı. Büyükşehir Belediyesinin eski merinos fabrikasının alanına inşa edilmiş olan son derece modern devasa kültür merkezi 3 bin kişilik büyük bir anfi salonu ekinde başka birimleri olan bir külliye...

 

Program akışı

 

Anma programının iki ana programdan ibaret. Merinos Kültür Merkezindeki Panel ertesi gün Bursa Ulu Camideki Mevlid Programından oluşuyor. Tespit, yorum ve değerlendirmelerimiz ağılıklı olarak panel üzerine olacaktır. Fethi Çağıl’ın sunuculuğundaki program hafız İbrahim Altuntaş’ın Kur’an-ı Kerimden enfes aşr-i şerif kır’aatiyle başladı. İbrahim Altuntaş, âmâ ve bir camide müezzin. Kanal 7 televizyonunda Mustafa Demirci’nin yönettiği “İlahilerini söyle” yarışmasının ikincisi. Müzisyenliğindeki yetkinliği, makamı Kur’an okuyuşu ile izleyenleri mest etti.

 

Protokol konuşmaları ile yazılan tarih

 

Protokol konuşmalarında, platform ve program organizasyonunda yer alan grup ve kurumlar adına açış konuşmaları yapıldı. Bunlar, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Abdullah Karadağ, Platform adına, Prof. Dr. Hikmet Sami Yıldırımhan, Bursa Teknik Üniversite Rektörü Prof. Dr. Ali Sürmen ve Uludağ Üniversitesi Rektörü adına Prof. Dr. Fikri Pala kısa bir konuşmalar yaptılar.

Listeye bakıldığında her hangi bir sosyal faaliyetin bilinen prosedürlerinden alışılmış, sıradan bir akış olarak değerlendirilebilir. Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur hareketinin evveliyatından günümüze hızlı çekimle geçmiş süreci hatırlayanlar için bu sahnenin anlamı çok büyük.

 

Kırk yıl önce Bursa’da Teknik lise ikinci sınıf talebesi iken imam hatip öğrencisi yurt arkadaşı İbrahim Güleç vesilesi ile Risale-i Nurlarla Ali Çakmak ağabeyin kuruyemişçi dükkanında tanışmıştım. 12 Mart 1971 muhtırasının travması ile Nurların avukatı merhum Av. Bekir Berk’in İzmir Narlıdere cezaevinde bir aralarında Fethullah Gülen’in de bulunduğu bir grup nur talebesinin mahkum olduğu kasavet ortamında üç beş kişi ile risalelerin gizli okunduğu dönemi yaşayan biri olarak gelinen şu tabloyu seyrederken hep ağladığımı itiraf edeyim. “Nereden nereye!....” cümlesi o kadar büyük anlamlı çağrışımlar yaptı ki…. Programı seyrederken o günler hızla film şeridi olarak gözümün önünden geçiyordu.

 

Bursa valisinin konuşması, Bediüzzaman’ın asrın müceddidi olarak ifade etmesi, yarım asır üzerinden geçen yıllara bakıldığında din ve vicdan hürriyeti, temel hak ve hürriyetler alanında Bediüzzaman’ın etkisini, bugüne gelişimizde Bediüzzaman’ın etkisini ikrar edip devlet adına gecikmiş şükranlarını sunuyordu. Bediüzzaman Kastamonu’dan Denizli’ye sevk edildiğinde Ankara’da zamanın valisi Nevzat Tandoğan Üstadın sarığını çıkarmaya yeltenir. Üstad eliyle “başından bul” diye tepki verir. Evet vali başından bulur. Oğlunun karıştığı bir dava yüzünden sorgulanmayı içine sindiremez tabancayı başına dayayıp tetiği çeker. Bu memlekette komünistlik gelecekse onu da biz getiririz size ne oluyor diye komünist gençlere de tepki veren kudretli valiyi hatırlamamak mümkün mü? Bursa valisi Şehabettin Harput’u dinlerken.. “Nereden nereye!..” diyoruz..

 

Başbakan Vekili Bülent Arınç tarihe not düştü

 

Bülent Arınç üniversite yıllarında iman ve Kur’an davasının içinden gelen günümüzün Türkiye’side önemli bir aktör. Çok yüksek motivasyonlu dava şuuru hiç eksik olmamış halen o şuuru canlı tutabilen, makam ve mevkiin şahsiyetinde deformasyona sebep olmadığı ender şahsiyetlerden olduğunu ifade etmek mübalağa değil hakkı teslim etmek olur. Gençlik yıllarında Risale-i Nurlardan istifade ettiğini konumundan ve sıfatından çekinmeden iftihar ederek anlatıyordu. İnançlarından aldığı heyecanı pratiğe yansıttığı ortam uzun yıllar siyaset alanında Milli Görüş zemininde siyasetle iştigal ettiği malumu ilan olur. İman kardeşliği ortak paydasında Risale-i Nur camiası ile ortak paydada buluşurken siyaseten farklı kulvarda yer aldığı bilgi notu hatırlatmasından bir yere gelmek istiyorum.

 

Geçen zamanın çok analiz ve değerlendirmeleri oldu. “Dedim-dedi veya demedik mi?” gibi polemiklerin hiçbir anlamı yok. Bugün ülke mukadderatında söz sahibi ve tepe noktasında yer alan aktörlerin bu noktaya gelmeleri sadece siyasetin yalın kurları ile izahı yeterli olmaz. Siyasi parti olarak ortaya çıktılar, inişler, çıkışlar ve çileler yaşadıktan sonra buraya geldiler gibi basit tespit meseleyi anlatmaya yetmez. Her şeyden önce dava şuuru, sorumluluk bilinci yüksek bir motivasyonun, esbaba tevessül, fiili dua, topluma kulak verme, geri bildirim alma, zamanı doğru okuma gibi birçok parametreler ve perspektiften bakan bir analiz yapılarak buralara gelindiği söylenebilir. Risale-i Nur dersleri ve dersaneleri, takke, tesbih ve seccadenin suç sayıldığı yıllardan hatıralar aktardı. Hukuk fakültesi öğrencisi iken Maltepe’de bir apartman dairesinde risale dersi yapılırken baskın yapıldığında 221 kişinin olması, bir dizlik yerde iki insanın oturduğu tıklım tıklım derslerin yapıldığı yıllardan bahsederken dolaylı bir iftihar ihsas ediyordu. “Dün olsa bu adresleri veremezdim, hemen polis tarafından basılabilirdi” garipliğini de esprili bir üslupla anlattı.

 

Sadeleştirme meselesine de değindi

 

“İlk zamanlar risaleleri anlamıyorduk. Ama mutlaka bir şeyler alıyor ve hissediyorduk. Sonradan anladık ki, biraz dikkat edildiğinde bilmediğimiz kelimenin ardından anlamı bilinen kelimelerin geldiği, dolayısıyla anlaşılabilir olduğuna” özellikle dikkat çekmesi mânidardı. Sadeleştirme meselesinin gündemde olduğu şu günlerde bilinçli ve ince bir mesaj vermeyi de ihmal etmedi.

 

Genç bir avukat iken 163. Madde ile ilgili çok davanın avukatlığını yaptığını, bu davaların bazılarında merhum Av. Bekir Berk’le katıldıkları bir dava ile ilgili hatırasını da paylaştı.

Risale-i Nur hareketinde karşılaşılan sıkıntıların, o sıkıntıya sebep olan geçmişteki karar vericileri şimdi millet hiç hatırlamıyor. Ama risalelerin dünya çapında inkişafını, ders olarak okutulduğu, doktora tezleri olduğu gibi gelişmeleri hatırlatması nur talebeleri olarak bahsedilmesi gayet normal bir olaydır. Ancak uzun yıllar devletin yok saydığı, 1935 yılında Isparta’dan Eskişehir mahkemesine sevk sırasında imha kararı verildiği zamandan bugüne gelinen noktadan devlet adına başbakan vekili sıfatı ile bu sözlerin söylenmesi tarihin altın sayfalarından bir sayfa olarak kabul etmek lazımdır. Ne kadar şükretsek azdır. Söyleyenleri de tebrik etmek hakperestlik olur.

Şunu kat’i kanaatim olarak beyan ederim ki, vefatından sonra da Bediüzzaman’ın hayattaki tasarrufu devam eden Gavs-ı Âzama Abdulkadir Geylani gibi tasarrufu devam ediyor şu zamanımızda da biiznillah süreci yönetiyor. Çünkü Risale-i Nurların ilk telifi yıllarında “bu nurlar parlayacak” demişti. Mânâ âleminde bu günleri görmüş olmalı ki o vizyon sözünü söylemişti.

 

Panel konuşmaları

 

Programın asıl bölümü yeni anayasa yapımı sürecinde hak ve hürriyetler konusu üzerineydi. Av. Mustafa Tuncel’in moderatörlüğünü yaptığı panelin konuşmacıları;

Iğdır Üniversitesi İlahiyat fakültesi dekanı Prof. Dr. Şadi Eren, Anayasa eski raportörü Doç. Dr. Osman Can, Prof. Dr. Mümtazer Türköne, siyaset bilimci Doç.Dr. Ahmet Yıldız…

Bülent Arınç, konuşmasından sonra bir nikah şahitliği programına katılacağını sonra tekrar gelip paneli dinleyeceğini ifade ederek ayrıldı. Gerçekten biraz sonra panelistlerden Prof. Dr. Şadi Eren konuştuktan sonra ikinci konuşmacı Osman Can’ın konuşmasına başlamadan geldi dinledi. Çünkü konu önemliydi. Yeni anayasa için temel teşkil edecek şeyler konuşulacaktı.

 

Doç.Dr. Osman Can’ın dördüncü Said dönemi tezi ve tespiti

 

Osman Can anayasa çalışmaları başlamadan önce yazıları ve çeşitli ortamlarda verdiği konferansları ile ortaya koyduğu tez ve teklifi şuydu: “Hukukçular anayasa yapamaz. Anayasayı halk yapar. Halkın talepleri alınır hukukçular o talepleri formülize eder” diyordu. Bu söz kamuoyunda ma’kes buldu. TBMM’de anayasa uzlaşma komisyonunun çalışmalarında ilke olarak kabul gördü. Böyle bir yaklaşım uzlaşma komisyonunda yer alan muhalefet temsilcilerini de mecburen sürecin içinde kalmalarını mecbur ediyordu. Moderatör Mustafa Tuncel Osman Can’ı takdim ederken “ezber bozan çıkışları ile hukuk camiasının namusunu kurtardı” diye takdim etti. Elhak öyledir.

Osman Can Bediüzzaman konusunda uzman olmadığını, gelmeden önce birkaç makale ve Hutbe-i Şamiye eserini okuduğunu söyleyerek başladı. Risale-i Nur ve Bediüzzaman konusunda uzman olmadığını söyleyerek başlamakla beraber yıllardır risale okuyan bir çok insandan farklı özgün tespitler ortaya koydu.

 

Hürriyet ve demokrasi söylemlerinin çok kullanılmakla beraber fiiliyatta uygulamanın hiçbir zaman gerçek demokrasi uygulanmadı. Göreceli olarak 1919 ile 1921 yılına kadar demokratik parlamenter sistem ancak iki yıl uygulandı. Ondan sonra askıya alındı. İsim ve resimden ibaret olduğunun altını çizerek ifade etti. Bediüzzaman’ın bu konjonktürde inzivaya çekilmesinin gerekli olduğu, toplumsal yapının, iman hizmeti ile bireylerin şuurlanması gereği üzerine yoğunlaştığını tespit ettiğini söyledi. Üç Said döneminden sonra vefatından sonraki dördüncü Said döneminde Bediüzzaman’ın görüşlerinin etkili olduğunu ve şu zaman da bu dönemin içinde olduğumuzu anlattı. Hutbe-i Şamiye eserinden altı hastalık ve çarelerinden etkilendiğini, ümitvar olmaya çok gerekçelerimiz olduğunu söyledi. Konuşmalarının her cümle başında “Bediüzzaman hazretleri…” diye başlayan nezaketi dikkat çekiciydi. Konunun uzmanı değil ama fikirleri günümüzde çok değerli olduğu görüşünü çok açık beyan ediyordu.

 

Mümtazer Türköne ise gerek cumhuriyetin ilk yıllarında ittihatçı komiteci din düşmanı eksenindeki bürokrasinin aktörleri, gerekse 27 Mayıs la başlayan darbeci damarın içinde yer alanları “çakal sürüsü” olarak adlandırarak sert yorumları ile dikkat çekti.

Doç Dr. Ahmet Yıldız, Münazarat konferanslarının hazırlık mutfağındaki çalışmaları ile oldukça öz ve bilimsel içerikte bir sunum yaptı. Risale-i Nur ve Bediüzzaman’ın hayatında güncelle ilgili soru ve cevaplar tarzında takdim ettiği konuşma tam bir manifesto niteliğindeydi. Hangi bir cümlesini aktarıyım. Yazı çok uzar.

 

Panel konuşmalarını hiç sıkılmadan tüm katılımcıların yanında hükümetin en yetkili ismi ve milletvekillerin de izlemesi çok anlamlıydı.

Konuşmaların içeriği, konuşanlar kadar programın zamanlaması katılımcıları bakımında da son derece anlamlıdır. Tarihi bir gündür.

“Kim söylemiş?... Kime söylemiş?..Ne söylemiş?... Ne Makamda söylemiş?..” şablonundan olaya bakınca programın her karesi çok önemli ve değerlidir.

 

Bursa Bediüzzaman’ı anma ve anlama platformu geçmişten günümüze kazanılan tecrübelerden süzülen bir iftihar tablosu ortaya koymuştur.

Uhuvvet,  muhabbet, tesanüt mesailerin tanziminin en güzel örneğini bütün dünyaya gösterdiler. Bu iklimin daimi ve kurumsal bir yapıya dönüşmesi temennimizdir.

Programın üçüncü seansında ise Bediüzzaman hazretlerinin sağlığında iken yakın hizmetlerinde bulunmuş Mehmet Fırıncı, Said Özdemir ağabeyler hatıralarını anlattılar. Bursa’nın üstadın sağlığında risale hizmetlerini başlatan Ali Çakmak ağabey de hatıralarını anlattı. Program gecenin yarımında hitam buldu.

 

Protokol konuşmalarının arasında Abdulah Yeğin ağabeyin program hakkında videoya alınmış kısa konuşması yayınlandı. Sakinliği ile bilinen Yeğin ağabey bu sadeleştirme meselesine çok canı sıkılmış, çok celalli bir değerlendirme yaptı.

Ertesi gün Ulucami de mevlid-i şerif okundu. İrtibatta ifratın pratiği. Dostlar hasret giderdi, gönüller, ruhlar şevk ve heyecanla doldu.

Bu sevinçli günleri nasip eden Rabbimize sonsuz şükürler olsun. Bugünleri yaşamamıza vesile olan Üstad Bediüzzman Said Nursi ve ahrete irtihal eden talebelerine Cenab-ı Hak rahmetiyle muamele ederken bizleri de şefaatlerine nail etsin. Amin.

Platformda yer alan ismi bilinen bilinmeyen bütün ağabey ve kardeşlerimiz tebrik ediyoruz. Konaklama, ikram ve misafirperverliklerinden dolayı çok teşekkür ediyoruz. Daha nice benzer programlar ve faaliyetlerde buluşmak temennisiyle...

 

(Fotoğraflar için TIKLAYINIZ)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum