1. YAZARLAR

  2. Afife ARTIK

  3. Bunca varlık vâr iken gitmez gönül darlığı
Afife ARTIK

Afife ARTIK

Yazarın Tüm Yazıları >

Bunca varlık vâr iken gitmez gönül darlığı

A+A-

Kurban Bayramı’nı rahmetli Ahmet Amcamın evinde yengemle beraber geçirdim. Evin eşyalarının bir kısmı elli altmış yaşlarında vardı. Bulaşık makinası ve teknolojik aletler ve tabi internet de yoktu. Lüks eşyalar ve çoğumuzun olmazsa olmaz dediği çok şeyler de yoktu. Orada on gün kaldık ve ben ‘böyle de yaşanabilir, ne sakıncası var ki?’ dedim kendi kendime. Bugün ise Abdurrahman İraz beyefendinin Afrika’da geçirdiği Kurban Bayramını anlattığı yazısını okuyunca aslında yaşadığımız toplumun günümüz şartlarına göre eksik gibi görünen bu evin de ne kadar lüks olduğunu fark ettim.

Bediüzzaman Hazretleri Lemmatta “Eskide ekser İslam filcümle aç değildi. Tena’uma ihtiyar bir derece var idi. Şimdi ise, ekseri açlığa düştü kaldı. Telezzüze ihtiyar, izn-i şer-î kalmadı. Sevad-ı azam, hem ekseriyet-i masumun maişeti basittir. Tagaddi besatetiyle onlara tâbi olmak bin derece müreccahtır…” buyuruyor. Başka yerlerde de kendisinin sevad-ı azama tabi olmak istediğini ve azınlıkta kalan müsriflere tabi olmak istemediğini belirtiyor.

Demek bu gün ekser islamın aç olduğu bir zamanda lezzetini takip etmek ve azınlıkta olan müsrif kesime tabi olmak hakkında izn-i şer’i yok.

Hem İktisat Risalesinde fakr-u zaruret zamanında ehl-i vicdanın rikkat-i cinsiye vasıtasıyla duyduğu elemin, lezzetlerini acılaştıracağını demiş.

Evet, âlem-i İslam bu durumda iken yeterince lüks bir hayat yaşayamadığımızdan yakınmaktan veya eksiklerimize nazar ederek şükür kapısını kapatıp şekva kapısını açmaktan şiddetle sakınmamız gerek. Bunun için de her zaman nimetler cihetinde kendimizden aşağı olanlara bakmalıyız. Günümüzde aynı gelir grubundan insanlar genelde hep bir arada yaşadığından ne yazık ki zenginler ile fakirler birbirine komşu olmuyorlar. Bu nedenle kendilerinden nimet cihetinde pek de aşağısını görmeyen, onlara yakın olamayanlar gaflete kapılıp şikayete başlıyorlar. Demek nimet cihetinde bizden aşağı olan insanları görmeye ihtiyaç var. Hele ki Afrika ülkeleri gibi içilecek temiz suyu bile bulamayan kardeşlerimizi düşünmek, çeşmemizden her gün aktığından ülfetle pek de kıymetini taktir edemediğimiz su gibi azim bir nimetin kıymetini derk etmemize sebep olacaktır.

İhtiyaç sahiplerine yardım konusunda bazılarımız da ‘ne yapayım elimde imkan yok, zengin olsam ben de verirdim elbet’ diyoruz. Halbuki yaptıklarımıza bakarak neler yapabileceğimiz hakkında bir fikir edinebiliriz. Eğer şu an elimde olanları –ister maddi olsun ister manevi- hemcinslerim ile paylaşamıyorsam hiç şüphem yok ki çok malım olsa da paylaşamayacağım. Paylaşmak için ille de zengin olmak gerekmez. Eğer elimde kendi hayatımı sürdürecek kadar imkan var ise, paylaşacak şeylerim mutlaka vardır. Sahip olduğum bir hurmanın bile yarısını vermek paylaşmaktır. Cimri adam malı olsa da olmasa da cimridir ve cömert olan da malı varken de yokken de cömerttir. Paylaşılacak olan sadece para değildir çünkü. İlgimizi, vaktimizi, sevgimizi, şefkatimizi, güler yüzümüzü ve daha sayamayacağımız nice bize verilmişleri paylaşabiliriz. Paylaştıkça azalmayacağından şüphe etmezsek paylaşmak daha kolay olacaktır. Paylaşmak elimizdekinin eksilmesi değil artması manasını taşır. Muhabbet ettiğimiz kişiler arttıkça muhabbetimizin artması gibi, elimizdeki maddi imkanları ihtiyacı olanlarla paylaştıkça bereketi artar. Ve asıl hayat yurdu olan ahirette bize eşlik edecek olan da, burada nefsimiz için harcadıklarımızdan ziyade başkaları ile paylaştıklarımızdır. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam kestirdiği kurbanın sadece bir butu evde kalıp gerisinin dağıtıldığını öğrendiğinde ‘demek bir but haricindeki kısım bizimdir’ yorumunu yapması ne kadar da manidardır.

Evet, bize kalan Allah yolunda harcadıklarımız mıdır yoksa nefsimiz için alıkoyduklarımız mı? İstirahat ve rahat döşeğinde geçirdiğimiz zamanlar mı bizim yoksa Allah için ter döktüğümüz zamanlar mı?  Nereye yatırım yapacağız, sermayemizi nereye harcayacağız? Bir ticari yatırım yapacağımız zaman o işin kârına bakarız bir de kaybetme riskinin ne kadar olduğuna. Peki malımızı veya sahip olduğumuz her hangi bir değeri sırf Allah rızası için harcamakta her hangi bir zarar ihtimali var mıdır? Ve yine bu işin kârı ne kadardır?

Günümüzün tüketimi aşırı teşvik eden ortamında hemen herkes “zor idare ediyorum, kazandığım ancak bana yetiyor” diyor. Kişinin geliri ne kadar artarsa tüketiminin de o kadar arttığını görüyoruz genelde. Bu yüzden az kazanan da çok kazanan da zor geçindiğini söylüyor. Her zaman en yeni eşyaları ve en son çıkan teknolojik aleti kullanmayı zaruri ihtiyaç bilenin elbette geçimi zor olacaktır. Halbuki insanın zaruri ihtiyaçları bellidir ve çok fazla da değildir. Ancak adet ve görenek belası ile bu az olan zaruri ihtiyaçlar artmış. İnsanın gerçekte ihtiyacının ne olduğunu bilmesi çok önemli. Gerçek ihtiyaçları tesbit edip bunları karşıladıktan sonra dahasına göz dikmemek stresimizi azaltacaktır. Gelir düzeyi ne olursa olsun, maaşı ne kadar artarsa artsın kendi gerçek ihtiyaçlarını bilip onları karşılayan ve etraftan gelen “bu zaruri ihtiyaçtır olmazsa olmaz” telkinlerine kapılmamayı başaran insan şüphesiz daha rahat yaşayacaktır.

Dünya malına bir türlü doyamamamız ve hep daha fazlasını istememiz, bize verilen istidatların ve arzularımızın asıl hedefinin ebedi hayat olması ile de ilgili. Öyle arzularımız var ki onları ancak ebedî olan tatmin edebilir. Esas arzuladığımız ebedî saadettir ve cihazatımız da buna göre verilmiş. Bu cihazatımızın yüzünü esas mecraları olan ahirete çeviremezsek dünya ile bunları tatmin etmeye çalışırız ki bu  da mümkün değildir. Tüm dünyayı da üzerimize tapulasalar, ancak ebed ile sükun bulabilecek bu cihazatın arzuları tatmin olamaz. Ancak Üstadımızın dediği gibi bize verilen duyguların şiddetli olanlarını ahirete, hafif olanlarını da dünyaya sarf etmekle selamete çıkabiliriz.

Bize verilen nimetlerin kıymetini takdir edebilmek, şükrünü eda edebilmek ve hem cinslerimize şefkat edebilmek temennisi ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum